10 Kasım 2013 Pazar

Kevin Robins - İmaj

.
.
.
.
İMAJ
Kevin Robins

Görmenin Kültür ve Politikası

(Çev. Nurçay Türkoğlu)
Ayrıntı Yay. 1999. İst.

İmage
1. An iconic mental representation
2. (Jungian psychology) a personal facade one presents to the world
3. A visual representation of an object or scene or person produced on a surface
4. A standard or typical example
5. Language used in a figurative or nonliteral sense
6. Someone who closely resembles a famous person (especially an actor)
7. A likeness of a person (especially in the form of sculpture)
image (verb) Imagine; see in one's mind


(21. sayfada bir dipnot)

* İngilizce vision karşılığı olarak kullandığımız “vizyon” ve image karşılığı olarak kullandığımız “imaj” sözcükleri, içerdikleri zengin anlamlar nedeniyle çevrilmesi  sorunlu sözcüklerdir. Türkçe’de görü, görüş, görme, uzak-görüş, düşsel görüntü, görülen vb. sözcüklerle karşılanmaya çalışılan vision, görme ediminin düşteki görüntü gibi, haya gücüyle bazen de mistik görüş gücüyle ilgili olarak kullanılmasını ifade eder. Yine dilimizde görünüş,, görüntü, resim, fikir, kavram ve çoğunlukla da imge sözcüğüyle karşılanan image, bir kişi veya nesnenin görüntüsel/resimsel benzeridir; zihinsel, sözel, algısal, optik, grafik imajlardan söz ederiz. Vizyon ve imaj sözcüklerinin tam Türkçe karşılıklarını bulma arayışları sürerken, elinizdeki kitapta eleştirel bir açıdan incelendiği gibi, vizyon ve imaj gibi görüntü teknolojisiyle ilişkilendirilen bazı terimler (internet ortamıyla ilgili terimlerde de aynı sorunla karşılaşacağız; örn. cyber: siber, cyborg: siborg, bit: bayt, vb.) gündelik dilde Batılı medyanın popülerleştirdiği anlamlarda kullanılmaktadır. (ç.n.)

11. Günümüzde imajların neredeyse dünyanın gerçekliğini gölgede bırakabileceği düşünülmektedir. Sanal gerçeklik ideali de, alternatif ve ideal bir öteki dünyanın teknolojik olarak vaat edilmesidir.

13. ... eski analog (benzetmeye dayalı) dünyadan “dijital” olmaya doğru bir gidiş demektir.

13. ...tekno-vizyonculukların içi boş kehânet söylemleri...

14. ... “bugüne ve geçmişe dair bilgilerimizin hükümsüz kaldığını, beyhude olduğunu göstermeye çalışıyorlar”.

14. Gelecekçilerin devrimci dönüşüm olarak adlandırdığı şey benim için, sıkıcı ve  acı verici bir süreklilikten başka bir şey değil. Küresel ağ toplumu bana göre, toplumsal yaşamın unsurlarının giderek daha çok rasyonalite ve denetim mantığına boyun eğme güdüsünü ifade etmektedir.

15. Kapitalist imgelemin temel başarılarından biri geleceğin sömürgeleştirilmesidir, bu da olanakların sömürgeleştirilmesi demektir. ... Böylece küresel toplum rasyonel ve standartlaşmış zamansallığa bağımlı hale gelmektedir. Paul Virilio bu süreci “bölgesel zamanların çoğulculuğunu tasfiye eden tek bir küresel zamanın” kurulması olarak tanımlamaktadır. Bu sonsuz bir şimdiki zamandır. Virilio’nun deyişiyle “zamanın hacminin kesilmesi”, anlamlı değişim ve dönüşüm potansiyellerinin iptal edilmesidir. Enformasyon toplumunun gelecek takıntısı vardır ama bu takıntının geleceği, tamamen şimdiki zamanın sonsuz sürekliliğidir. ...gelecekbilim takıntısı, geleceği denetim ve güvenlik altına alma arzusundan kaynaklanmaktadır.

16. ... geleceği olabildiğince şimdiki zamana benzetmeye gayret etmektedirler.

17. Gelecek, şimdiki zamandan farklı olmadığı için, dönüştürülebilecek bilinmeyen karşılaşmalara ve olaylara olanak tanıyan bir içeriği de artık yoktur. Karşımızda bilinmeyen yoksa insani yaratıcılık ve özerklik de olamaz. “Yaratım” der Castoriadis, “hazır olmayan, verili olandan yola çıkılarak birleştirme veya başka bir yolla ortaya çıkartılamayan bir şeyi meydana getirme kapasitesi demektir”.

Bilinmeyen geleceğin ötekiliği, yaratım ve kendini-yaratım sürecinin gerçekleşebilmesi için yaşamsal bir ortamdır. Bu ötekilik olmadan anlamın açılması söz konusu olamaz. Geleceğin teknolojik olarak kapatılması, radikal hayal gücünün yaratıcı düzensizliği için zorunlu olan zaman açıklığının kaynaklarını kurutur.

