24 Kasım 2014 Pazartesi

Italo Calvino - Üç Deneme

.
.
.
.

Üç Deneme (1974-1984)

Italo Calvino

(Çev. Bilge Karasu), Yapı Kredi Yayınları 1993 İstanbul



Haritada Bir Yolcu (1980)

11
Coğrafya haritasının en yalın biçimi, bugün bize en doğal gibi görüneni, yani yerin yüzünü yeryuvarlağı dışındaki bir gözün göreceği gibi gösteren harita değildir. Harita üzerinde yer saptanması yolunda duyulacak ilk gereksinim, yolculuğa bağlıdır: Harita, konakların dizilişinin andacıdır, bir güzergahın çizimidir. Dolayısıyla bir çizgisel imge söz konusudur; ancak uzun bir tomar üzerinde gösterilebilecek türden…

Bu çizgisel kalıbın yalnız Eski Çağda yürürlükte olduğunu sanmayın: 1675’ten kalma, şerit üzerine çizili bir İngiliz haritası var, Londra’dan Galler ülkesinde Aberystwyth’e giden yolu gösteren; yolun her kesimi için çizilmiş rüzgâr gülleri, yönümüzü bulmamıza olanak veriyor.

12
Haritacılık ile Açıkhava görüngesel resmi arasındaki sınıra konmuş bir XVIII. yüzyıl Japon tomarı var; on dokuz metreyi aşan uzunluktaki bu çizim, Tokyo ile Kyoto arasındaki yol üzerine bilgiler veriyor: İnce ince çizilmiş görünümde, yolun tepelere çıkıp indiğini, koruluklardan geçtiğini, köyler boyunca uzandığını, küçük, kemerli köprüler üzerinden ırmakları aştığını, hiçbir zaman çok engebeli görünmeyen arazinin özelliklerine uyduğunu görürüz. Göze hep hoş gelen bir görünümdür bu, somut yaşam imleriyle dolu da olsa bir insan betisine rastlanmaz. Japon tomarı, görünmeyen yolcuyla özdeşleşmeye çağırır sizi; yolu, her dönemeciyle görüp gidecek, küçük köprülerle tepelerden geçip aşacaksınız…

Bir imgeye uzay boyutuyla birlikte zaman boyutunu da sokma zorunluluğu, haritacılığın kökenini oluşturur. Zamanın, geçmişin öyküsü olarak görülmesi… …Zamanın gelecek olarak ortaya çıkışı: Yolculuk boyunca karşılaşılacak engellerin dökümü… Bu noktada zamanla hava kaynaşır: İklim haritaları işte bu işlevi görür; örneğin, Arap coğrafyacısı El İdrisî’nin daha XII. yüzyılda çizdiği harita…

Kısacası, coğrafya haritası, duruk olmakla birlikte bir anlatı düşüncesi de taşır içinde, bir yol düşünülerek yapılır…

13
Paris’in Pompidou merkezindeki “Yeryüzü Haritaları, Yeryüzü İmgeleri” sergisini gezerken, sergi dolayısıyla yayımlanan kitabı karıştırırken, düşündüm bunları.

14
(Venedik Cumhuriyetinin kozmografyacısı Venedikli papaz Vincenzo Coronelli dev yerküre ile gökküresi)
Kaliforniya’yı Coronelli bir ada olarak gösteriyor, yanına da şu kaydı düşüyor: “Kalforniya’nın bir yarımada olduğunu ileri süren deliler var…” Bir başka yerde de şu yazılı: “Bu noktada, bir ada var, deniyor ama yanlış, onun için de, göstermiyorum.”

Paris’teki sergi, her yeni edintinin yeni gediklerin bilincine erdirdiği bir bilgi dalının bu yönünü belirginleştiriyor; ilk seferi sırasında Magellan’ın yanaştığı Güney Amerika kıyılarının henüz bilinmeyen Avustralya’nın parçası olduğu sanısını ortaya koyan haritalar dizisinde olduğu gibi… Coğrafya, şüphe ile yanlışın içinden geçerek bir bilim haline geliyor. (Popper buna sevinse gerek…)

… Fra Mauro’nun haritasında (1459) Avrupa’nın dünyanın geri kalan bölümüne oranla küçüldüğünü görürüz; bu harita Marco Polo’nun anlattıklarına da, Afrika’nın çevresinde gemiyle dolaşılmış olmasına da dayanılarak çizilmiş ilk düzlem-yuvarlardandır…

15
XVI. yüzyılda İstanbul’da yapılmış Arapça bir levha, ince ince işlenmiş, eksiksiz bir dünya haritası taşır; üzerinde de (gerçek) bir pusula var; namaz kılacak kişinin, nerede olursa olsun, kıbleyi bilebilmesi için, gümüş bir gösterge Mekke’nin yönünü gösterir.

Bütün bunlara dikkat edilirse, haritacılık gibi en yansız bir nesnelliğe dayalı görünen bir işlemde öznel bir atılımın nasıl da hep varolduğu anlaşılabilir.

Açınsanmışın bilgisi olarak haritacılık, herkesin kendi yaşadığı çevrenin bilgisi olarak haritacılıkla atbaşı bir gider. İkinci tür haritacılığın kökenini, kadastro planları üzerindeki sınırların tanımı çabasında aramak gerekir… (İlginç bir nokta: En eski çağlardan beri mülk sınırları büyük bir titizlikle çizilmiş ise de devletler arasındaki sınırların aynı kesinlik, aynı titizlikle çizilmesi oldukça yeni bir kaygıya benziyor. Sınırların yaklaşık olmakla yetinmeyen bir biçimde çizildiği ilk antlaşmalardan biri, 1797’de imsalanan Campoformio antlaşmasıdır: Napoléon çağında askerî-siyasal coğrafya o güne dek eşi görülmemiş ölçüde önem kazanır.)

16
Borges’in, Çin İmparatorluğu haritasının İmparatorluğun uzamıyla çakıştığı öyküsü usunuza gelmez olur mu? [Bu nerede anlatılıyordu? Necmi Zeka’da mı?]


Yeni Dünya Ne Kadar da Yeniydi!



Trajanus Sütununun Anlattığı Öykü





.
.
.
.