31 Ağustos 2013 Cumartesi

Michaël Löwy - Walter Benjamin: Yangın Alarmı

.
.
.
.
Walter Benjamin: Yangın Alarmı
"Tarih Kavramı Üzerine" Tezlerin Bir Okuması (1940)
Michaël Löwy
(Çev. U. Uraz Aydın) Versus Yay. 2007 İstanbul

3
heterodoks  ortodoks'un zıttı
mesiyanik an  -  diyalektiğin askıda kalması
mesiyanik zaman

4
... kapitalizm-öncesine ait kültürel ve tarihsel referanslar...

5
Alman Romantizmi
Yahudi Mesiyanizmi
Marksizm

7
(Romantizm 19.yy başının bir edebi ve sanatsal ekolü değildir yalnızca) ... gerçek bir dünya görüşü, bir düşünce tarzı, bir hassasiyet yapısıdır.

Hayatın nicelleşmesi ve mekanikleşmesi, toplumsal ilişkilerin şeyleşmesi, cemaatin çözülmesi ve dünyanın büyüsünü yitirmesi (romantizm bunların eleştirisi veya protestosudur).

8
"toplumsal din"

İnsanların birer “iş makinesi”ne dönüşümü, emeğin basit bir tekniğe alçaltılması, kişilerin toplumsal mekanizmaya umut kırıcı itaati, geçmişin “kahramansal-devrimci çabalarının” yerini evrimin ve ilerlemenin (bir yengecinkine benzeyen) acınası yürüyüşünün alması.

Benjamin’e göre toplumun önüne dikilen gerçek sorunlar, “bilimsel nitelikli sınırlı teknik sorunlar değil, Platon ve Spinoza'nın, Romantiklerin ve Nietzsche’nin metafizik sorunlarıdır”.

10
… insanların tarihsel, “dünyevi”, özgürleştirici mücadeleleriyle mesiyanik vaadin tamamlanışı arasında bir dolayım kurmayı hedefleyen yaklaşım…

11
Lukacs, "Tarih ve Sınıf Bilinci"
sınıf mücadelesi

12
"devrimci" kötümserlik [= (değil)] kaderci tevekkül

13
Benjamin’in eserinde kötümser tarih felsefesinin kendini özellikle keskin biçimde gösterdiği konu Avrupa’nın geleceğidir: “Baştan sona kötümserlik. Evet, keskin biçimde ve tam anlamıyla. Edebiyatın, özgürlüğün, Avrupa insanlığının geleceğine güvensizlik, ama hepsinden önce her türlü uzlaşmaya, sınıflar, uluslar ve bireyler arasındaki her türlü uzlaşmaya güvensizlik, güvensizlik, güvensizlik. …”

14
Luftwaffe, (… I.G. Farben’in, sadece 12 yıl sonra soykırımı “rasyonelleştirmek” için kullanılacak Zyklon B gazının üretimiyle ün kazanması..), Shoah

15
“gotik Marksizm”
Gotik: (romantikler tarafından kabul edilen manası:) Büyünü ve olağanüstülüğün yanı sıra modernlik-öncesi kültürlerin ve toplumların ‘sihirli’ yönlerine duyulan hayranlık.
işrak (illumination)


Aynı zamanda “gotik”, ortaçağın dünyevi kültürünün kimi kilit anlarına olumlu göndermeler şeklindeki reel anlamında ele alınmalıdır: Benjamin gibi (André) Breton’un da ortaçağın nezaketli aşk anlayışına hayran oluşu bir tesadüf olmasa gerek.


16
… tipik bir romantik fikir olan yaşamla otomat arasındaki kökten karşıtlık..


17
Engels’le Paul Lafargue’a gelince, (Johann Jakob) Bachofen’in çalışmaları        , onların da yüksek bir demokrasi ve yurttaş eşitliği derecesinin yanı sıra “otorite kavramının gerçek bir alt üst oluşa” uğramasına yol açan ilkel komünizm biçimlerinin varolduğu anaerkil toplumlara ilgisini çekmişti.

18
(Baudelaire üzerine denemelerinde) Benjamin şair tarafından sözü edilen “önceki hayatı”, otantik deneyimin hâlâ varolduğu ve tapınma törenleriyle şenliklerin bireysel geçmiş ile kolektif geçmişin iç içe geçmesini sağladığı yeryüzü cennetini andıran ilkel bir çağa gönderme olarak yorumlar.

