22 Ağustos 2010 Pazar

Arthur C. Danto - Sanatın Sonundan Sonra

.
.
.


Sanatın Sonundan Sonra
Arthur C. Danto



Çağdaş Sanat ve Tarihin Sınır Çizgisi
Çev. Zeynep Demirsu
Ayrıntı Yay. Mayıs 2010 İstanbul





19
(David Reed’n sunak panosu) Ressamların tablolarını heykel, video, film enstalasyonu ve benzerleri gibi tümüyle farklı tekniklere ait donanımlar aracılığıla konumlamaktan artık çekinmediği bir pratik bu. Reed gibi ressamların bunu yapmaya ne derece hevesli olduğu, çağdaş ressamların, tanımlayıcı gündem olarak tekniğin saflığı üzerinde ısrar eden modernizmin estetik Ortodoksluğundan ne kadar uzaklaştığının kanıtıdır. Reed’in modernist zorunluluklara aldırmayışı, ileriki bölümlerden birinde “saf olanın sona erişi” biçiminde sözünü ettiğim durumun altını çiziyor.

20
… önce geleneksel sanatı, ardından da modernist sanatı tanımlayan görkemli büyük anlatıların sona ermesiyle kalınmayıp çağdaş sanatın da artık büyük anlatılarla temsil edilmeye hiçbir şekilde izin vermediğini duyurmanın…

... derin bir çoğulculuk ve topyekûn bir hoşgörü anı.

21
Geleceğin sanatını tasavvur etmenin olanaksızlığı, bizi kendi dönemlerimize hapseden sınırlardan biridir. … Yazdığım bu metin, bir yandan da modernizmin sonunu ele alıyor; modernizmin, sanata dair geleneksel estetik duruşlara gösterdiği hürmetsizliğe nihayet alışmış duyarlılıkları yatıştırmayı ve tarih sonrası gerçeklikten zevk almanın ne anlama geldiğine dair bir şeyler göstermeyi amaçlıyor. Olayların tarihsel açıdan hangi istikamette ilerlediğini bilmekte belirli bir rahatlık vardır. Önceki dönemlerin sanatını yüceltmek, o sanat hakikaten ne kadar yüce olursa olsun, sanatın felsefi doğasına dair bir yanılsamaya niyet etmektir. Çağdaş sanatın dünyası, felsefi aydınlanma için ödediğimiz bedeldir ama bu da hiç kuşkusuz, felsefeye yapılan pek çok katkıdan biridir. Felsefe, bu katkıdan ötürü sanata borçludur. (Önsöz, 1996)

24
… görsel sanatların üretim koşullarında son derece önemli bir tarihsel kayma yaşanmış olduğu yolunda güçlü bir duygu…

[Roma İmparatorluğu
MÖ 1. yy. - 1453
Batı Roma İmparatorluğu 476 da yıkılıyor…
Doğu Roma İmparatorluğu  395 - 1453]

Belting; Roma İmparatorluğu’nun geç dönemleri ile M.S. yaklaşık 1400 arasındaki zaman dilimini ele alıp Hıristiyan Batı’daki dinsel imgelerin tarihsel kökeninin araştırdığı kitabı… “Sanat Çağından Önce İmge”. Belting’e göre mesele, söz konusu imgelerin genel anlamda sanat olmaması değildi; ama sanat oluşları da üretim süreçlerine yansımıyordu. Zira, genel bilinçte henüz sanat diye bir kavram tam anlamıyla oluşmamıştı ve bu tür imgelerin, aslında ikonaların, insan hayatındaki rolü, sanat kavramının nihayet ortaya çıkıp da estetik kaygılar gibi bir şeyin sanat eserleriyle kurduğumuz ilişkiye hükmetmeye başlamasının ardından sanat yapıtlarının üstlendiği rolden oldukça farklıydı. Bir sanatçı, yani yüzeylere işaretler koyan biri tarafından üretilmiş olmak gibi temel bir anlamda bile, bu imgelerin sanat eseri olduğu düşünülmüyor, tıpkı Veronica’nın peçesindeki İsa imgesi gibi mucizevi bir kaynaktan gelmiş oldukları varsayılıyordu. (Dipnot 2. İsa imgeleri ve Aziz Stephen imgesi… “resmedilmemiş”, “elle yapılmamış” (non manufactum olan a cheiropoieton), … bu imgeler tıpkı parmak izleri gibi fiziksel birer izdi ve bundan ötürü kutsal emanet statüsündeydi.)