21. Günümüzde yeni vizyon ve imaj teknolojilerine büyük ilgi gösterilmektedir. Bu teknolojilerin toplumsal ve kültürel alanda radikal dönüşümlere neden olduğuna dair abartılı iddialarla karşılaşmak da şaşırtıcı değil. Beklenmedik ölçülerde bir “imaj devrimi” yaşadığımız söylenirken bunun da postmodern döneme tarihsel bir geçişle bağlantılı olduğu ileri sürülmektedir.

Gündelik gerçeklikler ve deneyimler, sanal yaşantıların ve siber-kültürün düşleri yanında pek sönük duruyor.

Bu idealleştirilmiş vizyon bize yeni imajların –en son imajların- öncekilerden kat be kat üstün olduğunu söyler. Teknolojik mükemmellikten yana, amaca yönelik modern teleolojik gelişme ve ilerleme anlatısını içeren bir bakıştır bu.

23. Vizyon alanındaki ilerleme, rasyonalite gücünün artmasıyla ölçülür. Cisimden ayrılmış, aşkın (transcendental) vizyon mantığının sürekli işlenmesi anlamında Kartezyen mantığın ölçüsüdür bu. Bu anlayışa göre, yeni imaj teknolojileri, dünyanın görsel olarak kuşatılması, manipülasyonu ve denetimi için daha geniş kaynaklar sağladığı ölçüde değer kazanmaktadır. Düzen ve rasyonalizasyon yoluyla aşkınlama mantığını izleyen bir toplumsal ve insani proje bağlamında yeni imajlar üstün olarak kabul edilmektedir.

Teknolojinin değişim değerini inkâr etmemekle birlikte, bugünkü görsel kültürümüzde hangi değişim biçimlerinin gerçekten önemli ve anlamlı olduğunu bulmak için böyle bir mesafenin gerekli olduğuna inanıyorum.

24. Bu tartışmalar daha çok, vizyonun (görme ediminin) diğer duyulardan ayrıcalıklı olarak ele alınması (ocularcentrizm) çerçevesinde karşımıza çıkmaktadır.

25. Görselliğin rasyonalizasyonu ne yönde olursa olsun imajların, rasyonalite öncesi güçlerle, arzularımız ve fantazyalarımızla hatta ... esas olarak temel kaygı ve korkularımızla bağlantılı olması beni özellikle ilgilendiriyor.

İmajların dünyayı tanımak ve anlamak için nasıl kullanıldığıyla ilgilenirken aynı zamanda dünyadaki olayların gerçekliğini önlemek, reddetmek ve inkâr etmek üzere de kullanılabileceğine dikkat çekmek istiyorum. Neyin görüntülendiği kadar, hatta daha önemli bir soru neyin görüntülenmediği (screened out) sorusudur.

28. (Bu teknolojilerin) Bağlantı kurmamızı kolaylaştırabileceği gibi zorlaştırabileceğini de kabul etmeliyiz.

Bernard Sharratt imajların özünde “sunum ve yanlış sunumun, gerçeğe sadık görünüm ve tamamen hayal ürünü olmanın, yansıma ve kurgunun ikili anlamında” var olan çift değerliliğe dikkat çeker. Bu yüzden, imajlarla olan ilişkimizde çifte değerliliği yaşamamızın hem kaçınılmaz hem de gerekli bir durumu olduğunu düşünüyorum.

31. İnsanoğlunu bilinmeyenin temasından daha fazla korkutan bir şey yoktur. (Elias Caetti, Kitle ve İktidar)


Temas duygusu, bir şeyin veya birisinin yabancı olduğunu hissetmemiz riskini taşır. Teknolojilerimiz bu riskten uzak durmamızı sağlar. (Richard Sennet, Et ve Taş)

32. Artık hepimiz teknoloji yanılsamasına, özellikle modern aşkınlama yanılsamasına alışık değil miyiz?

Bizi dünyadaki ve içimizdeki korku uyandıran şeylerden uzaklaştıran, kopartan araçlar teknoloji eliyle sağlanır.

33. Vizyon her zaman bilinmeyene, dışarıda ve ötede olana karşı önemli araçlar sağlamıştır. (Pek çok kültürde imajlara özel ve koruyucu güçler yüklenmiştir.) Biçimsel ve soyut görme biçimlerini işleyerek de olsa modernite, görsel savunma mekanizmalarını rasyonalize etmeyi başarmıştır. Teknolojik olarak yayılan görüntü, çevremize mesafe koymanın, dünyayla doğrudan bağlantı kurmanın ürkütücülüğünden kendimizi uzak tutmanın, tecrit etmenin özel olarak modern bir yolu biçiminde gelişti.

35. ...Levy yeni teknolojilerin yeni bir dünya ve alternatif bir gerçeklik yarattığını ileri sürmektedir.

36. Gerçekliğin yeni bir biçimi olan bu yeni gerçekliğin, hâkimiyet ve yeterlilik ilkelerine göre oluşturulduğu düşünülmektedir. ... Olması istenen şey, alternatif bir “cisimsiz doğa” gerçekliğidir. Dokunamayacağımız, onun da bize dokunamayacağı bir gerçeklik. Bu denetleme isteği aynı zamanda, “fiziksel şeylerin” kusurlarından ve düzensizliklerinden kaçma isteğinin bir ifadesidir.