Bayram günlerini büyük ve önemli kılan, “önceki hayat”la buluşmayı sağlamalarıdır.

mütekabiliyetler: karşılıklılık (correspondances)

19
heretik: Ortodoks Hıristiyan inancıyla aynı inancı paylaşmayanlara vurulan damga; sapkın, hain; içinde bulunduğu toplumun doktrinlerine karşı gelen kimse.

27
Benjamin kendini, bir yüzü Moskova’ya diğeri Kudüs’e bakan bir Janus’a (Bir yüzü sağa, bir yüzü sola bakan iki yüzlü Roma tanrısı) benzetmeyi severdi. … Marksizm ve mesiyanizm tek bir düşüncenin iki ifadesidir -Ausdrücke, Benjamin’in en çok sevdiği terimlerden biri. Bu, … siyasalın dini-olana ve dinin-olanın siyasala “paradoksal bir karşılıklı tersine çevrilebilirliği” olarak adlandırdığı durumla karakterize olan yenilikçi, özgün, sınıflandırılamaz bir düşüncedir.

30
Yavaş yavaş Benjamın’in önerilerinin, ezilen sınıfların yanı sıra kadınların -insanlığın yarısının-, Yahudilerin, Çingenelerin, Amerikan yerlilerinin, Kürtlerin, siyahların, cinsel azınlıkların, kısacası tüm çağların ve kıtaların paryalarının -Hannah Arendt’in bu terime verdiği anlamla- da tarihini, “mağlupların bakış açısından” anlama bakımından öneminin, evrensel kapsamının farkına vardım.

34                     
profan: dini, kutsal olmayan
… Teolojiyi kullanın ama göstermeyin.
… teolojinin ‘profan’ düşüncenin yüreğinde belirleyici -fakat görünmez- varlığı…
teoloji: Hatırlama ve mesiyanik kefaret: yeni “tarih kavramı”nın başlıca unsurları…

35
Teoloji ve tarihsel maddecilik bazen efendi bazen hizmetkârdır, birbirlerine ihtiyaçları var.

Benjamin için teoloji kendinde bir amaç değildir, ne ebedi hakikatler konusunda sözle ifade edilemeyecek bir tefekküre dalmayı, ne de etimolojik kökeninden çıkartılabileceği gibi Tanrısal varlığın doğası üzerine düşünmeyi hedefler: O ezilenlerin mücadelesinin hizmetindedir.

“Marksizm geçmişin anlaşılması için ne kadar gerekliyse, teoloji de şimdiki ve gelecekteki eylemler için o kadar elzemdir.”

36
Teoloji ve Marksizm arasında bir ortaklık kurulabileceği fikri Benjamin’in en fazla anlaşılmazlık ve şaşkınlık yaratan tezlerinden biridir. Halbuki birkaç on yıl sonra, … Latin Amerika’daki kurtuluş teolojisi. … Taban cemaatlerinde ve halk pastorallerinde yer alan ve bu teolojiden ilham alan milyonlarca Hıristiyan Nikaragua’daki Sandinist Devrim’de, Orta Amerika’da gerilla hareketlerinin ortaya çıkışında (El Salvador, Guatemala), Brezilya’daki yeni işçi ve köylü hareketinin oluşumunda -Emekçiler Partisi (PT), Topraksız tarım Emekçileri Hareketi (MST)- ve hatta Chiapas’taki yerli mücadelelerinin belirmesinde temel bir rol oynamıştır. Aslında, Latin Amerika’da son otuz yıl içinde ortaya çıkan tüm isyancı toplumsal ve siyasal hareketler, belirli bir derecede kurtuluş teolojisiyle alakalıdır.

37
II.Tez
... esenliğe çıkma imgesinden ayrılamaz mutluluk imgesi. Tarihin kendine kattığı geçmiş imgesi için de aynı şey geçerlidir. … Yeryüzünde bizi önceleyenlerin seslerinin yankısını bulmaz mıyız dostlarımızın sesinde? Ve başka bir çağın kadınlarının güzelliği bizim dostlarımızınkine benzemez mi? Geçmiş kuşaklar ile bizimki arasında üstü örtülü bir anlaşma var. Yeryüzünde bekleniyorduk biz.