[sanatın ölümü - metafiziğin ölümü (teknolojik açıdan gelişkin toplumlar)
bir anlatının sonu…

1400 - sanat çağı - 1980

modern sanat - 1970 - çağdaş sanat
artık büyük bir anlatıya ait olmama duygusu
geçmişin sanatına karşı bir dava gütmüyor
geçmişi kendisinden kopularak özgürleşilmesi gereken bir şey olarak görmüyor.]

40
Sanat, her ne olursa olsun öncelikle bakılmayı gerektiren bir şey değil artık. Dik dik bakılmayı belki ama öncelikle bakılmayı değil.

... feragat etmek zorundadır.

103
Yine televizyon örneğinde olduğu gibi, buradaki arzu, giderek daha yüksek çözünürlüğe erişmek olacak ve artık estetik geleneğin konusu olmaktansa optik mekaniğin konusu olarak algılanan ızgara da görsel bilinçten tam anlamıyla silinecektir.

115
Estetik, 1960'lardan sonraki sanatı, başka bir yerde "sanatın sonundan sonraki sanat" tabir ettiğim durumu ele almakta gitgide daha yetersiz görünüyordu...

142-143
[Estetik ve beğeni]

144
Modern sanat, beğeni ile tanımlanır ve esasen zevk sahibi kişiler, özellikle de eleştirmenler için yaratılır. Oysa Afrika sanatı tehditkâr dünyanın karanlık güçleri üzerindeki kuvveti için yaratılıyordu. … Modernizmin sonu, beğeni zorbalığının sonu anlamına geliyordu ve tam da Greenberg’ün sürrealizmde bunca kabul edilemez bulduğu unsura, onun biçim karşıtı, estetik karşıtı yanına yer açtı. Duchamp söz konusu olduğunda estetik sizi çok uzaklara taşımayacaktır; ne de Duchamp’ın gerektirdiği eleştiri türü Hume’un bir tablet dolusu emrine itaat edilmesini gerektirecektir.

Greenberg, bunu bir noktaya dek mükemmelen kavrıyordu. 1969’da avangard üzerine bir makalesinde şöyle yazmıştı: “Sanat olmaya yeltenen şeyler beğeni üzerinden deneyleninceye dek sanat olarak bir işlev gerçekleştirmez, varolmaz.” Fakat çok sayıda sanatçının da “Marcel Duchamp’ın elli küsur yıl önce hareket ederken beslediği ve o zamandan bu yana düzenli aralıklarla yenilenen umutla; beğeninin görüş sahasının dışına çıkmak ama bu sırada sanat bağlamının da içinde kalmayı sürdürmek suretiyle çıkmak birtakım numaraların özgün bir varoluş ve  değere ereceği yönünde bir umutla” iş ürettiklerini hissediyor, “Şu ana dek, bunun boş bir umut olduğu ortaya çıkmıştır” diyordu (Greenberg, “Avantgarde Attitudes: New Art in Sixties”). Çıkmıştır elbette; Greenberg beğeni üzerinden deneylenmediği sürece hiçbir şeyin sanat olarak varolmayacağı konusunda haklıysa tabii. Bu durumda proje tutarsızlaşırdı, tıpkı sanatın görüş sahasından çıkmak suretiyle sanat yapmaya soyunmak gibi. Oysa Duchamp’ın işlerinin, beğeni kaygısının yokluğunda ya da askıya alınması durumunda başarıya ulaşan bir sanatı içeren ontolojik başarısı, estetiğin aslında sanatın özsel ya da tanımlayıcı niteliklerinden biri olmadığını göstermektedir. … (Platon’a göre sanat bir iktidar aracıydı). Duchamp sanat ve gerçeklik sorusunu sorarak sanatı felsefi anlamda ayrıcalıklarından mahrum bırakan başlangıcıyla yeniden buluşturdu.

145
Oysa Duchamp'ın işlerinin, beğeni kaygısının yokluğunda ya da askıya alınması durumunda başarıya ulaşan bir sanatı içeren ontolojik başarısı, estetiğin aslında sanatın özsel ya da tanımlayıcı niteliklerinden biri olmadığını göstermektedir.

161
Sanatın sonundan sonraki sanatçıların bir özelliği, bana kalırsa, asla yaratıcılığın tek bir kulvarına bağlı kalmayışlarıdır...

165
... sanatçıların sanatın sonundan sonra ne yapması gerekiyordu, bunu da söylemek güçtür ama sanatın da insanlığın doğrudan hizmetine yazılacağı, en azından bir olasılıktı.

Analitik felsefe, kendisini Platon'dan Heidegger'e felsefenin bütününe karşı konumlandırmıştı. Pop da kendisini yaşamın yanında ve sanatın bütününe karşı konumlandırdı.

