16 Kasım 2014 Pazar

Gilles Deleuze & Claire Parnet - Diyaloglar

.
.
.
.

Diyaloglar
Gilles Deleuze & Claire Parnet
(Çev. Ali Akay), Bğlam Yayınları, 1990, İstanbul


41
Gelecek ve Geçmiş’in pek bir anlamı yok, önemli olan Şimdi-oluş Tarih değil, coğrafya, ne başı ne sonu, ama ortası; sapları ve çatıları olan ağaçlar değil, ortasında büyüyen ve ortasında bulunan ot. Kaldırım taşları arasında daima otlar. Ama tam manasıyla felsefe denilen bu kaldırım taşları tarafından otu boğup, sarartan, ezilen düşüncedir. «İmge» burada ideoloji anlamında kullanılmaz, ama düşünceyi iktidarın belli kurallarına göre yöneten ve eğiten bütün bir organizasyon, dahası onun kendisinde büyüyen ve ona bir iktidar aygıtı yerleştiren anlamındadır: Us (ratio) tıpkı bir mahkeme, evrensel bir devlet, tinlerin cumhuriyeti (boyun eğdikçe yasama görevlisi, yasama memuru olursunuz çünkü sadece saf akla boyun eğersiniz…).

51
Göçebeler hep ortadadırlar. İstep* ortasından yükselir, büyük ormanlara ve büyük imparatorluklara girerler. İstep, ot ve göçebeler, hepsi aynı şeylerdir. Göçebelerin ne geçmişi ne de geleceği vardır, ama sadece oluşları vardır, kadın-oluş: onların harika hayvansal sanatları. Göçebelerin tarihi yoktur. Onların yalnız coğrafyaları vardır.

52
Bu hız sorunu hem çok önemli, hem de çok karışıktır. Yarışmada birinci olmak değildir; hız sayesinde geç de kalınabilir. Bu değişmek de değildir; hız ile birlikte kımıldamaz ve değişmez de olunabilir. Hız, bir oluş ve bu gelişme veya evrim değildir. Bir taksi gibi olmayı gerektirir, bekleme çizgisi, kaçış çizgisi, trafik sıkışıklığı, şişenin ağzı, kırmızı ve yeşil ışıklar, hafif paranoyaklık, polis ile güçlü ilişkiler.

54
Düşüncenin imgesine karşı imgesiz düşünce eylemleri; ağaçlara karşı ot veya köksap; devlet aygıtına karşı savaş makinası; birleştirmelere veya toplanmalara karşı karmakarışık çokluklar; belleğe karşı unutma kuvveti; tarihe karşı coğrafya; noktaya karşı çizgi vs.

61
Toynbee göçerlerin, en ciddi anlamında, ne yolcu ne de göçen, en coğrafi anlamında, olduklarını ve tam tersine kımıldamayanlar, isteplere yapışıp kalanlar, büyük adımlarında yerlerinde duranlar, en büyük yeni silahların icatçıları olarak, onların oldukları yerde bir kaçış çizgisi izlediklerini göstermiştir. (L’Histoire, Gallimart, s.185). Ne geçmişleri, ne de gelecekleri olan göçerlerden tarih hiçbir şey anlamadı.

62
Kim bize bir kaçış çizgisi üzerinde bütün kaçtıklarımızı tekrar bulamayacağımızı söyleyebilir? Sonsuz ana babadan kaçarak, kaçış çizgisi üzerinde Oidipus oluşlarının hepsini tekrar bulmuyor muyuz? Faşizmden kaçarken kaçış çizgisi üzerinde faşist katılaşmalara yeniden rastlıyoruz. Her şeyden kaçarken, nasıl anavatanımızı, iktidar oluşlarımızı, alkollerimizi, psikanalizlerimizi, ana babalarımızı yeniden oluşturmadan kaçabiliriz? Kaçış çizgisinin arı ve basit bir kendikendini mahvetme hareketi ile karşılaşmaması için nasıl davranmalıyız, Fitzgerald’ın alkolikliği, Lawrence’ın cesaretini kaybedişi, Virginia Wolf’un intiharı, Kerouac’ın acı sonu. … Kaçış çizgisi üzerinde, onu çizerken işte sadece bunu öğrenebiliriz: geçirilen tehlikeler, orada bırakılan sabır ve sıkıntılar, sürdürülmekte olan yapılması gerekli düzeltmeler, bütün bunlar kaçış çizgisini kara deliklerden kurtarmak için.

