16 Temmuz 2018 Pazartesi

Peter Handke - Solak Kadın

.
.

.
.
.






Solak Kadın
Die linkshaendige Frau, 1976

Peter Handke
(Çev. Tevfik Turan), Metis Yayınları, 1987 İstanbul


7
Kadın otuz yaşındaydı, orta yükseklikte bir dağ sırasının güney yamaçlarından birine taraçalar biçiminde kurulmuş, bungalovlardan oluşan bir sitede yaşıyordu, büyük bir kentin sislerinin hemen biraz üzerinde. Zaman zaman, kimseye bakmasa bile, yüzünde hiçbir başka değişiklik olmaksızın parıldayıveren gözleri vardı. … Oturduğu odanın bir uzun kenarı, işi bitip atılmış bir Noel ağacı ile ötesinde komşu evin penceresiz duvarının görüldüğü bir terasa bakan, boydan boya pencerelerden oluşuyordu.

8
Kadın ayağa kalkıp pencereli cepheye dik gelen ve arkasında kımıldamayan birkaç ladin olan, daha dar pencereden dışarı baktı.

10
Havaalanına geldiğinde ortalık daha iyice kararmamıştı; yurtdışı geliş salonuna girerken gökyüzünde, arkalarından gelen ışığı geçiren bayrakların asılı olduğu direklerin üstünde, bulutların yer yer dağıldığını gördü kadın.

12
Siteye gelince ışığı yanan, içinde bir gölgenin hareket ettiği bir telefon kulübesinin yanından geçip siteyi ortadan bölen, yapay biçimde dönemeçler oluşturmaları sağlanmış dar sokaklardan birine saptılar.

17
Kadın: “Aklıma garip bir fikir geldi; aslında fikir değil de, bir çeşit - aydınlanış. Ama sözünü etmek istemiyorum. Eve gidelim, Bruno, çabuk. Stefan’ı okula bırakacağım.” Yürümeye davrandı, ama Bruno onu durdurdu: “Söylemezsen yandın.”

Kadın: “Söylersem sen yandın.” Der demez de bu lafa gülmeden edemedi. Uzun uzun birbirlerinin yüzüne baktılar, önce gayrıciddi, sonra sinirli, ürkmüş bir edayla, sonunda da kendilerini toparlamış olarak.

Bruno: “Şimdi söyle bakalım.”

Kadın: “Birdenbire kafam aydınlanıverdi.” -bu kelimeye de güleceği tuttu- “sen benden uzaklaşıyormuşun, beni yalnız bırakıyormuşun gibi. Evet, tam öyle: Git, Bruno. Beni yalnız bırak.”

18
Bir süre sonra Bruno uzun uzun başını salladı, ellerini göğüs hizasına kaldırdı, sordu: “Bir daha dönmemecesine mi?”

Kadın: “Bilmiyorum. Tek bildiğim şey gideceksin, beni yalnız bırakacaksın.” Sustular.

Sonra Bruno gülümsedi: “Her neyse, ben önce otele dönüp bir fincan sıcak kahve içeceğim. Bugün öğleden sonra da uğrayıp eşyalarımı alırım.”

19
Kadın elinde paketlerle bir temizleyici dükkânından çıktı; kasapta sıra bekledi; küçük şehrin süpermarketinin önündeki otoparkta Volkswagen’inin arka koltuğuna ağır plastik torbalar istifledi. Biraz daha zamanı kalmıştı, büyük, engebeli şehir parkının içinden üzerinde birkaç ördeğin kaya kaya gezindiği donmuş göletlerin yanından geçti. Bir yerlere oturmak istedi, ama bütün sıraların oturacak yerleri kış süresince sökülmüştü. O da durduğu yerde kaldı, bulutlu göğü seyretmeye Başladı.

24
Alacakaranlıkta kadın, ışık yakmadan, sitenin çocuk bahçesini gözlemeye yarayan bir ek kanalı olan televizyonun başında oturuyordu. Sessiz, siyah-beyaz görüntüde oğlu bir ağaç kütüğü üstünde dengesini bulmaya çalışıyor, şişman arkadaşıysa hep düşüyordu. İkisinden başka kimse yoktu ıssız, sevimsiz oyun yerinde. Kadının gözleri yaşlarla parlıyordu.

28
Evde kadın aynanın önünde durup uzun uzun gözlerine baktı; kendini seyretmek için değil, sanki bu kendi hakkında sakince düşünmenin bir yoluymuş gibi.

