30 Haziran 2016 Perşembe

Cem Dilçin - Türk Şiir Bilgisi

.
.
.
.

Türk Şiir Bilgisi
Cem Dilçin
TDK Yayınları, 1983 Ankara


“... unutmayalım ki bizim on dokuzuncu yüzyılda yitirdiğimiz,
oysa İran şiirinde korunan "divan" edebiyatı ve ona ait imajlar rejimi,
 her türden realizmin ötesine geçerek İran sinemasını koruması altında tutuyor.
Düşman cephesinden yağan okların "tir-i müjen",
yani "sevgilinin kirpikleri" gibi olması yeterince sinematografik bir imajdır.”
Ulus Baker, İran Sineması ve Kadın, korotonomedya>ulusbakeryazilari

XV
Divan şiiri, oluştuğu ve geliştiği çağların sanat anlayışını yansıtan özellikleri yanında, yalnızca aruz ölçüsü, uyak kuralları, nazım biçimleri ve türleri açısından bile üzerinde durulmayı gerektiren geniş bir alandır. Hece ölçüsü, halk şiir nazım biçimleri ve türleri için de aynı durum söz konusudur. Yeni Türk şiirinin Tanzimat’tan günümüze değin uzanan dönemlerdeki biçim sorunları da bu konunun sınırları içinde düşünülmelidir. Ayrıca, divan şiirinin içyapısının ayrılmaz bir bütünleyicisi olan söz sanatlarının, Türk şiirinin her döneminde önemli bir yeri ve işlevi olmuştur. Divan şiirinde, sözcükler arasında söz sanatlarıyla kurulmuş olan “girift” anlam örgüsünü çözmeden, şiiri gereğince duyabilmek ve özdeki soyut güzelliğin tadına varabilmek olanağı yoktur.

Aruz Ölçüsü

3
Aruz, “çadırın ortasına destek olarak dikilen direk” demektir. Arap, Fars ve Türk edebiyatlarında “hecelerin uzunluk ve kısalıkları temeline dayanan nazım ölçüsü” anlamında kullanılır.

Arapların ilmü’ş-şi’r dedikleri şiir bilimi, aruz bilimi (ilmü’l-aruz) ve uyak bilimi (ilmü’l-kâfiye) diye ikiye ayrılır. Aruz bilimi, aruz ölçüsü (aruz vezni)’nün kurallarını bildirir.

Aruz ölçüsü, Arapçanın hece dizgesine sıkı sıkıya bağlıdır, ondan ayrı düşünülemez. Arapçada temel harfler ünsüzlerdir. Bu harfler ya harekesiz (sâkin) ya da harekeli (müteharrik) olurlar. Hastalıklı harfler (hurûf-ı illet) denilen ١ (elif), د (vav), ى (ye) yani bizim uzun â, û, î ile gösterdiğimiz ünlüler, Arap dilcilerine göre bir hareke ile bir harekesiz ünsüzden birleşmiş seslerdir. Buna göre bir beyti oluşturan harfler arasında harekesiz ve harekeli harfler birlikte bulunacaktır. Bu harflerden ikisinin birleşmesine sebeb (ip), üçünün birleşmesine veted (ağaç kazık) denir. Bunların da kendi aralarında ikiye ayrılmasından dört çeşit temel hece yapısı oluşur:

a. ben, gel, kar gibi yatay bir çizgi (-) ile gösterilen kapalı heceler.
b. te-pe, ka-ra, ya-ra gibi bir nokta (.) ya da ters bir yay ( ) ile gösterilen açık heceler.
c. gö-nül, ka-lem, se-pet gibi bir açık bir kapalı (.-) heceler.
ç. bâ-de, hâ-ne, lâ-le gibi bir kapalı bir açık (-.) heceler.

4
Bu temel parçaların birleşmesinden 8 ana kalıp ortaya çıkar. Her beyitte en az dördü bulunan bu parçalara tef’il, tef’ile ya da cüz denir. Bu temel parçalar şunlardır:

            1. fa’ûlün (fe-ûlün) (.--)
            2. fâ’ilün, fâ’ilât (-.-)
            3. mefâ’ilün (.-.-)
            4. fâ’ilâtün (-.--)
            5. müstef’ilün (--.-)
            6. mef’ûlâtü (---.)
            7. müfâ’aletün (.-..-)
            8. mütefâ’ilün (..-.-)

Bu ana parçaların hece düzenlerinden birtakım değişik parçalar daha doğmuştur. Bunlar da şöyle gösterilebilir:

            1.  fa’, fâ’ (-)
            2. fa’ûl (fe’ûl) (.-)
            3. fa’lün, fâ’il (--)
            4. fa’ûlün, (fe’ûlün), mefâ’il (.--)
            5. fe’ilün, fe’ilât (..-)
            6. fâ’ilün, fâ’ilât (-.-)
            7. mef’ûlü (--.)
            8. mef’ûlün, mef’ûlât (---)
            9. fe’ilâtün (..--)
            10. mefâ’ilün (.-.-)
            11. mefâ’îlün (.---)
            12. mefâ’îlü (.--.)
            13. fe’ilâtü (..-.)
            14. fâ’ilâtün (-.--)
            15. müstef’ilün (--.-)
            16. müfte’ilün (-..-)
            17. fâ’ilâtü (-.-.)
            18. mef’ûlâtü (---.)
            19. mütefâ’ilün (..-.-)
            20. müfâ’aletün (.-..-)
            21. müstef’ilâtün (--.--)

5
Türklerin çok eski çağlardan beri güçlü bir halk şiiri geleneği vardı ve hece ölçüsünü kullanıyorlardı. İslâmlığı kabul ettikten sonra, İran edebiyatının etkisiyle Türkler de Farsça şiirler yazmışlar ve Frasçayı şiir dili olarak benimsemişlerdir. Böylece Türkler, ilk şiirlerinde İran aruzunu kullanmaya başlamışlardır. Türkçede Kutadgu Bilig adlı yapıtta ilk olarak kullanılan kalıp, fa’ûlün fa’ûlün fa’ûlün fa’ûl’dür. Firdevsî Şeh-nâme’sini bu kalıpla yazmış olmasından dolayı, bu kalıba Şeh-nâme vezni de denilir.