38
Geçmişin kefareti, her bir bireyin ve her bir kuşağın mutluluk imgesi uyarınca bu tamamlanıştan ve bu telafiden başka bir şey değildir.

… Alman filozof Hermann Lotze (1817-1881), Leibnizci monadcılığa yakın idealist bir metafizik akımına aittir. Mikrokosmos adlı eseri…

39
“Geçmişin adaletsizliği tamamlanmış ve kapanmıştır. Katledilenler gerçekten katledilmiştir… Tarihin kapanmamışlığını ciddiye alırsak Son Yargı’ya inanmamız gerekir…” (Horkheimer) Benjamin … Horkheimer’ın katı bilimsel ve maddeci postürünü paylaşmaz. Hatırlamaya, geçmişin kurbanlarının görünürde tamamlanmış olan ıstırabını “kapanmamış kılabilecek” kefaretçi bir teolojik nitelik yükler. “Bu teolojiktir; fakat hatırlama eylemiyle tarihi radikal biçimde a-teolojik şekilde kavramamızı yasaklayan bir deneyim yaşarız, her ne kadar bunu doğrudan teolojik terimlerle yazmaya girişme hakkımız olmasa da.” Dolayısıyla hatırlama maddeciliğin içinde gizli -ve kendini fazla “doğrudan” göstermemesi gereken- teolojik cücenin görevlerinden biridir.

40
"En alt noktadayken, başka insanların size yaşattığı bir sıkıntılar sonsuzluğuyla karşı karşıyayken, bir varlığın gelip, ışıklar içinde durup sizin için hakikati ve adaleti getireceği düşüncesini bir kurtuluş hayali olarak besleriz. Bunun siz hayattayken bile gerçekleşmesine ihtiyacınız yoktur, ne de size işkence edenler hayattayken, fakat bir gün, hangisi olursa olsun, her şey sonunda onarılacaktır. (...) Tanınmamış olmak ve karanlıkta ölmek acıdır. Bu karanlığı aydınlatmak, tarihsel araştırmanın onurudur." Horkheimer

41
Mesiyanik/devrimci kefaret bizlere geçmiş kuşaklar tarafından yüklenmiş bir görevdir. Gökyüzüne gönderilmiş bir Mesih yoktur: Bizzat bizleriz Mesih, her kuşak mesiyanik gücün bir kısmına sahiptir ve onu kullanmaya gayret etmelidir.

Olası tek Mesih kolektiftir: Bu bizzat insanlıktır - daha doğrusu … ezilen insanlık. Söz konusu olan Mesih’i beklemek, veya geleceği günü hesaplamak değil, kolektif biçimde eyleme geçmektir. Kefaret, dünyevi karşılığını Marx’ta bulabileceğimiz bir öz-kefarettir: İnsanlar kendi tarihlerini yapar, emekçilerin kurtuluşu kendi eserleri olacaktır.

42
Kefaret kesinlikle güvence altına alınmış değildir, o zamanında yakalanması gereken küçük bir ihtimaldir.

43
III. Tez
Şimdiye dek meydana gelmemiş olan ne varsa hiçbiri tarih için yitirilmiş sayılmamalıdır.

vakanüvis: resmi tarihçi; olaylar günü gününe yazan

44
(Benjamin) ... Vakanüvis'i tüm yüreğiyle çağrıda bulunduğu bu "eksiksiz" tarihi temsil ettiği için seçer: Hiçbir ayrıntıyı, olayı, ne denli anlamsız olsalar da dışlamayan ve hiçbir şeyin "kayıp" sayılamayacağı bir tarih. Bu anlamda, Rus yazar Leskov, Franz Kafka ve Anna Seghers onun için vakanüvisin modern simalarıdır.

45
... "eski haline getirilmiş, kurtarılmış, yeniden oluşturulmuş insanlık"

46
(Dipnot) "... -geçmiş, geçmiş olarak ancak kendisine özdeş olmadan geri gelebileceğinden- geleceğe bir açılış, oluşturucu bir tamamlanmayıştır".