64
Bir kaçış çizgisi üzerinde daima bir ihanet kolgezer. Geleceğini güvence altına almak isteyen bir düzen insanının hilesi gibi değil, ama ne geçmişi ne de geleceği olan basit bir adamın hile yapması gibidir bu. Bizi tutmak isteyen, toprağın yerleşik güçleri ve sabit güçler aldatılır.

74
En büyük yanlışlık, tek yanlışlık kaçış çizgisinin yaşamdan kaçışı içerdiğini sanmak olacaktır; düşgücünde veya sanatta kaçış. Ama kaçmak tersine gerçek üretmek, yaşamı yaratmak, kendine bir mücadele silahı bulmaktır. Genelde, bu aynı yanlış harekette yaşam kişisel bir şeye indirgenir veya eser sonunu kendinde bulmak zorundadır, ya da tam bir eser gibidir ve bu daima yazının yazısına gönderimde bulunur.

75
Gerçekte, yazmada bir sonuç yoktur; çünkü açıkça, yaşamın kişisel bir şeyi yoktur. Yahut yazının amacı yaşamı kişisel olmayan bir güce taşımaktır. Oradan itibaren her türlü toprağı, kendinde taşıyan her türlü sonucu bırakıp gider. ... Yazmanın başka bir işlevi yoktur: akım olmak ve diğer akımlarla birleşmek - dünyanın bütün azınlık-oluşları olmak. Akım şiddet dolu bir şeydir, anında oluşur ve yerini bir başkası doldurur; yaratma ve yıkma arasındadır.

85
(ingilizce-amerikanca) bu emperyalist, hegemonyacı bir dildir. Ama o ölçüde de yeraltı emeğinde yara alabilir yahut dili mayınlayan ağızlar (diyalekt) tarafından bıçaklanabilir ve bunlar ona bir bozulma oyunu ve çok geniş bir değişkenliği kabullendirtebilirler.

Amerikan-dili resmi despotik kendini beğenmişliğini, hegemonyacı ergin kendini beğenmişliğini, ancak kendi kendisini kırması, tuhaf istidatı üzerine bükülmesi, onu içten içe yiyip bitiren, ister istemez resmi olmadan yayıldıkça da bu hegemonyayı kemiren, azınlıkların gizli hizmetine koyularak meydana getirir: iktidarın öbür yüzü. İngilizce daima bu azınlık dilleri tarafından çalıştırılmıştır, anglo-galce, anglo-İrlanda’ca vs., bunların her biri İngilizceye karşı savaş makinalarıdır.