Türkçede uzun ünlü bulunmaması Türkçe sözcüklerdeki kimi ünlülerin uzatılması sonucunu doğuruyordu. … Türkçenin yüzyıllarca direnerek karşı koyduğu aruz, -birkaç ünlü divan şairi dışında- ancak XIX-XX. yy’larda Tevfik Fikret, Mehmet Akif, Yahya Kemal gibi şairlerin elinde bir Türk aruzu durumuna gelmiştir.

6
[Tanzimat döneminde Ahmet Cevdet Paşa, Namık Kemal, Abdülhak Hamit gibi şairler hece ölçüsünün Türkçe şiire daha uygun olduğunu söylemişler ve hece ölçüsünü kullanmışlardır].

10
Cumhuriyet döneminde, hece ölçüsü aruza karşı kesin bir üstünlük kazandıktan sonra bile aruz-hece tartışması sürmüştür. Aruz ölçüsünün Arapça sözcüklere göre düzenlenmiş bir çeşit ezgi olduğu, bugün de dilimizde Arapça ve Farsça sözcükler bulunduğu için, aruz ölçüsünü bırakmamızın olanaksızlığı üzerinde durulmuştur.

16
Sekt-i melîh – Güzel kesme

Hece Ölçüsü

39
Her ölçü (vezin) bağlı bulunduğu dilin yapısından doğar. Bu nedenle Türk dilinin doğal ölçüsü hece ölçüsü (hece vezni)’dür. Eskiden … heceler parmakla sayıldığı için parmak ölçüsü, parmak hesabı denmiştir.

[İslâmiyetin kabulünden sonra divan şairleri aruzu, halk şairleri de hece ölçüsünü sürdürür oldular.] Bununla birlikte divan şairi Nedim hece ölçüsünü kullanmış ve şu koşmayı yazmıştır:

                        Sevdiğim cemâlin çünkü göremem
                        Çıkmasın hayâlin dil-i şeydâdan
                        Hâk-i pâya çünkü yüzler süremem
                        Alayım peyâmın bâd-ı sabâdan

                        Kebûd çeşmi bî-rahm etti nigâhın
Âşıkların göğe çıkardı âhın
Sordum gerdeninden zülf-i siyâhın
Bir cevâb vermedi aktan karadan

Sevdiğim bendene düşerse hizmet
Kapında kul olmak cânıma minnet
Göre idim sende bûy-i muhabbet
İstediğim budur sen bî-vefâdan

Nedîmâ hüsnüne olmuştur âşık
Öyle bir âşık kim kavlinde sâdık
Kereme ne kadar değilse lâyık
Âr etmez efendim şehler gedadan            Nedim

40
Hece ölçüsü, dizelerdeki hece sayısının belli bir düzene bağlı olarak eşitliği temeline dayanır. Bu kurala göre hece ölçüsünde iki önemli özellik vardır:

            1. Dizelerdeki hece sayısı. Bu şiirin bütün dizelerindeki hece sayısının eşit olması demektir. 7 heceli bir dizenin kalıbı “yedili”, 11 heceli bir dizenin kalıbı “onbirli” diye anılır.

            2. Durgulanma ve durak. Hece ölçüsünde dizenin belli bölümlere ayrılmasına durgulanma, bu bölüm yerlerine de durak denir. … Durak, ancak, kulakta uyumlu bir izlenim bırakan anlamlı söz öbekleri arasında olur. … vurgulu hecelerden biri durağın sonuna getirilerek de durgulanma yapılabilir.

41
Hece ölçüsünün kalıplarındaki durak sayısı en az 2 en çok 5 olabilir. Duraklardaki hece sayısı da 1’den 10’a kadar değişir. Bu duraklar ve duraklardaki hece sayıları şöyledir:

            1. İki duraklılar (1+2, 2+1), (1+3, 2+2, 3+1)……. (8+8), (8+10)
            2. Üç duraklılar (4+4+3), (4+4+4), (4+4+5), (4+4+10)
            3. Dört duraklılar (4+4+4+3), (4+4+4+4)
            4. Beş duraklılar ((4+4+4+4+3), (4+4+4+4+4)
Hece Kalıpları
Hece ölçüsünde 2 heceliden 20 heceliye kadar birçok kalıp (vezin) vardır
            1. İkililer (duraksız)
            2. Üçlüler (1+2), (2+1) (duraksız)
            3. Dörtlüler (1+3), (2+2) ve (3+1) duraklı olur.
            4. Beşliler (2+3) ve (3+2)
                                İlâhî
Yar yüreğim yar
                        Gör ki neler var
                        Bu halk içinde
                        Bize güler var

                        Ko gülen gülsün
                        Hak bizim olsun
                        Gâfil ne bilsin
                        Hakk’ı sever var

                        ….
                        ….                    Yunus Emre

            5. Altılılar (3+3), (4+2) ve (2+4) duraklı olur
                        Nefes
                        Şol benim şeyhimi
                        Görmeye kim gelir
                        Zevk ile safâlar
                        Sürmeğe kim gelir
                                                                                             
                        Şeyhimin özünü
                        Severim sözünü
                        Mübârek yüzünü
                        Görmeğe kim gelir

                        ….
                        ….                    Yunus Emre

            6. Yedililer (3+4), (4+3), (5+2) ve (2+5) duraklı
                        (3+4):
                        Mâni
                        A benim bahtı yârim
                        Gönülde tahtı yârim
                        Yüzünde göz izi var
                        Sana kim bahtı yârim
                        ….
                        ….

                        (4+3):
                        Mâni
                        Dağlarda gezer oldum
                        Okuyup yazar oldum
                        Ben bir güzel uğruna
                        Kuruyup gazel oldum
                        ….
                        ….
                       
                        (duraklarda değişme):
                        İğnem düştü yerlere            (4+3)
                        Karıştı gazellere                  (3+4)
                        Tabiyetim kurusun              (4+3)
                        Sarkarım güzellere              (3+4)
                        ….
                        ….