37. Sanal alanın çekici olmasının nedeni aslında uzak, dokunulmaz ve kurgusal bir yer olmasıdır. ... Sınırlılıkları ve kusurlarıyla şu anda ve burada olan gerçekliğin yerini alabilme potansiyelinden söz edilmektedir.

38. Modernitenin dinamiği, hem yayılması hem de ütopyacı yönleriyle her zaman şu andaki verili gerçekliğin ağırlığından kaçma eğilimi gösterir. Zygmunt Bauman “Modernite ilk ve öncelikli olarak sınır boyu uygarlığıdır” der.

39. (sanal gerçeklik sistemleri) Bu çağrının temelinde, insanın gündelik ve gerçek dünyadaki var oluşunu düzenleyen ilkelerin askıya alınması vardır.

42. Akla, rasyonalitenin aracı olmanın ötesinde daha kapsayıcı ve karmaşık bir insan doğası ve kültürü içinde hak ettiği yeri vermeliyiz.

44. ...dokunma duyusu, dünyanın kaotik veya katastrofik yapısına maruz kalma riskini de taşır. ... Bilinmeyenin temasından daha çok korktuğumuz hiçbir şey yoktur. ... Bu açıdan bakılınca, dünyadan uzaklaşmaya, ayrılmaya imkân tanıyan görme duyusunun, vizyonun mobilizasyonu özel bir önem taşır. “İnsan herhangi bir yabacı şeyle fiziksel temastan her zaman kaçınma eğilimindedir.” der Elias Canetti. ... Vizyonun ilerlemeci bir anlamda rasyonalizasyonu, karanlığı dağıtarak içindeki yabancılığı görünür hale getirmeyi amaçlar. Dokunuşa karşı görüş.

45. Martin Jay, hakim olan biçimiyle (“Kartezyen perspektifçilik” dediği) modern vizyonun, dünyayı belli bir mesafeden, uzak durup hükmederek kontrol etme yolundaki rasyonalist projeyle bağlantılı olduğunu söyler. Rasyonel vizyon “canlı olmayan mutlak göz” işlevi üstlenmektedir. ... Mutlak vizyonla taranan dünya böylece düzenlenebilen ve kontro edilebilen bir dünyadır.

46. Evrensel panoptisizm (Panoptisizm: Görme duyusunun öne çıkarılması, üstünlüğünün vurgulanması anlayışı.

48. On dokuzuncu yüzyılın ortalarındaki panorama çılgınlığı da yine, ikameci bir ortamın içine dalma arzusundan kaynaklanıyordu. İnsanlar panorama manzaralarını “kişisel ve toplumsal fantazya araçları olarak kendi yaşamlarının mekânsal, zamansal ve toplumsal sınırlarından kaçma biçimi olarak kullanıyorlardı”.

56. “Çünkü sanat, akıl İdea’larını değil Kaosu, Uçurumu (Abyss) ve Yersizliği (Graundless) temsil eder, bunlara biçim verir.  Bu sunum biçimiyle gündelik yaşamlarımızın uysal ve aptal güvenliğini terk ederek Kaosa pencere açar, her an Uçurumun kenarında yaşadığımızı hatırlatır”. (Castoriadis) Buradaki asıl mesele de sürekli başkalığa ve başkalaşma güdüsüne müsaade etme kapasitemizdir.

59. ...temasın anlam ve öneminin (mahremiyet duygusu) bastırılıp değersizleştirilmesi...

60. (dipnot) Mitchell, City of Bits
 “Modüler, yeniden biçimlendirilebilir, uzantıları sonsuz bir siborg olacaksınız” (s.30).

61. (Julian Stallabrass) “dünya sanki şeffaflaşmaktadır”

John Berger, modern dünyada görünümlerin varlıktan ayrılmasıyla özel olarak ilgilenmektedir. Berger’e göre, seyirlik kültürün hafifliğinde cisimleşmiş varlığın yükü ve karşılaşmalar ortamı kaldırılmıştır.

65. (vizyon/akıl, temas/beden ayrımını yapan Kartezyen ikilik...

Elizabeth Grosz, “temasta dokunanın her zaman dokunulan olduğu çok açıkken, vizyonla ilgili geleneksel felsefi modellerde gören, belli bie mesafeden/uzaktan görür ve görülen tarafından işe karıştırılmaz” der. ... Burada girişimde bulunan tek kişi biz değilizdir; Öteki tarafından dokunulmak kaçınılmazdır.

67. Merleau-Ponty vizyonu temasla bir süreklilik içinde olma hali olarak düşünmek, dünyayı görünebilir biçimde elle tutulur bir dünya olarak tahayyül etmek ister.

72. ... “sonuçta hepsi imaj, hangi noktada fotoğraf olmaktan çıktığı semantik bir sorun”. ... Dijital elektroniğe dayanan yeni imaj teknolojileri, fotoğrafla kastetmek istediğimiz şeylere karşı çıkmaktadır.