47
Makable şamil: geriye yürür; suçluya fayda sağlayan yasalara uygulanması, zarar sağlayanlara uygulanmaması; lehteki yeni yasayı geriye yürütmek, aleyhtekini es geçmek; kanunun henüz varolmadığı dönemlerde gerçekleşmiş olan fiilleri suç haline getirmesi.

48
Cesaret, sebat, inanç, mizah, ezilenlerin kurnazlığı

49
Böylece tarih ona egemenlerin galibiyetlerinin art arda dizilişi olarak görünür. Bir egemen sınıfın iktidarı yalnızca ekonomik ve siyasal gücünden, veya mülkiyet dağılımından, yahut üretim sisteminin dönüşümlerinden ileri gelmez: Her zaman alt sınıflara karşı savaşımda tarihsel bir galibiyeti içerir. Tarihi bir "kazanımlar" birikimi, her zaman daha çok özgürlüğe, akılcılığa, uygarlığa doğru bir "ilerleme" olarak kavrayan evrimci bakışa karşı, Benjamin tarihi "aşağıdan", mağlupların tarafından, hakim sınıfların zaferler dizisi olarak algılar. Dolayısıyla onun formülasyonu, Komünist Manifesto'nun esas olarak tarih boyunca -"mücadele içindeki sınıfların ortak yıkımı" gibi istisnai bir durum dışında- devrimci sınıfların galibiyeti üzerinde duran ünlü cümlesinden de yeterince açık biçimde ayrışır.
Bununla birlikte, ezilenlerin her yeni mücadelesi yalnızca o günkü egemenliği değil, geçmişteki galibiyetleri de sorgular.

51
(Dipnot) (tarih alanındaki hakikat) "Kendisinin onun (geçmiş) tarafından hedef alındığını görmeyen her şimdi'yle birlikte yok olup giden, yeri doldurulamaz, eşsiz bir geçmiş imgesidir. (Dante)

52
Aufhebung: çelişkileri aşmak

54
Tarihsel özne için -yani ezilen sınıflar (ve onların tarafını seçen tarihçi)- tehlike ânı geçmişin otantik imgesinin zuhur ettiği andır. Neden? Muhtemelen çünkü bu, tarihi kesintisiz bir "ilerleme" olarak gören rahat ve tembel bakışın çözüldüğü andır. Güncel bir yenilginin tehlikesi önceki mağlubiyetlere yönelik hassasiyeti keskinleştirir, mağlupların mücadelesine dönük ilgiyi uyandırır, tarih üzerine eleştirel bir bakışı cesaretlendirir.

56
Devrimci tarihçi bugünkü düşmanın galibiyetinin ölüleri bile tehdit ettiğini bilir ... onların mücadelelerinin tahrif edilmesi veya unutulması şeklinde... Oysa "bu düşman durmadan yenmektedir": Ezilenlerin bakış açısından geçmiş "ilerici" tarih yazımındaki gibi fetihlerin/kazanımların tedrici bir birikimi değil, daha çok bitmek bilmeyen bir felaketsel mağlubiyetler dizisidir: Roma'ya karşı kölelerin ayaklanmasının, 16. Yüzyılda Anabaptist köylülerin isyanının, 1848 Haziran'ının, Paris Komünü'nün, 1919'da Berlin'de Spartakist isyanının ezilmesi.

... Düşmanın zaferleri anıtsal boyuttaydı: Cumhuriyetçi İspanya’nın yenilgisi, Alman-Sovyet anlaşması, Avrupa'nın III. Reich tarafından işgali.

O güncel düşmanı Benjamin iyi tanıyordu: Bu faşizmdi. Faşizm, ezilenler açısından en uç seviyedeki tehlikeyi temsil eder, tarih boyunca karşı karşıya kaldıkları en büyük tehlikeyi: Geçmişin kurbanlarının ikinci ölümünü ve tüm düzen karşıtlarının katlini. Öncesinde görülmedik bir boyutta geçmişin tahrifatını ve halk kitlelerinin egemen sınıfların bir aracı haline dönüştürülmesini.