                        (4+3)
                        (5+2)
                        (2+5):             
                       Kahve Yemen’den gelir
                       Bülbül çemenden gelir
                       Beyaz gerdan sırma saç
                       Her gün yabandan gelir

            7. Sekizliler
                        (4+4)
                        (3+5)
                        ….
            8. Dokuzlular
            9. Onlular
            10. Onbirliler           Koşma
                        (6+5):             
                        Hazan ile geçti gülşen ü bostan
                        Eyler dertli bülbül zâr garip garip
                        Harâba yüz tuttu bezm-i gül-istân
                        Ağla şimden gerü var garip garip
                        ….        (Erzurumlu Emrah)
                        (4+4+3)
            11. Onikililer
                        (6+6)
                        (7+5):             Münzevi
                        Bir sonbahar akşamı… Sahillerdeyim,   
                        Gamlı bir heykel gibi, kayalarda ben,
                        Dağınık saçlarımdan pervâsız esen
                        Rüzgârların elinde kırık bir neyim.
                        ….        (Faruk Nafiz Çamlıbel)
            12. Onüçlüler
            13. Ondörtlüler
            14. Onbeşliler
            15. Onaltılılar
            16. Onyedililer
            17. Onsekizliler
            18. Ondokuzlular
            19. Yirmililer

Divan Şiirinde Uyak ve Redif
A. Uyak

59
Uyak (kâfiye), en az iki dize sonunda, anlamca ayrı, sesçe birbirine uyan iki sözcük arasındaki ses benzerliğidir.
            1. Hem anlam, hem de ses bakımından ayrılık.
            2. Yalnız ses bakımından ayrılık.
            3. Yalnız anlam bakımından ayrılık.
           
B. Redif

68
Sözlük anlamı “arkadan gelen”dir. Uyak sözcüğünün revî harfinden sonra gelen harf, ek, takı ve sözcüklere denir. [revî uyağın temel harfidir ve sonda bulunur]

73
Halk Şiirinde Uyak ve Redif

83
Yeni Türk Şiirinde Uyak ve Redif

86
Yarım uyak
                        Eğer sorarsan hâlimden
                        Bir cansız ölüyüm şimdi
                        Aldayıp gönlüm alaldan
                        Dîvâne deliyim şimdi
                        ….        (Kul Mustafa)
                        [ölüyüm, deliyim sözcüklerinde “l” sesi yarım uyaktır].
87
Tam uyak
Bir ünlü ve bir ünsüzün ses benzerliğine dayanan uyaktır.

89
Zengin uyak
İkiden fazla ses benzerliğine dayanan uyaktır.

                        Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk,
                        Soğuk bir mart sabahı… buz tutuyor her soluk.             (Faruk N. Çamlıbel)

90
Cinaslı uyak
Ses bakımından aynı, anlamca ve kimi zaman vurguları da ayrı sözcüklerden ya da söz öbeklerinden yapılmış uyaktır.
                        Dönülmez akşamın ufkundayız. Vakit çok geç:
                        Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç!       (Yahya Kemal Beyatlı)

Nazım Biçimleri ve Türleri

95
Nazım biçimleri, dize ve uyağın bir düzen içinde birleşmesinden oluşur.

Nazım biçimlerinde ölçü olarak kullanılan parçaya nazım birimi denir. Divan şiirinde nazım birimi 95
Nazım biçimleri, dize ve uyağın bir düzen içinde birleşmesinden oluşur.

Nazım biçimlerinde ölçü olarak kullanılan parçaya nazım birimi denir. Divan şiirinde nazım birimi beyit (bazen dize), Halk şiirinde dörtlük ve yeni Türk şiirinde de dizedir.

Divan Şiiri Nazım Biçimleri ve Türleri

Mısra
99
Mısra’nın (dizenin) sözlük anlamı, “çift kapılı bir kapının bir tek kanadı”dır. Ölçülü ve anlamlı bir satırlık nazım parçasına denir.

                        Mudhikât-ı dehre ben ölsem de tasvîrim güler.     (Muallim Naci)

                        Ne ararsan bulunur derde devâdan gayri    (Abdülhak Molla)

                        Hâlini bilmez perîşânın perişân olmayan     (Ahmet Paşa)

                        Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş    (Bakî)

Beyit

101
Beytin sözlük anlamı “ev”dir. Aynı ölçüde ve anlamca birbirine bağlı iki dizeden oluşan nazma denir.
                                    1                                  2                                                         3
Birinci dize:              sadr                            haşv                                                   arûz
İkinci dize                 ibtidâ                         haşv                                                   acz
                                   
Dost bî-perva           felek bî-rahm devran                     bî-sükûn
                                    Derd çok                   hem-derd yok düşman kavî tâli   zebun  (Fuzulî)

Beyitlerle Kurulan Nazım Biçimleri

            1. Gazel
104
Gazel, sözlük anlamı “kadınlarla âşıkane sohbet etmek” olan Arapça bir sözcüktür. Özellikle aşk, güzellik ve içki konusunda yazılmış belirli biçimdeki şiirlere denir.

İran edebiyatının ilk dönem şairlerinden Rudegî (ölüm 941) gazelleri ile ün yapmıştır.

105
Gazel, beyitlerle yazılır. Birinci beyti musarra’dır, yani dizeleri birbiriyle uyaklıdır. Öteki beyitlerin ikinci dizeleri birinci beyitle uyaklıdır. İlk beyitten sonraki beyitlerin birinci dizeleri uyaksızdır.

108
Şair, kimi zaman mahlasını kullanırken, yalnız sözünü değil, mahlasının anlamını da kastedebilir, yani mahlasını tevriyeli olarak kullanır. Mahlasın, aynı zamanda hem sözünü hem de anlamını “murad etmeye” hüsn-i tahallus denir.

                        Minnet Hudâ’ya devlet-i dünyâ fenâ bulur
                        Bâkî kalır sahife-i âlemde adımız

                        Zevk-ı Bâkî bulayın dersen eğer âhir-kâr
Âlemin zevk u safâsın gam u âlâma değiş

La’lin esrârı nigârâ beni hayrân etti
Acabâ böyle kalır mı ki bu hayret Bâkî                           Bakî

Mahlas, kimi zaman gazelin daha önceki beyitlerinde bulunabilir. Bu durumda mahlas beytinden sonraki birkaç beyitte şair, zamanın padişahı, devlet büyükleri, din büyükleri ya da tarikat uluları için övgüde bulunur. Böyle gazellere gazel-i müzeyyel denir.

109
Gazellerin en güzel beytine -yeri neresi olursa olsun- beytü’l-gazel ya da şâh-beyt (şeh-beyt) denir.

Gazellerin beyit sayısı 5 ile 9 arasında değişir. [Çoğunlukla tek sayılı rakamlardan oluşur. Fuzulî 5 beyitten az yazmaz. Nedim’de 4 ve 3 beyitli gazeller bulunur. Beyit sayısı 9’dan 15’e kadar olan gazellere Şeyh Galip’de rastlanır.]

Gazel, konu bakımından lirik bir nazım biçimidir.