73. Yeni imaj teknolojileri Batı kültürünün belirli değerleriyle biçimlenip oluşmuştur.  Rasyonalite ve denetim mantığıyla biçimlenmiş, askeri ve emperyalist emelleri olan bir kültür tarafından oluşturulmuştur. Bu açıdan bakınca kimyasal fotoğraftan elektronik imajlara geçişle ilgili tekno-devrimci iddialar gücünü yitirmeye başlar.

76. ‘aura’

78. fotoğraf – bilgisayar

79. Bilgisayarın yapay, formel ve nantıklı alanında, geleneksel gerçekliğimizden ayırt edemeyeceğimiz, hatta bu geleneksel gerçekliği gölgede bırakabilecek, vekâleten duran bir gerçeklik, başka bir gerçeklik, taklit edilebilir hale gelmektedir. Öyle ki, gerçek dünya diye adlandırmaya alıştığımız dünyanın yerini hayalet ikizi almakta, dünya kopya edilmektedir. ...Belki de, eski gerçeklik yalnızca teknoloji öncesi bir benzeşimdi: Genellikle gördüğümüz dünyayı hep sanki “orada bir yerlerde” gibi düşünürüz, bu bir alışkanlıktır. Oysa gördüğümüz aslında zihinsel bir modeldir, yalnızca beynimizde var olan algısal bir benzeşimdir.

80. Bilgisayar imajları yeni bir görsel paradigmaya, her şeyi farklı göreceğimiz yeni bir çağa geçilmekte olduğuna işaret etmektedir:

Görsel olarak yönlendirilen bilgisayar ara yüzeyleri, film, fotoğraf ve onlardan önce resim ve çizim, insanların dünyayı görme biçimlerini çok değiştirdi. İnsanlar sinema perdesindeki ilk yakın-çekim yüzlerin dev görüntüleri karşısında çığlıklar atarak kendilerini salondan dışarı atmışlardı. Rönesans, Grek felsefesinin yeniden keşfedilmesinden olduğu kadar, perspektifin ortaya çıkmasından da etkilenmişti. Kültürel evrimimizin bir parçasıdır bu; yaygınlaşmış bir görsel paradigma ne zaman yeni bir boyuta girse gerçeklik bir parça yön değiştirir. Siber-mekâna dönüşümünde (dijital bilgisayarın doğası gereği) gerçeklik epeyce değişmekte.

Rheingold, “What’s big deal about cyberspace?” s.452


82. İmajların gerçek dünyadaki anlamlardan ve göndergelerden bağımsız olarak üretildiği bir dünyada yaşamaktayız. Modern yaşamda artık gerçekliğin aracısı olmaktan çıkan imajlarla, benzeşimlerle ilişki kurar hale geldik. ... Artık kimliğimizi gerçeklikle değil de, imaj yoluyla ifade etmekteyiz. Görünüşte kendini-kapsayan, kendine-göndermeli imaj sistemleri kendi özerkliklerini ve otoritelerini üstlenmek üzereler.

86. Artık teknoloji uzun zamandır, metaforik olanı somutlaştırma işiyle uğraşıyor.(john perry barlow)

88. kinestetik

91. “Bilgisayarlarla çalışan insanlar tıpkı Narcissus ve yansıması gibi, kendi oluşturdukları dünyaya veya kendileri için başkaları tarafından yaratılan dünyalardaki kendi performanslarına kolayca âşık oluvermektediler”. (Sherry Turkle) İmajın “içine” gidenlere baktığımızda Baudrillard’ın “nasisistik inatçılık” diye adlandırdığı bir tekbencilik görürüz.

...imajın “içine” girmek bazı ilkel arzuların, fantazyaların temsil edilmesine, korku ve kaygıların ortaya çıkartılmasına neden olur. Phillipe Dubois, iki mitolojik figürü, Narcissus ve Medusa’yı imajla ilgili psişik yatırımlarımızın ve nevrotik kararsızlığımızın sembolü olarak görür. Bunlardan biri imajı (çocukluğa dair) gerçek sayma, onu kucaklama, içine dalma, ona katılma arzumuzu yansıtır. Diğeri kendi yarattığımız imajlar karşısında, bunların gücünden doğan çekicilik ve iticilik, arzu ve korku duygularının çelişkisiyle yaşadığımız kaygıları temsil eder.

92. Video oyunları... Tıpkı Medusa gibi doğrudan yüzyüze gelinmemelidir; ...

93. “Dışarıdaki” dünya kendi gerçekliğini yitirirse neler olacaktır?

94. Aslında askeri projelerden “fırlayan” gösterişli ve yararlı aletler olarak görülen benzetim teknolojilerine kucak açılıyor.

vizyon teknolojileri...

96. Gerçeklik her zaman benzetimi bozguna uğratabilir.

97. Benzetimin gücü bizi savaşın yalnızca sanal bir olay olduğuna inandırmamalı. Askeri benzetim bize video oyunlarını çağrıştırıyorsa da, hedeflerinin bir ekrana sembolik olarak hükmetmekten çok daha öteye gittiğini aklımızdan çıkartmamalıyız. Benzetimin, gerçek dünyanın bir modeli olduğunu, bu modeli kullanmanın asıl hedefinin bu dünyaya müdahale etmek olduğunu unutmamalıyız. Bu bağlamda tele-temsilin ve tele-operasyonun işlevleri çok önemlidir.