88
... bir beden ne yapabilir? Hangi etkilere sahiptir? Etkiler oluşlardır: bazen bizim eylem gücümüzü azalttığı ölçüde bizi zayıflatır ve (üzüntü) ilişkilerimizi bozar, bazen ise gücümüzü arttırarak bizi daha yüksek ve geniş bir bireye taşıyarak daha güçlü kılarlar (neşe). Spinoza bedene şaşırıp kalmaktadır. O bir bedene sahip olmaya çalışmaktadır, ama bedenin neye kâbil olduğuna şaşırmaktadır. Bedenler cinslerine ve tarzlarınagöre, organlarına ve onların işlevlerine göre kendilerini belirlemezler, ama yapabildiklerine göre, kabil oldukları etkilerine göre, eylem olarak tutkularına göre belirlenirler. Etki alanlarının listesini belirlemeden önce bir hayranı belirleyemezsiniz. Bu yönde birtarla atı ile koşu beygiri arasında bir tarla beygiri ile öküzden daha büyük bir fark vardır. Spinoza'nın çok uzak bir takipçisi sakırgaya (bir tür kere) bakınız, o şöyle söyler: bu hayvana hayranlıkla bakınız, çünkü üç türlü etki ile kendini belirlemektedir, bileşime girdiği ilişkilerin işlevlerine göre yapabildiği bütün hepsi bunlardan ibarettir; üç kutuplu bir dünya ve hepsi bu kadar! Işık sakırgayı etkiler ve bir dalın ucuna kadar ayağa kalkar. Bir memeli hayvanın kokusu onu etkiler ve kendini onun üzerine bırakıverir. Kıllar onu rahatsız eder ve sıcak kan içmek ve derinin içine saplanmak için kıların olmadığı bir köşede yer arar. Kör ve sağır sakırga kocaman ormanda üç etkiye sahiptir ve arda kalan zamanda rastlantıyı bekleyerek seneler boyunca uyur durur. Buna rağmen o ne büyük kuvvettir! Sonuçta, kabil olduğu etkilere ait işlevler ve organlar vardır. Önce basit hayvanlarla başlamak; onların az sayıda etkileri vardır ve ne bizim dünyamıza aittirler nede başka dünyaya; ... İşte felsefi hayvanlar bunlardır.

89
Bedenin daha tam olarak ne olduğunu bilmiyoruz. O (Spinoza) bedenden bir model ve tinden de bedene bağlı bir basitlik yapmak istemektedir. O tinin beden üstündeki sahte üstülüğünü yoketmek istemektedir. Beden ve tin vardır ve İkisi detek ve aynı şeyi anlatmaktadırlar: bedenin özniteliği ve tinin anlatımı (örneğin hız). ... Yalnızca insanların değil, yerleşik iktidarların da bile üzüntü bulaştırdığı tatsız bir dünyada yaşamaktayız. ... Yerleşik iktidarların bizi köleliğe indirgemek için bizim üzüntülerimize ihtiyaçları vardır. Tiran, papaz ve tin alıcılarının hayatın ağır ve zor olduğunu bize ispatlamaları gerekmektedir. İktidarlar bizi eskisinden daha az baskı altında tutmakta ama bize daha fazla bunalım vermek zorundadırlar...

Yalnızca insanların değil, yerleşik iktidarların da bize üzüntü bulaştırdığı tatsız bir dünyada yaşamaktayız. Üzüntü, üzgün bulaşıcılıklar eylem gücümüzü en aza indirenlerdir. Yerleşik iktidarların bizi köleliğe indirgemek için bizim üzüntülerimize ihtiyaçları vardır. Tiran, papaz ve tin alıcılarının hayatın ağır ve zor olduğunu bize ispatlamaları gereklidir. İktidarlar bizi eskisinden daha az baskı altında tutmakta ama bize daha fazla bunalım vermek zorundadırlar yahut Virilio'nun dediği gibi, içten küçük terörlerimizi örgütlemek ve yönetmek ihtiyacındadırlar.

115
… Psikanalizde para ödemenin kabul edilmesine ve konuşmaya inanılır. Ama en ufak bir konuşma şansımız yoktur. Psikanaliz insanların konuşmalarını önlemek ve onlardan gerçek anlatım şartlarının tümünü birden çekip almak için yapılmıştır.

129
Artık hiçbir biçim yoktur, ama biçimlenmemiş öğeler arasında sinematik ilişkiler vardır; artık hiçbir özne yoktur, fakat kolektif düzenlemeleri oluşturan öznesiz dinamik bireyselleşmeler vardır.