[Kadın ve aşk; sevgilinin güzelliği, çekiciliği, ona duyulan özlemin ve sevgilinin yaptığı kötü davranışların ıztırabı (âşıkâne gazel); içki âlemleri, şarabın zevki, baharın verdiği neşe (rindâne), talihin iyi ve kötü cilveleri, aşkın mutluluk ve sıkıntısı; dinle ilgili düşünceler, tasavvuf, ham sofularla alay, hayat, dünya ve âhiret hakkında hikmetler] sık sık işlenen konulardır.

117
Gazelin önemli bir özelliği de beyitler arasında doğrudan doğruya anlam bağı bulunmamasıdır. Öyle ki, matla’ (ilk beyit – doğuş yeri) ve makta’ (son beyit) beyitlerinin dışında, öteki beyitler arasında yer değişikliği yapılsa, gazelin genel anlamında hiçbir değişme olmaz. … beyitler arasında anlam birliği bulunan gazellere yek-âhenk denir.

Gazelde, anlam birliğinden başka, beyitlerin aynı güçte, aynı değer ve güzellikte olması da söz konusudur. Böyle gazellere yek-âvâz denir.

Âh eylediğim serv-i hırâmânın içindir
Kan ağladığım gonce-i handânın içindir

Ser-geşteliğim kâkül-i müşgînin ucundan
Âşüfteliğim zülf-i perişânın içindir

Bîmâr tenim nergis-i mestin eleminden
Hûnîn ciğerim lâ’l-i dür-efşânın içindir

Yaktım tenimi vasl günü şem’ tek ammâ
Bil kim bu tedârük şeb-i hicrânın içindir

Kurtarmağa yağma-yı gamından dil ü canı
Sa’yüm nazar-ı nergis-i fettânın içindir

Can ver gönül ol gamzeye kim bunca zamandır
Can içre seni beslediğim anın içindir

Vâ’iz bize dün dûzahı vasf etti Fuzûlî
Ol vasf senin külbe-i ahzânın içindir                   (Fuzulî)