98. “Başlangıçtaki gözcü kulelerinden çapalı balonlara, keşif uçaklarına ve uzaktan-duyarlı uydulara kadar” der Paul Virilio, “sürekli olarak tekrarlanan tek bir işlev vardır; gözün silah gibi işlemesi”. Ultra-yüksek-çözümlü kameralar ve diğer uzaktan-duyarlı yeni teknoloji üretimini ordunun enformasyon ihtiyaçlarına borçluyuz. Yeni dijital imaj işleme ve yönlendirme teknolojilerini de kesinlikle ordunun istihbarat ihtiyaçlarına bağlayabiliriz. Uzay keşif çalışmaları da vizyonun askerileştirilmesiyle bağlantılıdır.

99. ...dikizleme uyduları, karanlıkta “görebilen” ve bulut tabakasını “delebilen” yeni teknoloji üretimleriyle geliştirildi.

Ancak, ticari ve barışçıl uygulamalarla askeri uygulamalar arasındaki çizginin çok ince olduğu görülmektedir.

100. ABD’nin yerküre üzerinde 42 bin farklı hedefi izlediği tahmin ediliyor. ... Dünya gezegeninde olup bitenlerin elektronik olarak gerçek zamanlamayla bir çeşit portresi yapılmaktadır.

Tomahawk Cruise füzeleri belkide bu verilerin en başarılı kullanımının örneğidir. Öldürücü seyahati boyunca, irtifa ölçer bir radarla uçuş rotasının topografyasını, belleğinde kayıtlı bulunan ayrıntılı bilgisayar haritalarıyla karşılaştırır. “Son durak noktasına” geldiği zaman, burun ucuna yerleştirilmiş küçük bir dijital kameranın aldığı görüntüleri, belirli hedeflerin önceden kaydedilmiş uydu fotoğraflarından oluşan depolanmış imajlarla karşılaştıran yeni bir kılavuz sistemi devreye girer. ... Stratejik Savunma Girişiminin Gözetleme, Ele Geçirme, İz Sürme ve Öldürme Tespiti ile birlikte çalıştığı söylenmektedir.

101. Yeni gözetleme, benzetim ve vuruş sistemleri, iki farklı gerçeklik düzeyinde işlemektedir; biri sanal, diğeri maddi. Bu iki gerçekliğin birbirinden ayrılması, bence, günümüzde yaşanan varlığın altüst oluşunu ve ahlâki başıboşluğu desteklemektedir.

103. ... imaj teknolojileri ile vizyon kültürleri arasındaki ilişki...

104. ... kimyasal fotoğrafın sona ermesi ve onun yerini dijital-imaj teknolojilerinin alması, doğrudan bilimsel ve teknolojik gelişmelere bağlanmak isteniyor.

Yeni enformasyon ve sibernetik teknolojilerinin gelişimiyle tüm kültürler ve kültürel formlar birbirine yaklaşmakta ve evrensel Batı rasyonelliği söylemiyle uyum içine girmektedir.

105. Batı kültürü –Aydınlanma kültürü- için bilgi temel olarak vizyonla (aydınlanma / illumination) bağlantılıdır. Vizyon duyuların en uzak olanı (belki de en sağır olanı diyebiliriz) olduğu için nesnel ve bilimsel (değer-dışı) bilme idealine işaret eder. Nesnelerin özüne ve gerçeğine nüfuz eden şey gözdür. Bu anlamda vizyonun üstünlüğüne inanmak mümkün hale geliyordu, yani, vizyon teknolojileri Batı uygarlığının içinde saklı üstünlüğü yansıtıyordu.

106. Bugün imaj emperyalizminden söz ederken yine de farklı bir şeyler demek istiyor olabiliriz; bu zaman içindeki imajların hiper-gerçek bolluğuna gönderme yapıyor olabiliriz. Sonrada aslında imajların özerk bir gücü olduğunu, kendilerine ait bir iktidarları olduğunu söyleyerek; eski gerçekliklerin, eski gerçeklik duygularının imajın bu gücü tarafından gölgede bırakıldığına olan inancımızı ifade ediyor olabiliriz.

112. İmajlama (görüntüleme)

113. Askerin silahlarını tam olarak kullanabilmesi için ahlâki bağlardan kopması gereklidir. Zygmunt Bauman’ın da söylediği gibi, kurbanların psikolojik olarak görünmez olmaları gerekir. Öldürme işlemi “uzaktan” teknoloji dolayımıyla, doğrudan çatışma ve şiddet şokundan uzak olmalıdır.

... vizyon rasyonalizasyonunun ne kadar ileri götürülebileceği...

panoptik: gözün gücüne takıntılı... (çn.)

116. (Körfez Savaşı) “Günde dört-beş kez, halk kendi belleğinin, vicdanının ve tahayyüllünün sesine nasıl kulak tıkayacağı yolunda televizyondan dersler alıyor” der John Berger.