132
Arzunun ne kadar basit bir şey olduğunu bilir misiniz? Uyumak bir arzudur. Gezmek bir arzudur. Müzik dinlemek yahut müzik yapmak yahut yazmak arzudur. İhtiyarlık da arzudur. Ölüm bile. Arzuda yorumlanacak hiçbir şey yoktur, arzunun kendisi deneydir.

… bütün acı çekenleri bizim karşımıza çıkarırlar: bunların hiçbir eksiği yok mudur? derler. Ve sık sık arzuyu eksikten ve kanundan çıkararak bize karşı çıkarırlar…

133
Arzu belli seçkinlere ait değildir ve bir kere yapıldıktan sonra bir devrimin başarısına ayrılmamıştır. Onun kendisi içkin bir devrim sürecidir. O konstrüktivisttir, kendiliğindenci değildir. Her düzenlemenin kolektif olduğu gibi, kendisi de kolektiftir, her arzunun halkın yahut kitlelerin işi olduğu, moleküler bir iş olduğu doğrudur.

141
Önümüzde, yaşamın süresini dolduracak çok zamanımız var ve bu tastamamına yolculuğumuzu bitirmeye yarayacak olan bir yaşam süresidir.

150
Makine bir mekanizma olmasın, beden bir organizma olmasın, arzu hep orada düzenlenmektedir. Ancak bir mazoşist veya bir alkolik veya bir iştahsız (anorexique) vs. aynı şekilde düzenlenmezler. … İştahsızlık bir politikadır, bir mikro-politikadır: insanın kendisinin bir tüketim nesnesi olmaması için, tüketim normlarından kaçmak. Bu kadınsal bir protestodur, onu yalnızca bağımlılığa iten sosyal ve organik işlemler değil, bedenin işlemesine sahip olmak isteyen bir kadının protestosudur. Tüketimi tüketime karşı çevirecektir. O daima bir manken olacaktır, o daima uçan bir ahçı olacaktır, diğerlerine yedirecek yahut kendi yemeden diğer yiyenlerin masasında oturacak, yahut az tözleri, az yemek yemeyi çoğaltacaktır. … O iki “zayıflatıcı yoğurt” kabı üzerine hızla ilerleyerek, kurt gibi acıktım der. Açlığı yanıltıcı, aileyi yanıltıcı, yiyeceği yanıltıcı. Kısaca, anoreksi bir politika hikayesidir: Organizmayı, aileyi veya tüketim toplumunu nekahat devresine sokmak. Nerede şiddet sürekliliği vardır, orada politika vardır (anoreksik’in dolusu veya boşu), küçük yiyecek parçacıklarını yaymak veya kapamak (rejim yapmaya veya perhiz yapmaya karşı organsız bir bedenin oluşması) ve özellikle akımların kesişmesi (bir yiyecek akımı, giyim akımı ile dil akımı ile, cinsellik akımı ile ilişkiye girer: Anoreksikte (iştahsız kişide) tüm bir moleküler kadın-oluş, ister erkek ister kadın olsun, vardır. Bir gösterge rejimi adını vermiş olduğumuz işte budur.

152
Hangi çağda yaşamak isterdiniz? Kimin yerinde olmak isterdiniz? ve siz eğer bir bitki olmuş olsaydınız hangi manzarada yaşamak isterdiniz? Bütün bunlar zaten hepsi sizsiniz, sadece yanıtlarda yanılmaktasınız. Başka düzenlemelerde, başka yerde gerçekleşen sizler daima soyut bir makine için bir düzenlemesiniz.

156
Felix Guattari … dilbilimi ilkeleri üzerine bir metin yazmıştır: 1) Esas olan pragmatiktir, çünkü pragmatiklik gerçek bir politikadır, dilin bir mikro-politikasıdır; 2) Ne dilin değişmezleri ne de “performanslarından” ayrılan “yetkinlik”, ne de evrensellik vardır; 3) Dilin kendine has soyut makinası yoktur, fakat kolektif anlatım düzenlemelerini dile veren soyut makinalar vardır (anlatım öznesi yoktur); aynı zamanda bunlar içeriğe arzunun belli bir makinesal düzenlemesini verirler (arzunun imleyeni yoktur); 4) Süreklilikler, kesişmeler, yayılan içeriklerde her türlü akımın olduğu gibi, bir dilin içinde birden çok diller vardır.