       Açıklamalar:
1.   Âh eylediğim serv-i hırâmânın içindir
      Kan ağladığım gonce-i handânın içindir
Senin salınan servi boyun için ah ediyorum. Kan ağlamam da senin gülümseyen gonca dudakların içindir.
Selvi nasıl eski şairler tarafından güzel boyun timsali diye alınmışsa hıraman kelimesi de, rüzgarla tatlı tatlı sallandığı için, hemen daima selvi ye sıfat olarak verilmiştir. Bu itibarla, buradaki serv-i hıraman terkibi de bize, naz ve eda ile, salına salına giden sevgilinin güzel boyunu düşündürmektedir.
Gonca kırmızıdır ve açılınca gül olur. Gonce-i handan; gülen hafifçe açılmış dudaklara benzetilir. Bu bakımdan kan ağlamakla ilgilendirilmiş. Ağız istiare ile gonce-i handana benzetilmiş.
Birinci mısradaki selvi kelimesiyle boyu düşündüğümüz gibi, ikinci, mısradaki konca kelimesiyle de ağız ve dudak hatıra gelmektedir. Konca için gülüş, açılış olduğuna göre, gonce-i handan terkibinden de, kırmızı dudakların gülmek için açılmış bir ağız manası çıkmaktadır.
Bu gazel teşbih ve istiare sanatlarının en güzel örnekleriyle dolu, eşsiz bir şiirdir. Şair, görünüşte, sevgilisinin güzel boyu ve kırmızı dudaktan için hasret ve ıstırap duyduğunu anlatıyorsa da, bunu selvi ile ah arasındaki yükseliş ve konca ile kan arasındaki renk münasebetlerini ihmal etmeyerek ifade ediyor.
Sevgilinin boyu salınan serviye, ağzı gülen goncaya benzetilerek istiare yapılmıştır. Bu ilk beyitte leff ü neşr sanatına da güzel bir örnek vardır. (leff ü neşr: birinci dizede en az iki şeyi söyleyip, ikinci dizede benzerlik ve karşıtlıkları vermek)
Ah - servi ilişkisi: Uzunluk bakımından.
Kan - gonca ilişkisi: Kırmızı renk bakımından.
Ayrıca ah eylemek ile kan ağlamak tenasüblüdür. Yani bu dört kavram leff ü neşr sanatını oluşturur.
Aşıklar daima ateşli ah ederler. Ah kelimesinin eski harflerle yazılışındaki “he” ateşin kıvılcımı, “elif”in meddi (üzerindeki uzatma işareti) bu ateşin dumanıdır ve göğe kadar yükselir. Elif daima sevgilinin boyuna benzetilir. Bu benzetmede servinin çeşitli şekilleri kullanılır:
Beyitte ağlamak - gülmek tezadı var. Fakat gerçek tezad sanatı değil. Çünkü ağlamak şaire, gülmek ağız'a aittir.
Tasavvufi anlamda serv ve gonce vahdettir. Fuzuli, vahdete erişmek için ah ettiğini fakat kesret yüzünden kan ağladığını söylüyor. Ah'ın elif'i vahdet, kan da kesreti işaret ediyor.
Beyitte kelimelerin yerini değiştirsek ve beyti:
Kan ağladığım serv-i hiramanın içündür
Ah eylediğim gonce-i handanın içündür
şekline sokarsak, vezni ve manası değişmezse de ifade inceliği tamamen bozulmuş olur. 
2.    Ser-geşteliğim kâkül-i müşgînin ucundan
       Âşüfteliğim zülf-i perişânın içindir   
İlk beyitte olduğu gibi, bu beyitte de kelimeler arasında, güzel anlam ilgileri vardır:
Başımın dönmesi misk kokulu kaküllerin yüzünden, halimin perişanlığı da senin dağınık saçların sebebiyledir.
Ser-geştelik baş dönmesi, sarhoşluk demektir. Kakül-i müşgin: Misk kokulu kakül.
Saçın misk kokusu aşıkın başını döndürür, sarhoş eder. Aynı zamanda kakülün ucunun halka halka, kıvrım kıvrım olduğu söyleniyor. Kakül, alına halka halka dökülen saçtır.
Sevgilinin kaküllerinin misk kokusu şairin başını döndürüyor, dağınık saçları da halini perişan ediyor. Beytin manası koku ile baş dönmesi ve kaküllerin dağınıklığı ile aşüftelik arasındaki alakalara dayanmaktadır.
Ucundan; Türkçede için, sebebiyle, yüzünden manalarında kullanılan bir kelimedir. Esasen bugün için diye kullandığıma kelimenin eski şekli “ucun” dur. Ucundan sözcüğü, ucundan ve sebebinden anlamlarına gelecek biçimde tevriyeli kullanılmış.
3.   Bîmâr tenim nergis-i mestin eleminden
      Hûnîn ciğerim lâ’l-i dür-efşânın içindir
Vücudum mahmur gözlerinin hasretinden hastadır. Bağrım, inci saçan dudakların yüzünden kanla doludur.
Nergis-i mest (sarhoş nergis), göz; La'l-i dür efşan (inci saçan yakut), dudak yerine kullanılmış. Eski şiirlerde nergis, istiare olarak, göz yerine kullanılır.
Bimar, sarhoş, gözün vasıflarındandır. Çeşm-i mest, çeşm-i mahmur, çeşm-i bimar, nergis-i mest, nergis-i haste şekillerinde geçer. Nergis, hem şekli bakımından göze benzetilir, hem de afyongiller familyasından olduğu için, uyuşturucu özelliği bakımından baygın, sarhoş göze teşbih edilir.
La'l-i dür-efşan: İnci saçan, yani arasından inci gibi dişler görünen dudak. Dudak kırmızıdır. Rengi bakımından kanla ilgilidir.
La'l taşı, yakut, madenin içinden çıkar, Ciğer de vücudun içinde saklıdır ve ikisi de kırmızıdır. Bağrın kanla dolu olması, ciğerin kanlı bulunması tabii bir haldir. Fuzuli, bunu bir başka şekilde Hüsn-i ta'lil ile açıklıyor. Kıymetli ve kırmızı bir taş olan la'l, şiirde mecaz olarak dudak manasıyla kullanıldığı gibi, onun yanındaki dür kelimesi de, ayni suretle diş manasına gelir.
Beyitte, La'l-i dür-efşan terkibinde bir gülüş ve Hunin ciğerim sözünde bir ıztırap vardır. Tasavvufi bakımdan düşünülürse; göz siyahtır, küfürdür. İnsan: beyaza, aydınlığa değil, siyaha, küfre, yani dalalete götürür. Vahdetten uzaklaştırıp gaflete (mahmur), yani kesrete düşürür. Göz tasavvufta kesrettir ve insanın maddiyatına kasteder. Vücut bunun için hastadır. Dudak ise vahdettir, ince ve yoktur. Fenafilllah’tır. Fakat beyitte “dür-efşan” sözü, kesretin, vahdet arasından kendini
Gösterdiğine işaret ediyor.
Bimar kelimesinin mar hecesini, vezinde, bir kapalı ve bir açık hece karşılığı olacak tarzda uzatarak okumak lazımdır.
4.   Kurtarmağa yağma-yı gamından dil ü canı
       Sa’yüm nazar-ı nergis-i fettânın içindir
Gönlümü ve canımı gamının yağmasından kurtarmağa çalışmam, onları senin fettan gözünün bakışına saklamak içindir.
Beyitte iki mısra'da iki ayrı şey söylenmiş görünüyor. Aslında söylenen sadece sevgilinin dağınık saçı yüzünden aşığın perişanlığıdır.
Nergis-i fettan: Fitneci nergis, yani gönlü allak bullak eden göz. Anlaşılıyor ki, şairin gönlünü ve canını gamın yağmasından kurtarmağa çalışması, ancak, onları sevgilisinin bakışlarına feda edip yağma ettirmek içindir.
Beyitten çıkan ilk anlam; Gönlümü ve canımı gamının yağmasından kurtarmağa çalışmam, fettan gözünün bakışını, dikkatini, teveccühünü kazanmak içindir. Bu gayret anlatılıyor.
Aşüfte: dağınık, perişan; aklı dağınık demektir. İffetsiz, hafif meşreb anlamı sonradan gelmiştir. Saçın özelliği dağınık ve mis kokulu olmasıdır. Aşıkın gönlünün her parçası sevgilinin saçının bir teline asılmıştır. Saç dağılınca gönüller de perişan olur. Saçın kokusu olan misk, ahuların göbeğinden çıkarılır. Ahunun vasfı da başı-boş, avare dolaşmasıdır; yani aşüftedir
Sa'y: çalışma, gayret; Hac sırasında Merve dağı ile Safa tepesi arasında yedi defa koşma demektir. Sa'y kullanılınca edebiyatta hemen Ka'be ve bununla ilgili unsurlar hatıra gelir. Gönlü gam yağmasından kurtarmak, sevince ve safaya (Safa) erişmektir. 