133. Susan Sontag, “Acı çekmek başka şey, vicdanımızı sızlatması, merhamet uyandırması şart olmayan fotoğraflara kaydedilmiş acı çekenlerin imajlarıyla yaşamak başka bir şeydir” der. ... Ahlâklı ve merhametli olmayı gerektirecek gerçek ve karşılıklı ilişkilere girmemizi fotoğrafik imaj sağlamaz, sağlayamaz da. Video ekranlarında ve elektronik imajlarda ahlâki uçurum daha da büyür.

137. (Ekranın) Öyle bir ahlâki hafifliği vardır ki, sorumluluk yüklemeden duyguları yükseltir, bizi gerçekliğinin karmaşıklığına karıştırmadığı bir gösterinin içine sokar.

138. Ekranın gerçekliği gölgede bıraktığını, artık imaj, benzeşim ve gösteri dünyasında yaşadığımızı söylemek isteyenler olacaktır. Aslında bu gözlemin bir doğruluk payı var. Ama bu postmodernist senaryo tarafından iyice baştan çıkartılmadan önce 150.000 gerçek adam ve kadının gerçekten katledilmesinin Körfez Savaşı ekranlarına yansımadığını hatırlamalıyız.

143. Sanal-teknolojik devrimin propagandasını yapanlar gerçekten yeni ve alternatif bir gerçeklik varmış gibi konuşurlar. Şu andaki dünyamızı terk edip bu daha iyi ülkeye göç etmemiz için bizi inandırmaya çalışırlar.

144. Siber-alan ve sanal gerçeklik peygamberleri, kendilerini teknolojik hayal dünyasına gömmüşlerdir. Varlıkbilim ve metafiziğin büyük sorunlarından başka bir şeyle ilgilenmezler.

161. Hat-bağlantılı (on-line) cemaatlerin ulusal sınırları aşmak için yollar geliştireceği öngörülmektedir. Howard Rheingold (The Virtual Community’nin yazarı) bölgesel ağların “daha geniş bir alana, dünya çapındaki geniş-Ağ’a geçiş kapısı” olduğunu düşünmektedir. Bu “bütünleşmiş varlık” bağlamında “global bir sivil toplum” ve yeni bir uluslar arası kültür kurma konumunda olacağımızı ileri sürer. ... Ne kadar fütüristik görünürse görünsün Rheingold’un hayal gücü temelde tutucu ve nostaljiktir. Onun ilgilendiği şey aslında kayıp nesnenin, cemaatin eski haline getirilmesidir:

 “Bu teknolojinin kullanılmasıyla birlikte pek çok insanın yitirmeye başladığı işbirliği ruhunu yeniden yakalayabilmek için bilgisayar ağlarına gerek duymamız acıklı bir ironi. Doğrusu ben bütün gün kütükleri kesip fasulye yetiştirme zorunluluğuyla karşılaştırıldığında, gün boyu zorunlu olarak klavyenin tuşlarına basarak ekrana gözlerimi dikmenin ne kadar “ilerleme” olduğundan kuşkuluyum. Yeni teknolojilere sahip olurken, dünyanın pek çok yerinde cemaat duygusunu da yitiriyoruz. Teknoloji de çoğu durumda bu kaybı hızlandırıyor. Ancak bu, insanların bilgisayarları kullanarak yeni işbirliği yolları bulabileceği önermesine karşı güçlü bir argüman sayılmaz.” Ağ’ın aile duygusunu, “görünmez dostlar ailesi” duygusunu yeniden kurabileceği düşünülmekte. Adeta köydeki tulumba yeri, kasabadaki meydan ethosunu yeniden yaratmakta.

178. Zygmunt Bauman’ın söylediği gibi kapitalizm, tüketici ideolojide adeta felsefecinin hazinesinin sırrını bulmuş gibidir.

179. Elias Canetti’ye göre korku ve kaygı, insani deneyimlerin temelidir.

“[Beden] Sakınma ve kurnazlıkla kendisine yaklaşan şeylerden uzak durabilir ama ona uzaktan da oklar ve yaylarla ulaşmak mümkündür. Kalkanlar, zırhlar yarattı, duvarlar, kaleler kurdu etrafına; bütün bu önlemlerle yapmak istediği şey, incinemezlik duygusuna kavuşmaktır.”

186. Zygmunt Bauman hayatta kalma duygusuna dikkat çeker, “başkalarının ölümleriyle yaşıyoruz, başkalarının ölümleri kendi başarımızı anlamlı kılıyor; ölmedik, hâlâ hayattayız”. Elias Canetti de “Ölüm karşısındaki korku, ölenin bir başka insan olmasıyla tatmin duygusuna dönüşür” diyerek hayatta kalmanın verdiği zevki vurgular.

188. Siegfried Kracauer “Daha önce hiçbir dönem kendisi hakkında bu kadar az şey bilmiyordu... ‘imaj-fikir’ fikri uzaklaştırıyor; fotoğraf fırtınası şeylerin ne anlama geldiğini göstererek bir farksızlığı/aynılığı ele vermektedir”. ... Televizyon ekranı bize bir enformasyon zenginliği sunar ama aynı zamanda da görünenin gerçekliğini ekran dışında tutma ve bilgiye engel olma işlevleri de vardır.