57
"Mesih yalnızca kefaretçi olarak değil, Deccal'ı alt eden kişi olarak da gelir" (Benjamin). "Başka hiçbir yerde Benjamin bu denli dolaysızca teolojik şekilde konuşmaz, fakat hiçbir yerde de böylesine maddeci bir niyeti yoktur" (Tiedemann). Mesih'te proleter sınıfını, Deccal'daysa egemen sınıfları görmek gerek.

58
"Deccal'in mesiyanik vaadi taklit ettiği gibi III. Reich da sosyalizmi taklit eder" (Benjamin).

59
VII. Tez
… Şimdiye dek zafer elde edenlerin hepsi, bugünün efendilerinin bugünün mağluplarının vücutları üzerinde yürüdükleri büyük zafer alaylarına katılırlar. Aynı zamanda, ganimet de, her zaman olduğu gibi bu zafer alayına aittir. Bu kültürel ürünler olarak tanımladığımız şeydir. Tarihsel maddeciliğe inanan kişi ancak mesafe dolu bir bakışla bakabilir bu ürünlere. Çünkü ürünleri bütün halinde ele alıp, kökenlerini düşündükçe ürküntüye kapılmamak elde değildir. Onları yaratmış olan dehaların çabalarının verimi değillerdir yalnızca; bu dehaların çağdaşlarına dayatılmış anonim angaryanın da sonucudurlar. Aynı zamanda bir barbarlık belgesi olmayan hiçbir kültür belgesi yoktur. Ve onları etkilemiş olan bu aynı barbarlık elden ele aktarım süreçlerini de etkiler. Tarihsel maddecilik kuramcısı elinden geldiği ölçüde onlara sırtını dönüyorsa nedeni budur. Kendi görevinin tarihin havını tersine taramak olduğunu düşünür.

60
... Acedia, insan faaliyetlerini her türlü değerden yoksun kılan kaderin kadiri mutlaklığı karşısında duyulan melankolik duygudur. Böylece şeylerin mevcut düzenine tümüyle tabi olmaya yol açar. Derin ve melankolik bir tefekkür olarak, egemenler alayının görkeminin çekimine kapıldığını hisseder. Yürek tembelliğinin -acedia'nın- hakimiyeti altında olan melankolik kişinin en mükemmel temsilcisi nedim/dalkavuktur (courtisan). İhanet onun esas ortamıdır, çünkü kadere teslimiyeti onun her zaman galipler safına katılmasını sağlar.

61
"Zamansız düşünceler"in Nietzsche'si...
Tarihin Yaşam İçin Yararı ve Yararsızlığı Üzerine (1873)

62
... tarihin havını tersine taramak -tarih yazımı açısından da, siyasal açıdan da müthiş bir erime sahip bir formüldür bu- her şeyden önce, şu veya bu şekilde, yerde yatanların üzerinden geçmeye hala devam eden zafer alayına katılmayı reddetmek anlamına gelir.

63
(Benjamin'in devrimci kötümserliği) Bu kötümserlik "yürek tembelliği"nin melankolik kaderciliği kadar "ilerici güçlerin karşı konulmaz zaferi"nden emin -sosyal-demokrat veya komünist- resmi solun iyimser kaderciliğinin de karşısında durur.

64
Zafer Tâkları, hem birer kültür anıtı, hem de, ayrılmaz biçimde savaşı ve katliamı kutsayan birer barbarlık anıtıdır.

67
Kültür ve barbarlık arasındaki diyalektik aynı zamanda ezilenlerin "anonim angaryası"yla yaratılan başka ünlü eserler için de geçerlidir, İbrani kölelerce inşa edilen Mısır pramitleri veya III. Napolyon döneminde Haziran 1848'de yenilen işçiler tarafından yapılan Opera binası gibi. Bu tezde Nietzsche'nin önem verdiği bir temanın tersine çevrilmiş bir imgesini buluruz: Büyük sanat ve medeniyet eserleri -tıpkı pramitler gibi- ancak çokluğun acıları ve köleleştirilmesi bedeliyle yaratılabilir. Sils-Maria filozofu için bu kaçınılmaz ve gerekli bir fedakarlıktır.