Gönül aynadır. Eski aynalar madenden yapılır, kil ve toprakla saykal vurulur, parlatılırdı. Gönül aynasının kirden, pastan temizlenmesi, saf olması gerekir. İlahi aşk, ancak saf ye parlak, temiz olan gönül aynasında kendini gösterir, tecelli eder.
Tasavvufta saç kesrettir. Yüzü, yani vahdeti örter. Saçın dağınıklığından söz etmesi de bundandır. Yoksa düz saç yüzü örtmez. Kesret insanı şaşırtır, başını döndürür, sarhoş eder. Vahdetin tecellisine engel olur. Fuzuli beyitte kesret içinde bocaladığını söylüyor.
Ayrıca, canını ve gönlünü gam yağmasından kurtarmağa çalışmasındaki maksat, onları fettan gözü için saklamak içindir. Fettan göz, öldürür, yağma eder. Gamze de bu işte gözün yardımcısıdır:
Ok, kılıç, hançer'dir. Fuzuli, canını ve gönlünü bir yağmadan kurtarıp, diğer bir yağmaya hazırlamak için çalışıyor. Söylemek istediği şudur: Gönül, insanın manevi; can ise maddi varlığıdır. Gam da manevidir ve insanda maneviyatı öldürür. Yani gam, gönüle kastetmiştir. Göz ve bakış ise kesrettir ve insanın maddi varlığına düşmandır, gönüle dokunmaz. Fuzuli, uğraşarak gönlünü gamdan kurtarabilir, artık fettan gözün bakışından korkusu yoktur. Bakış canı alacak ve gönül bu surette kurtulmuş olacaktır. Yani şair, bu gayreti sonunda karlı çıkacaktır. Bütün mutasavvıfların isteği de budur: Maddiyattan uzaklaşıp manevi varlığı koruyabilmek.
5.   Yaktım tenimi vasl günü şem’ tek ammâ
      Bil kim bu tedârük şeb-i hicrânın içindir
Kavuşma gününde vücudumu mum gibi yakıp erittim; ama bu hazırlığın senden ayrı geçecek geceler için olduğunu bil.
Beyitten iki anlam çıkarmak mümkündür:
a.       Kavuşma gününde hazdan, neşeden mum gibi yanan, eriyen vücudum, ayrılık gecesine biraz ışık, biraz teselli bularak girecektir.
b.      Kavuşma gününde vücudumu mum gibi yakıp bitirdim, ayrılık gecesine yalnız gönlümle kaldım. Vücut ıstırabı ortadan kalkınca, aşkın ve ayrılık gecesinin ıstırabına daha kolay katlanılır.
“Şem' tek”, mum gibi demektir; tek, eskiden gibi manasıyla kullanılan diğer bir benzetme edatıydı. Buna bilhassa Fuzuli’nin eserlerinde çok rastlanır. Diğer Divan şairleri benzetme edatı olarak “veş”, “asa” gibi Farsça kelimeleri kullanmışlardır.. (Sehab-âsâ: bulut gibi)
“Tek, bir” ve "gibi” anlamlarında tevriyeli kullanılmış. İlk anlamı ile vahdete işaret ediliyor.
“Tedarik” kelimesi Arapçadır ve hazırlık manasına gelir.
Bu beyitte mum gibi yanmak; hazdan erimek ve sevinmekten kinayedir. Şair: “Sana kavuştuğum gün yanıyorum, seviniyorum; ama bu, gamla geçecek simsiyah ayrılık gecene biraz ışık ve teselli hazırlamak içindir.” diyor.
Fuzuli, hicranı vuslata daima tercih etmiştir. Çünkü her kavuşmanın sonu hicranla biter. Vuslat geçici, fakat hicran devamlıdır.
Fuzuli, kavuşma günü şerefine mumlar yakacağı yerde vücudunu yakmış. Beyitte bir “gün” ve “gece” tezadı yapılmış. İnsan vücudu muma benzetilir. Mumun yağ kısmı vücut; alevi yüz; dumanı saç ve fitili de canıdır.
6.    Can ver gönül ol gamzeye kim bunca zamandır
       Can içre seni beslediğim anın içindir
Gönül, o yan bakışa canını ver; çünkü bunca zamandır seni canımın içinde bunun için saklıyorum.
Gamze daima öldürücüdür. Bunun için “canını ver” denmiştir. Fuzuli, gönlünü canlı bir varlık gibi kabul ederek, onu canı içine kapamış ve saklamıştır. Aynı zamanda can da çok kıymetli bir varlıktır. Bu kadar kıymetli ve nazik bir şeyin içinde -ondan da kıymetli olan- gönlünü sakladığını söylüyor. Can da zaten titizlikle saklanır. Türkçede “canı gibi saklamak” deyimi vardır.
Mademki gönül, başka birine kaptırılmamak için can içinde sevgili için saklanmıştır, onun için feda edilmesi de tabiidir.
Şair gönlünü, kendi canı içinde ayrı canı olan bir varlık gibi telakki ederek onu, fırsat düşmüşken, sevgilisinin bakışları uğrunda ölmeğe teşvik ediyor.
Vücud içinde can, canın içinde de gönlün bulunduğu tasavvur edilir. Gönlün içinde siyah bir nokta bulunur. Buna süveyda denir. Bu insanda idrak noktasıdır. Tecelli de burada olur.
Öte taraftan fuzuli, “gönül, o gamzeye seni içinde saklayan can ver” diyor. Çünkü can maddidir ve kesret olan gamze maddeye düşmandır. Gönüle dokunmaz. Yani şair, canını vermekle gönlü kurtulacak ve ayrıca can kafesinden de kurtulup serbest kalacaktır. .
Bu tasavvufi bir beyittir. Tanrı aşıkın gönlünde tecelli eder. Vücut ortadan kalkınca gönül kalacaktır. Bütün mutasavvıf1arın istediği, maddi varlıktan sıyrılmak ve gönülle baş başa kalmaktır. Ayrıca "insan fani olunca, yani nefsiyle ve vücuduyla ilgisini kesince ikilik yok olmuş, fenafillah tecelli etmiş demektir. Fuzuli, bunun için hazırlanıyor.
7.   Vâ’iz bize dün dûzahı vasf etti Fuzûlî
      Ol vasf senin külbe-i ahzânın içindir
Ey Fuzuli, dün camide vaiz bize cehennemi tasvir etti. Bu tasvirler tıpkı senin hüzünlü kulübene benziyor.
Vaiz; camilerde vaaz veren, yani, halka dini vecibelerini öğretmek için nasihat yollu konuşmalar yapan adamlara denir. Hocalar, halkı din icaplarına göre hareket etmeğe teşvik için, korkutma yolunu tutarlar, dünyada günah işleyenlerin cehennemdeki gayya kuyusunun ateşlerinde nasıl yanıp azap çekeceklerine ve ellerinde ateşten topuzlar taşıyan cehennem zebanilerine dair türlü korkunç hikayeler anlatırlardı.
Beytülhazen hüzün evi ve beytülahzan, hüzünler evi demektir. Şairler, kendi fakir ve gamlı odaları, evleri için de bu tabiri kullanırlar. Nitekim, içinde sevgilisinin hasretiyle yaşadığı kulübesi de Fuzuli’ye cehennem azapları çektiriyormuş.
Külbe-i ahzan, Beytü'l-hazen: Hz. Yakub'un oğlu Yusuf'u kaybettikten sonra, onun hasreti ile ağlaya ağlaya gözlerini kör ettiği kulübedir. Vaiz, mescitte cehennemi, cehennem azabını anlatıyor. Fuzuli, bu cehennem tasvirlerinde aynen kendi kulübesini bulmuş. Yani çok ıstırap çektiğini, cehennem azabı içinde bulunduğunu söylemek istiyor.
Hz. Yakub, Beytu'l- hazen'de oğlu Yusuf'un ayrılığının ıstırabını çekmiştir. Fuzuli de sevgiliden ayrı olmanın acısını çekiyor, Hz. Yusuf, güzelliği ile tanınmıştır. O kadar güzeldi ki, Tanrı güzelliği taksim ederken, yarısını Hz. Yusuf'a diğer yarısını da bütün mahlukata dağıtmıştır. Beyitte sevgilinin güzelliği Yusuf'un güzelliğine benzetilmiş. Külbe-i ahzan tamlaması ile Yusuf kıssası ve Hz. Yusuf'un güzelliğine Telmih yapılmıştır.
Fuzuli, “bize” ve “senin” demek suretiyle mahlasını kendisinden ayırmış ye ona başka bir şahıs gibi hitap etmiştir: Böylelikle Tecrid san'atı yapılmış.
Recai KAPUSUZOĞLU
Açıklamalarda yararlanılan kaynaklar:
1.      Necmettin Halil ONAN: İzahlı Divan Şiiri Antolojisi
2.     Haluk İpekten: Fuzuli-Hayatı, Sanatı, Eserleri
http://recaikapusuzoglu.com/ders-404