189. Régis Debray “İmaj yoluyla minyatürleştirilmenin, kendi gerçek doğası ve ölçüsü içinde katlanılamayacak olan uzaktaki savaşların ve kıyımların kabul edilebilir, hatta pitoresk hale getirdiğini görüyoruz”. der. ... İmajın hafifliği görülenden ayrılma, uzaklaşma duygusuna yol açar. ... Ekran, izleyeni deneyim bombardımanından koruyan bir kalkandır.

193. Teknolojik araçlarla “değişik bir dünya”, “telafi edici bir gerçeklik”, “teknik manipülasyonla duyguları kandıran gerçeklik görünümü” yaratmak mümkündür.

195. Gianni Vattimo ... “dünyanın imajlarının çoğalmasının ‘gerçeklik duygumuzu’ yitirmemize neden olduğunu” söylemektedir.

209. Belirli görüş (vizyon) biçimleri belirli kavrama ve anlama yollarına tekabül eder. Burada görsel deneyimlerimizi edindiğimiz teknolojik araçlarla ilgili sorular devreye girer. Görmek, bilmek ve kontrol etmek. Karanlığın gücüne karşı, içinde kendimizi kaybedeceğimiz meçhul labirente karşı görüş (vizyon) ve ışık. Ama hiçbir şey kesin değildir, hep bir zorluk vardır. Görünür olan her şeyde bir gözden kaybolma potansiyeli vardır.

238. Teknolojik gelişmenin bütün bir toplumsal kurum ve örgütlenmeler düzeneği içinde oluştuğu gerçeği bir kenara bırakılarak, bir çeşit aşkın ve özerk bir güç olarak görülmektedir.

239. Yeni teknolojiler bütünüyle yeni bir görsel söylemin ortaya çıkmasıyla bağlantılıdır. Gerçeklik, bilgi ve doğruluk düşüncelerimizin içten içe dönüşüm geçirdiği ileri sürülmektedir.

240. Postmodern düzen, maddesel dünyanın imajdan önce gelişiyle mücadele edildiği, iamjın alanının özerkleştiği hatta “gerçek dünyanın” varlığının sorgulandığı bir düzen olarak algılanmaktadır. Benzetim ve benzeşim dünyasıdır.

varlıkbilim ve epistemoloji soruları

242. Fotoğraf dünyayla bir ilişki kurma yolu sağladı, yalnızca bilişsel değil, estetik, ahlâki ve politik bir ilişki kurma yolu. “İmajlar yoluyla duyguların ifade edilebilmesinin çapı, sözcüklerin ifade olanakları kadar geniştir” der John Berger, “İmajlarla pişmanlık duyar, umut eder, korkar ve severiz”.

243. John Berger, 1839’da kamera icat edildiği sırada August Comte’un Cours de Philosophie Positive (Pozitif Felsefeye Giriş) kitabını tamamlamakta olduğuna dikkat çeker. Pozitivizm ve kamera birlikte büyüdü. Her ikisinin de uygulamaya geçmesini sağlayan, “bilim adamları ve uzmanlar tarafından kaydedilen gözlemlenebilir, sayılabilir gerçeklerin, günün birinde insanların doğa ve toplum hakkında, her ikisini de denetleyebileceği bütüncül bir bilgi sunacağı inancıydı”:

Comte, belki yalnızca yıldızların kökeni dışında, insanların kuramsal olarak bilemeyeceği hiçbir şey kalmayacağını yazmıştı! O günden bu yana kameralar yıldızların bile oluşumunu görüntülediler! Bugün fotoğrafçılar, her ay, on sekizinci yüzyıl Ansiklopedistleri’nin tüm çalışmalarında düşleyebileceklerinden daha fazla geçeği bize veriyorlar.

Dünyanın fotoğrafik belgeleri onun bilişsel olarak idrak edilmesiyle ilgiliydi. Pozitivistlere göre dünyayla, dünyanın doğası ve içeriğiyle ilgili ‘doğruları’ anlamada fotoğraf ayrıcalıklı bir araç demekti.

Mitchell’in söylediğine göre kamera, “ideal bir Kartezyen araç olarak, özneleri gözlemleyerek, onlardan önce bulunan nesnelerin en sahici izlerini kaydetmek için kullanılan bir araç olarak” görülmekteydi. ... Mitchell’in belirttiği gibi, “fotoğrafik işlemlerin tıpkı... bilimsel işlemler gibi, öznelliği yenmenin ve sahici gerçeği elde etmenin garantili bir yolunu sağladığı söylenebilir”.

245. Dijital imajlar şimdi fotoğrafik imajdan çok farklı özellikleriyle “yeni bir işaret çeşidi” haline gelmektedir.

246. Ulaşılmak istenen hedef hâlâ bütüncül bilgidir, bu bilgi de dünyanın düzenlenmesi ve denetim altına alınması için istenmektedir.

Uydular yeryüzünü taramaya ve değişen yüzeyinin imajlarını geri göndermeye devam ediyor... Bu hiç durmadan yaşanan kabuk değişimi, çeşitli amaçlarla bilgisayarda işlenmektedir; yer altı kaynakları incelemeleri, hava durumu uzmanları, kent plancıları, arkeologlar, askeri-istihbarat birimleri ve daha pek çok şey için. Yeryüzünün tüm yüzeyi sürekli olarak açılan bir gösteri haline, sonu gelmeyen, inceden inceye gözleme nesnesi haline gelmiştir.