Dilin bir işlevi yoktur, fakat aynı anda anlatım akımlarını ve içerik akımlarını kesen gösterge rejimleri vardır, bunlar birincilerde arzunun düzenlemelerini, ikincilerde anlatım düzenlemelerini belirlerler, birinciler de ikincilerinin içindedir.

162
Neden genelleştirilmiş bir kliniğe göre “Spinozizm”, “Kafkaizm”, “Proustizm”, “Nietzscheizm” yoktur; yani neden anti-filozofik, anti-psikanalitik, anti-psikiyatrik göstergeler rejiminin bir göstergebilimi olmaz? … Tıpta büyüleyici olan doktorun birinin özel isminin bir semptomlar kümesini belirli kılmaya hizmet etmiş olmasıdır: Parkinson, Roger… İşte burada özel isim, özel isim olmakta veya işlevini bulmaktadır. Yani doktor yeni bir kümeleşme yeni bir semptomlar bireyselliği, yeni bir vaka yapmıştır, o zaman kadar birbirleriyle karışmış rejimleri birbirlerinden ayırmış, o zaman kadar ayrı tutulmuş rejimlerin bir araya gelmesini sağlamıştır. Fakat doktorla hasta arasında ne fark vardır? Hasta da kendi özel ismini vermektedir. Bu Niezsche’nin düşüncesidir: bir uygarlığın hastası, doktoru gibi artisti, yazarı. Ne kadar fazla kendi gösterge rejiminizi yaparsanız, o kadar az bir kişi, bir özne olursunuz, o kadar fazla diğerlerini de taşıyan, diğerleri ile kesişen, icat eden, ileriyi gören, kişi olmayan bireysellikler meydana getiren bir “kolektif” olursunuz.

165
… arzunun tüm kişiliğini kaybederek en yüksek bireyselliğine eriştiği özel isminin olduğu dayanıklılık planı -farkedilmez- oluş, fare Josephine.

178
Büyük kopmalar, karşıtlıklar daima tartışılabilirler, ama küçük çatlamalar ve fark edilmeyen Güneyden gelen kopmalar asla tartışılamaz. “Güney” diyoruz ve bu çok önemli değil, parça çizgisinin yönünden başka birini belirlemek için Güneyden bahsediyoruz. Ama herkesin bir Güneyi vardır ve bu herhangi bir yerde bulunabilir, bu onun kaçış veya iniş çizgisidir. Ülkelerin, sınıfların, cinsiyetlerin kendi Güneyleri vardır. Godard: önemli olan sadece mücadele ettikleri büyük çizgide karşıt iki tarafın olması değildir, ama aynı zamanda değişik bir şekilde yönlendirilmiş moleküler bir kırık çizgi üzerinde kayan ve her şeyin oradan geçmekte olduğu sınır da önemlidir. 68 Mayısı, böyle moleküler bir çizginin patlamasıydı, Amazonların ortaya çıkıvermesi, sınırın beklenmeyen çizgisini çizmesi, birbirlerini artık tanımayan, birbirlerinden ayrılmış bloklar gibi parçaları beraberinde götürdü.

179
… bu soyut makinalar diğerleri tarafından üstkodlanıp, parçalanıp, örgütlenirken, aynı zamanda da onların içine mayın döşemektedirler, her biri diğerlerinin içinde, düzenlemenin kalbinde beraberce çalışmaktadırlar. Aynı şekilde içkin dayanıklılık planı ve aşkın örgütlenme planı arasında ikilik yoktur. Aralarında sadece hızlılık ve yavaşlık ilişkilerinin olduğu ikinci plan, birinci planın biçimlerinden ve öznelerinden partikülleri koparıp durur ve özneleri ve biçimleri örgütlemek, etkileri belirlemek, hareketleri bloke etmek için diğeri kendisini içkinlik planı üzerinde yükseltir.