            2. Kaside

122
Kaside sözcüğünün anlamı “kastetmek, yönelmek” [anlamına gelir] ve “belli bir amaçla yazılmış manzume” demektir. Türk edebiyatında din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla belirli kurallar içinde yazılan uzun şiirlere denir.

Bir söylentiye göre ilk kasideyi Arap şairlerinden Mühelhil (Göçten 5 yüzyıl önce) söylemiştir. Bu dönemde şairler, her yıl Kâbe’de toplanırlar ve kasidelerini okurlarmış. İçlerinden en güzeli Kâbe duvarına asılırmış.

Kaside Arap edebiyatından, önce İran edebiyatına, bu yoldan da XIII. yy’dan sonra Türk edebiyatına geçmiştir.

Kaside, beyitlerle yazılan bir nazım biçimidir. Uyak düzeni, gazelin uyak düzeninin aynıdır. Yalnız ondan çok uzundur.

123
Kaside, en az 31, en çok 99 beyit olur. [31’den az kasideler de vardır. Kasideleriyle ünlü şair Nef’î’dir]. Özellikle kasidelerinin nesîb bölümünde [Kasidenin girişi ve şiir yönünün en ağır basan bölümü; genellikle 15-20 beyit olur] çok geniş bir hayal dünyası yaratmıştır. Nef’î’nin kasidelerinde dikkati çeken bir özellik de fahriyeleridir. İstediği kişiyi abartarak öven şair, bu övgünün bir o kadarını da kendisi için yapar.

124
… şair doğrudan doğruya övgüyle başlamaz. Nesîb bölümüne bir betimlemeyle (tasvir) başalamak ister.

Kasideler genellikle nesîbin konusuna göre adlandırılır.

            bahariye baharın anlatıldığı kasideler
            şitâiye  nesîb bölümünde kışın anlatıldığı kasideler
            temmûziye  yazdan ve sıcaktan söz edilen…
            ramazaniye  ramazandan…
            iydiye  bayramlarda sunulan kasideler
nevrûziye nevruz dolayısıyla yazılan kasidelerdir. Nevruz, güneşin Koç burcuna girdiği gündür ve Rumî martın dokuzuna rastlar. Bahar başlangıcı ve Celâlî takvimine göre de yılbaşıdır. İranlıların kutladıkları bu gün, sonradan Türklere de geçmiştir.
            rahşiye  atın anlatıldığı ve övüldüğü kasideler…
            hammâmiye  hamamın ve hamamdaki bir güzelin anlatıldığı…
            dâriye  devlet büyüklerinin yaptırdığı köşkleri anlatan…
            cülûsiye padişahın tahta çıkışını…
            kudûmiye  savaştan dönmelerini…
            fethiye  fetih yerine sunulan kasideler
            sulhiye savaş antlaşmalarını…

139
[Kasidelerin rediflerine göre adlandırılması]

… genellikle gül (verdiye), sünbül (sümbüliye), lâle, benefşe, güneş (âfitab) (şemsiye), su (âb), tîğ, kalem (kalemiye), kelam (söz) (kelâmiye) gibi sözcükler seçilmiştir.

3. Mesnevi
167
… sözlük anlamı “ikişer ikişer, ikili” demektir. Her beytin dizeleri kendi aralarında uyaklı, aruz bahirlerinin kısa kalıplarıyla yazılan uzun bir nazım biçimine denir. [Mevlâna Celalettin Rumî’nin 25700 beyit olan ve 6 cilt tutan ünlü tasavvufi yapıtı da bu adla anılır.

… mesnevi en kolay nazım biçimi sayılır. Bakî, Nef’î, Nedim ve Nailî mesnevi şeklini hiç kullanmamışlardır.

            4. Kıt’a
202
Kıt’anın sözlük anlamı “parça, bölük, cüz’dür”. Yalnız ikinci ve dördüncü dizeleri birbiriyle uyaklı 2 beyitlik nazım biçimine denir. Bu türlü kıt’alar genellikle dörtlük adıyla anılmaktadır.

            5. Müstezad
           
Bentlerle Kurulan Nazım Biçimleri

A. Tek Dörtlükler

Rübâi
207
… 4 dizelik ve kendine özgü ayrı ölçüsü olan, bağımsız bir nazım biçimidir. [Üçüncü dize serbest, diğer dizeler uyaklıdır (aaxa). Tuyuğ, uyak düzeni rübâi ile aynı olan ve aruzun yalnız fa’ilâtün fâilâtün fâ’ilün kalıbıyla yazılan 4 dizelik bir nazım biçimidir.

B. Musammatlar

Dörtlüler
Murabba’ … bent adı verilen 4 dizelik kıt’a’lardan oluşur.
Genellikle uyak düzeni: aaaa – bbba – ccca – ddda

Şarkı
Terbi’

Beşliler
Muhammes
Tardiye
Tahmis
Taştir

Altılılar
Müseddes
Tesdis

(Buraya kadar Nazım Biçimleri’ydi)
B. Nazım Türleri
1. Tevhid ve Münacât
251
Tanrı’nın birliğini ve ululuğunu anlatan şiirlere tevhid, Tanrı’ya karşı yapılan yalvarış ve yakarışları anlatan şiirlere de münacât denir.
2. Na’t
Hz. Muhammed’i övmek için yazılan şiirlere denir.
3. Mersiye
Bir kimsenin ölümü üzerine duyulan üzüntü ve acıyı anlatmak için yazılan şiirlere denir.
4. Medhiye
Bir kimseyi övmek için…
5. Hicviye
Bir kimseyi yermek için…
6. Fahriye
Şairlerin kendilerini övmek için…

Nazîre
269
Bir şairin şiirine başka bir şairce aynı ölçü uyak ve redifte yazılan benzerine denir. Divan şairlerince bir şairin şiirini tanzir etmek, ona karşı bir saygı duyulduğunu ve onun şiirinin ve üslûbunun beğenildiğini anlatmak içindir. Bundan dolayı divan edebiyatında nazîrelerin önemli bir yeri vardır. Divan edebiyatı ürünleri arasında bu amaçla düzenlenmiş pek çok nazîre mecmuaları vardır.