Yeni teknolojiler ... Görünen ve görünmeyen arasındaki sınırları da bulanıklaştırdı. Fred Ritchin kendi deyimiyle “hiper-fotoğrafı” şöyle tanımlar:

İzleyen ve izlenenin aynı anda ve aynı yerde bulunmasını gerektirmeyen, dünyası geçmişte, şu anda ve gelecekte olan, olacak ve olabilecek, görünen ve görünmeyen, kısaca hissedilen, kavrana her şeyi dünyasına alan fotoğraf gibi düşünülebilir.

248. Jean Louis Weissberg aslında “kaydederek öğrenme” çağından, “benzetim yoluyla öğrenme” çağına geçtiğimizi ileri sürer. Benzetim yoluyla öğrenmede, “imaj nesneyi temsil etmeye çalışmaz... daha çok, işaretini verir, ortaya çıkartır, var olmasını sağlar”. Amaç, gerçeğin göndergesine yalnızca görünüm olarak değil, diğer (görünmez) özellikleri ve nitelikleri açısından da yaklaşan bir “çiftini” yaratmaktır. Dijital imajlarla nesnenin benzetiminden daha yüksek bir “varlığının benzeri olmaya” doğru ilerledikçe “imajın nesne yerine geçmesi” mümkün hale gelmektedir. Yani, gerçek dünyadaki bir nesneymiş gibi imajla etkileşime girmek, imajla bir deneyim yaşamak mümkün olmaktadır.

249. Fotoğraf sonrasının mantığını, vizyonun rasyonelleştirilmesi olarak tanımlayabiliriz.

253. Berger görüntü ve imgelem arasındaki ilişkiyi vurgulamaktadır. “Görünümlerin hem bilişsel, hem metaforik” olduğunu ileri sürer: Görünümlerle sınıflandırma yapar, görünümlerle düş kurarız.” Dünyayı kavramamıza ışık tutan, canlandıran yaratıcı hayal gücüdür: “Hayal gücü olmadan dünya düşünce uyandırmayan, donuk bir hal alır. Yalnızca varlık kalır”.

255. Horkheimer ve Adorno’nun ileri sürdükleri gibi, rasyonalitenin ve rasyonalizasyonun mantığı, aklın hükmedici gücüyle “insanoğlunu korkudan kurtarmayı” amaçlamaktadır: “Hiçbir şey dışarıda kalmamalı, çünkü dışarıda olma fikri kendi başına korkunun kaynağıdır... İnsan ancak bilinmeyen hiçbir şey kalmadığı zaman korkudan kurtulacağını düşünür”. Rasyonel kontrol ve hükmetme (doğa ve insan doğası üzerinde) yoluyla rasyonalizm ve pozitivizmin “asıl ürünü”, ölüm korkusunun kaynaklarını kurutmaktır. Dijital teknolojinin kendisini ve üzerine kurulan söylemi, bu rasyonel öznelleştirme projesinin devamı olarak görebiliriz. Elektronik imajlar donmuş değildir, solmazlar, ağıt yakılacak bir özellikleri yoktur, ölümlülüğü kaydetmekten ibaret değildirler. Dijital teknikler imajları dondurulmuş biçimde üretirler; imajlar uyandırılabilir, canlandırılabilir, “güncelleştirilebilir”. Dijital işlem ölüye hayat verebilir.

256. Yeni enformasyon formatı imajın kendi amprik sınırlılıklarından ve duygusal bağlarından özgürleşmesi olarak anlaşılmaktadır; yani imajın gerçekçi ve insancıl ilgilerin tortusu olarak görülen kalıntılardan temizlenmesi söz konusudur.

258. (Mladen) Dolar’ın görüşlerini izleyerek postmoderniteyi temel bir karşı-teleolojik anlamda, modern kültürün bastırdıklarının veya inkâr ettiklerinin geri dönüşüne izin veren olanakları açısından ele alabiliriz.

259. Castoriadis: bilinç-dışı,  yaratıcı güçler...

262. ... (David) Phillips’e göre “vizyon, farklı algılama tarzlarını bir araya getiren bir palimpsest (silinip yeniden yazılarak pek çok kez kullanılan kağıt vb.) gibi çalışır; hem vizyonun tarihine hem de belirli bir gözlemcinin algılamasına uyarlanan bir model gibidir”.

263. Yeni melezleştirme biçimlerinin oluşumunu etkilemede dijital işlemlerin potansiyelini de göz ardı etmemeliyiz (William Mitchell buna “elektrobrikolaj” der). Sanatçı Esther Parada, “değiştirme ve karıştırma” olanakları sunan, imajların (ve metinlerin) “katmanlı” olmasını sağlayan dijital teknolojiyi cazip bulduğundan söz ederken dijital teknolojinin “maddeselleştirdiği zaman ve mekân bağlantılarının anlaşılmayı arttırdığını” söyler.

263. Geneviéve Cadieux (bir sanatçı)

.
.
.
.