187
Paul Virilio… Mutlak barış Devleti topyekün savaş Devletinden daha korku vericidir, soyut makineyle tam özdeşleşmeyi gerçekleştirip, sözünün geçerli olduğu yerlerin ve büyük parçaların dengesi “gizli bir kılcallık” ile ilişkiye girmektedir. … “Apaçık ve yeterinden çok örgütlenmiş toplum”u tamamlayan “sosyal bir bataklık” vardır.

189
… aynı savaş makinasının kısımlarını oluşturan kaçış çizgisiyle buluştuklarında yaşam, eser, bunlar aynı şeylerdir. Uzun zamandan beri bu şartlarda eser edebi veya metinsel olmaktan, yaşam ise kişisel olmaktan çıktı.

190
Pierre Clastres son bir metinde, ilkel gruplarda savaşın işlevinin nasıl bir Devlet aygıtının kurulmasını savmak olduğunu açıklamıştır. 190 (not: savaş makinası göçebeye aittir, Devlete değil. Devlet daha sonra savaş aygıtını düzenli bir orduya dönüştürür).

192
… anlatım öznesi yoktur ve her özel isim kolektiftir; her düzenleme daha başından beri kolektiftir.

195
Bizim durumumuzu belirleyen hem Devletin ötesinde, hem de berisindedir. Ulusal Devletlerin ötesinde, dünya pazarının gelişmesi, çokuluslu şirketlerin gücü, “evrensel” bir örgütlenmenin eskizi, kapitalizmin tüm sosyal bedenlere yayılması, teknolojik, sanayileşmeci ve parasal akımları üstkodlayan büyük soyut bir makinanın şeklini oluştururlar. (196) Aynı zamanda, gözetleme, denetim ve sömürü araçları gittikçe daha ince, daha yaygın, bir bakıma daha moleküler oluşumlardır (Zengin ülkelerin işçileri zorunlu olarak Üçüncü Dünya’nın sömürüsüne iştirak etmektedirler, erkekler kadınların sömürüsüne iştirak etmektedirler vs.). … Azınlık, dilbilimsel, etnik, bölgesel, cinsiyet, gençlik, sorunlar sadece eksikliklerinin adına ortaya çıkmakla kalmayıp, Devletin düzenlemelerini ve makinanın bütünsel ekonomisini tamamen içkin bir şekilde sorun haline getiren güncel devrimci şekillerini de ortaya çıkarmaktadırlar. Devrimin ebedi olanaksızlığı üzerine ve genelde bir savaş makinasının faşistleşerek geri dönüşü üzerine bahis tutuşmak yerine niçin yeni bir devrim tipinin olanaklı olmaya başladığını ve her türlü canlı, değişken makinanın savaş veren, kesişen ve Devletlerin ve Dünya’nın örgütlenme planına mayın döşeyen bir dayanıklılık planı çizdikleri düşünülmesin? (197) Çünkü, bir kere daha, Dünya ve Devletleri planlarının efendileri değillerdir artık ve devrimler kendilerinin biçimlerinin bozulmasına mahkûmdurlar. Bir bakıma oyunda her şey belirsiz olarak oynanmaktadır, “karşı karşıya, sırt sırta, sırt yüze…” Devrimin geleceğinin sorunu kötü bir sorudur; çünkü onu bu şekilde sordukça, birçok insan devrimci olmaktan vazgeçecektir ve soru, özellikle, her yerde, her düzeyde insanların devrimci oluşlarını önlemek için, bu şekilde sorulmuştur.



.
.
.
.