İnsanlar, ertelemek ya da feda etmek istemiyorlardı; Amerika'daki siyah hareketinin ve kadın hareketinin bunca aciliyet taşımasının ve Sovyetler Birliği'nde insanın uzak bir ütopyanın kahramanlarını kutlamayı bırakmak zorunda olmasının nedeni buydu. Hiç kimse ödül için Cennet'e gitmeyi beklemek ya da gelecekteki bir sosyalist ütopyanın sınıfsız toplumunun üyelerini düşünerek keyiflenmek istemiyordu. :(

170
Tarih sonrası evrede, sanat üretiminin seçebileceği sayısız istikamet vardır; hiçbiri, en azından tarihsel anlamda, diğerlerinden daha ayrıcalıklı değildir. Bu kısmen şu anlama geliyordu: Resim, artık tarihsel gelişimin başlıca vasıtası olmadığı için, enstalasyon, performans, video, bilgisayar ve çeşitli karışık teknik biçimlerinin yanı sıra, toprak çalışmaları, beden sanatı, benim tabirimle "nesne sanatı" ve önceden haksız yere zanaat damgası yemiş birçok sanat türünün açık ayrıklığındaki araçlardan yalnızca bir tanesiydi.

190
Buradan şu iddiayı çıkarıyorum: Resim sanatı salt kendi iyiliği için geliştirilmiş ama artık durum değişmiştir. Dahası, "pecuniae" (para, zenginlik) peşinden koşmak tekniğin gelişimini boğmuş, sanatçılar da herhangi bir değer içeren resimlerin "nasıl yapılacağını unutmuştu" ...

209
Bu sanatçıların yapıtlarının heykel ile tek ortak noktası gerçek bir üçüncü boyuttu; bu, konuyla pek az alaka içeriyor görünebilir, tıpkı dansın üç boyutlu oluşunun inkâr edilemez ama bir yandan da konuyla ilgisiz olması gibi.

210
Resimde geçerli olan iyilik ölçütü otomatik olarak iyi sanat ölçütü değildi artık.

224
Artık, çağdaş sanatı belki de 1400'den bu yana üretilen sanattan ayıran bir özellik var: Çağdaş sanatın birincil hırsları estetik değildir. Öncelikli ilişkilenme biçimi izleyici olarak izleyicilere doğru değil, sanatın seslendiği kişilerin diğer yönlerine doğrudur. Dolayısıyla, bu türden tüm sanatların öncelikli alanı ne müzenin kendisi ne öncelikle estetik bir nesne olup izleyicilere de öncelikle izleyici olarak seslenen sanat yapıtlarınca işgal edilmek üzere müze biçiminde kurulmuş kamusal alanlardır elbette.

226
Bu sanata serbesti tanıyan kuramlar, en radikal ifadesini salt herşeyin sanat yapıtı olabileceğine inanmakla kalmayıp, daha da radikal bir biçimde, herkesin sanatçı olduğuna da inanan (Bu herhangi birinin sanatçı olabileceği düşüncesinden farklıdır elbette) Joseph Beuys'da bulacaktır. Bu iki tez birbiriyle bağlantılıdır. Sanat, dar bir şekilde, sözgelimi resim ya da heykel çerçevesinde anlaşılırsa, ikinci tez herkesin ressam ya da heykeltıraş olduğudur ki bu da görünürde herkesin müzisyen ya da matematikçi olduğu tezi kadar yanlıştır. Hiç kuşkusuz herkes bir noktaya dek çizim ya da modelleme öğrenebilir ama genellikle resim ve heykelin sanat olarak başladığı noktanın epey gerisinde kalacaktır. Gördüğüm kadarıyla, Beuys'un serbestisinde bu tür haksız derecelendirmeler yok. Bir yapıt sanatsa sanattır, değilse değil.

235
"Marcel Duchamp hakkında korkunç sayıda kitap var ki ben okumuyorum: tabii bir de bir sergiye bir pisuar gönderişi ve herkesin de 'sanatı yeniden tanımladı' deyişi hakkında... ne önemsiz bir bilgi!" E.H.Gombrich

241
Kısaca, belirli bir dönemde ulusal ve dinsel sınırların ötesine geçen ortak bir görsel dil vardır ve sanatçı olmak da bu vizyona katılım göstermektir.

257
Yüzde 44 mavi renk ile su ve ağaçlardan müteşekkil manzara, sanki modernizm asla yaşanmamış gibi, sanatı düşünen herkesin ilk aklına gelen, a priori evrensel estetik olgu besbelli.

261

Rembrandt gibi resim yapmayı öğrenen ressam, tümüyle farklı bir döneme ait olan yetilerine dünyada yer olmadığını keşfetmiştir.



.
.
.
.