Nazîrenin, asıl şiirin bir taklidi olmaması ve en az onun kadar güzel olması gerekir. Durum böyle iken, divan şairleri nazîreciliği bir biçim benzeyişi düzeyinden ileri götürememişlerdir. [Kâzım Paşa Fuzulî izinde; İzzet Ali Paşa Nedim’in izinde başarılı olamamıştır].

Tehzil
273
… ünlü bir şaire, aynı ölçü ve uyakta şaka ve alay yollu yazılmış naziredir. Buna hezl de denir. … Ancak bunun bayağılıktan uzak, zarif olması gerekir.

Tazmin
276
Bir dize ya da beytin, başka bir şairce her hangi bir nazım biçimine tamamlanmasına ve böylece yazılan şiire denir. Bu dize ve beyit bir kaside ve gazel içinde de tazmin edilebilir. Nedim, Sadrazam Şehit Ali Paşa için yazdığı “üstüne” redifli kasidede Rasih’in bir gazelinin matla’ını tazmin ederek bir tegazzül meydana getirmiştir:

Rasih'in bu matla'ın tazmîn edip sâkî-yi kilk
Nukl sundu çektiğim sahbâ-yı irfan üstüne

Süzme çeşmin gelmesin müjgân müjgân üstüne
Urma zahm-ı sineme peykân peykân üstüne

Nergisi gül-gûn beyazın sanma sürh etmiş remed
Gamze-i zâlim yine kan eylemiş kan üstüne

Tîğ-ı âteş-renge arz etmiş dil-i mecrûhunu
Müjdeler ey can be-kef nâr indi kurban üstüne

Sünbül-istân-ı hatın fikriyle her şeb-tâ-seher
Göz döner bin kerre bir hâb-ı perişan üstüne

Kişver-i hüsne aceb âşûblar düşmüş yine
Çekmiş ebrû hançerin ber-geşte müjgân üstüne

Halveti sâfî-zamîran hâne-i âyînedir
Sıklet olmaz gelse de mihmân mihmân üstüne

Tarf-ı hatta turrası bir ukde peydâ eylemiş
Gûyyâ sah çekmiş âsaf pençe ferman üstüne                 (Nedim)

Bahr-ı Tavîl
277
Ölçülü ve uzun nesir cümleleri niteliğinde uyaklı dizelerden meydana gelen bir biçimdir. Dizelerin ölçüsü, her hangi bir kalıbın ana parçalarından … birinin arka arkaya yinelenmesiyle yazılır. Dizelerde seci’ler de yapılır.

Halk Şiiri Nazım Biçimleri ve Türleri
mâni  en küçük nazım biçimi… aaxa
türkü  türlü ezgilerle söylenen … nazım biçimi
koşma 6+5, 4+4+3 duraklı; 4 dizeli bentlerden oluşur. Genellikle: baba - ccca - ddda - …
destan  4 dizeli bentlerden oluşur. En uzun nazım biçimi. Savaş, doğal felaket, eşkıya serüvenleri, mizah, taşlama-eleştiri, atasözleri, hayvan, doğumdan ölüme evreler…
semâi   hece ve aruz ölçüsü kullanılır. Koşma tipine benzer, dizelerinin hece sayısı farklı. Sevgi, doğa, güzellik gibi konular işlenir. Koşmaya göre daha canlı ve kıvrak bir üslup…
varsağı  Güney Anadolu Varsak Türklerinin özel bir ezgiyle söyledikleri türkülerden gelmiş. Semâiye benzer. Değişik bir ezgiyle okunur.
güzelleme  doğa güzelliklerini anlatmak ya da kadın, at gibi sevilen varlıkları övmek için yazılan şiirler…
taşlama  yermek, eleştirmek için…
koçaklama  coşkun ve yiğitçe bir üslupla savaş ve döğüşleri anlatan…
ağıt  
ilâhi  Tanrıyı övmek, ona yalvarmak için yazılan şiirler…
nefes  Bektaşi şairlerin yazdıkları tasavvufi şiirler… genellikle vahdet-i vücut kuramı anlatılır. … kalenderane ve alaycı bir üslup dikkat çeker.
devriye  devir kuramını anlatan şiirler… Hz. Muhammed’in “Ben nebî iken Âdem su ile çamur arasındaydı” hadisi ile ilgilidir. ruh halindeki Muhammed ezelden beri vardı… Önce cemâda, sonra nebâta, hayvana, insana ve en sonra da insan-ı kâmile geçer.
şathiyât-ı sofiyâne  inançlardan teklifsizce alaycı bir dille söz eder gibi yazılan şiirlerdir. Görünüşte saçma sayılan bu sözlerin, yorumlandığında tasavvufla ilgili türlü kavramlara değindiği anlaşılır. Bu türlü şiirlere genellikle Bektaşi şairlerinde rastlanır. Medrese hocalarına göre bu şathiyeler küfür sayılır.

Yeni Türk Şiiri Nazım Biçimleri
sone   lirik konular… 14 dizelik bir nazım biçimi. ilk iki bendi dörder, son iki bendi üçer dizelidir.
triyole  10 dizeli…
çapraz uyak
sarma uyak
örüşük uyak
düz uyak
serbest nazım
Nazım Türleri
            lirik şiir  içten gelen heyecanları coşkulu bir dille anlatan duygusal şiir türü…
            pastoral  doğa güzelliklerini, orman, yayla, dağ, köy ve çoban yaşamını, özlemi…
didaktik  belli bir düşünceyi aşılamak ya da öğüt, bilgi vermek, ahlaki bir ders çıkarmak amacıyla öğretici nitelikte yazılan, duygu yönü zayıf şiir türü…
epik  savaş, kahramanlık, yiğitlik ve yurt sevgisi… tarihsel bir olayı coşkulu bir anlatımla işleyen uzunca şiirler…
           


.
.
.
.