38
“Beni bu evde rahatsız eden şey, insanın bir odadan öbürüne geçerken belli bir biçimde sapmak zorunda olması: hep bir dik açı çizerek, üstelik hep sola doğru…” Yayımcı: “Yazsanıza bunu, Marianne. Yoksa günün birinde yok olacaksınız birdenbire.”

39
Yayımcı anlattı: “Yakınlarda bir hanım arkadaşımdan ayrıldım, o kadar garip oldu ki size anlatmak isterim. Geceleyin taksiyle gidiyorduk. Kolumu omuzuna dolamıştım, ikimiz de aynı taraftan dışarı bakıyorduk. Keyfimiz yerindeydi. Söylemeyi unuttum, söz konusu olan çok genç bir kız, yirmisinde bile değil, ben de çok bağlanmıştım. O sırada kaldırımda yürüyen bir adam gördüm, kısacık bir andı, geçip gittik. Hiçbir ayrıntısını da algılayamadım, karanlıktı cadde: Tek görebildiğim, adamın gençten biri olduğuydu. Birdenbire, yanımdaki kızın bu dışardaki adam görüntüsünü seçer seçmez orada, takside, ne kadar yaşlı bir adamla sarmaş dolaş oturduğunun bilincine varmış olacağını, hem de o an benden iğrenmeden edemeyeceğini düşündüm. Bu öyle bir şok oldu ki benim için, hemen kolumu omuzundan çektim. Gerçi onunla yoluma devam ettim, evinin kapısına kadar da gittim, ama orada onu bir daha görmek istemediğimi söyledim. Kabaca bağırdım, gözüme gözükmemesini, ona doyduğumu söyledim, bitti dedim, hemen koşarak uzaklaştım oradan. Eminim, bugüne kadar bilmiyordur kendisini niçin terk ettiğimi. Herhalde kaldırımdaki genç adamı gördüğünde de hiçbir şey düşünmemişti. Belki farkına bile varmamıştı…”

45
Marketin önündeki otoparkı geçti, tekerlekleri ikide birde kıvrılıp takılan, ağır alışveriş arabasını iterek, otomobile geldi. Doldurdu otomobili, arka koltuğun üstünü de doldurdu, dikiz aynasından arkasını göremeyecek kadar. Evde bütün getirdiklerini bodruma yerleştirdi, bütün sandıklar da derin dondurucu da doluydu çünkü.

49
Kiliselerden akşam çanları çalınıyordu, bir itfaiye arabası geçti, sonra mavi ışıkları yanan, sirenleri öten bir dizi kızılhaç arabası. Işık kadının yüzünde titreşti; alnında ter damlaları vardı, dudakları çatlamış, kurumuştu.

72
Boş peronda duruyorlardı – bir sonraki tren ancak bir saat sonra gelecekti; başlarını çevirip kasabanın arkasında çok hafif bir eğimle yükselen dağa baktılar. Kadın: “Yarın çıkalım oraya! Ben daha hiç çıkmadım tepeye.” Çocuk başını salladı. Kadın: “Ama pek oyalanamayız. Günler çok kısa daha. Pusulayı al yanına.”

75

“The Lefthanded Woman”

Başkalarıyla beraber çıktı kadın
bir metro dehlizinden
Başkalarıyla birşeyler yedi bir büfede
Başkalarıyla oturup bekledi
Bir çamaşır salonunda
ama bir kere yalnız gördüm onu önünde
dururken bir gazete bayiinin

Başkalarıyla bir işhanından çıktı
Başkalarıyla itiş kakış yanaştı
bir pazar yeri tezgâhına
Başkalarıyla birlikte oturdu
bir kum havuzunun karşısında
ama bir kere gördüm onu pencereden
tek başına satranç oynarken

Başkalarıyla bir parkın çimenine uzandı
Başkalarıyla güldü lunaparkın
aynalı çadırında
başkalarıyla bağrıştı zincirli zincirli salıncakta
Sonra da onu yalnız bir daha
ancak düşlerimden geçerken gördüm

Ama bugün kapısız evimde benim:
telefonun ahizesi bir de baktım ters konmuş
kurşunkalem bloknotun solunda
yanında çay fincanı, sapı sola dönük
yanında tersinden soyulmuş bir elma
(sonuna kadar soyulmamış)
Perdeler sol taraftan açılmış
Anahtar da ceketin sol cebinde
Ele verdin kendini bak işte, solak kadın!
Yoksa bana bir işaret miydi bunlar?

Seni YABANCI BİR KITADA görmek isterdim
Çünkü ancak orada yalnız görürüm seni başkalarının arasında

Sen de BENİ görürsün binlerce başka insan arasında
O zaman birbirimize doğru yürürüz en sonunda



.
.
.
.