Bu metni yazarken (VII Tez) Benjamin muhtemelen Brecht'in ironik ve saygısız şiiri "Okuyan bir işçinin soruları"nı (1935) düşünüyordu:

"Yedi kapılı Thebes'i kim inşa etti?
Kitaplarda kralların adı yazılı.
Krallar mı taşları kayalıklardan taşıdı?
Ya o kadar sıkça yakılan Babil?
Onu o kadar sıkça yeniden inşa eden kim?
(...) Büyük Roma
Zafer kemerleriyle doludur. Kime karşı
Galip gelmiştir Sezarlar? (...)
Her sayfaya bir zafer.
Galibiyet yemeğini kim hazırladı?
Her on yılda bir bir büyük adam.
Harcamaları kim ödedi?
Ne kadar anlatı,
O kadar soru."

(Dipnot) Mayence çeşmesi

68
Yüksek kültür, kültürel ürünlerin verdiği hazdan dışlanan dolaysız üreticilerin -köle, köylü veya işçi- anonim emeği olmaksızın sahip olduğu tarihsel biçimle varolamaz. Dolayısıyla bu ürünler, sınıf adaletsizliğinden, toplumsal ve siyasal baskıdan, eşitsizlikten doğduğu ölçüde ve onların aktarımı katliamlar ve savaşlar aracılığıyla yapıldığı için birer "barbarlık metnidir".

... kültür tarihi "sınıf mücadeleleri tarihine dahil edilmelidir".

Bu Benjamin'in bir "kültürel popülizm" yanlısı olduğu anlamına gelmez elbette: "Yüksek kültür" eserlerini gerici olarak değerlendirip reddetmek şöyle dursun, Benjamin bunların birçoğunun açıkça veya örtük biçimde kapitalist topluma muhalif olduğu kanısındaydı. ... kültürel "miras"ta saklı bulunan ütopyacı veya yıkıcı uğrakları yeniden keşfetmek ... geleneksel kültür eserlerinin kalbinde bulunan gizli ütopyacı potansiyelin açığa çıkarılmasını ve muhafaza edilmesini Benjamin maddeci eleştirmenin esas görevi olarak görür.

69
Benjamin kültürün, kültürel establishment tarafından mumyalanmasının, etkisiz hale getirilmesinin, akademikleştirilmesinin ve yüceltilmesinin (Baudelaire) önlenmesi yoluyla yıkıcı ve burjuva karşıtı biçimlerinin korunmasıyla ilgilenir. 

70
(Uruguaylı yazar Eduardo Galeano) neredeyse Benjaminci ifadeler kullanarak "galip olanların değil, mağlupların kutlanması" ve ortaklaşmacı yaşam tarzı gibi "en eski geleneklerimizden bazılarının korunması" çağrısında bulundu. Çünkü Amerika ancak "en eski kökenlerine" başvurarak "en genç canlı güçlerini" bulabilir: "Geçmiş, geleceği ilgilendiren şeyler söyler."

78

"Devasa soğuk, uçsuz bucaksız mezarlıkta
Ak ve donuk bir güneşin ışıkları altında,
Kadim ve modern tarihin bütün halkları yatmakta" (Kötülük Çiçekleri)

83
1940 yılındayız, Nihai Çözüm'ün başlamasına birkaç ay kalmış. Hazırlık notlarındaki dünyevi bir imge, "ilerlemeci" solun beylik düşüncelerine cepheden karşı çıkarak bu fikri özetler: "Marx devrimlerin dünya tarihinin lokomotifi olduğunu söylemişti. Ancak belki de olaylar kendilerini bambaşka biçimde sunar. Belki de devrimler, bu trende seyahat eden insanlığın imdat frenini çekme eylemidir".

84
Benjamin için geleceğin sınıfsız toplumu ,yeni Cennet- ilkçağınkinin basit ve saf bir geri dönüşü değildir: Kendinde, diyalektik bir sentez olarak, insanlığın tüm geçmişini barındırır. İstisnasız tüm kurbanların evrensel düzeyde hatırlanışı üzerine kurulu gerçek evrensel tarih -ölülerin dirilişinin dünyevi karşılığı- ancak gelecekteki sınıfsız toplumda mümkün olacaktır.

85
Burada mesiyanik çağ ile geleceğin sınıfsız toplumu arasında kurulan bağ -tıpkı 1940 tezlerindeki diğer "mütekabiliyetlerde" olduğu gibi- yalnızca bir sekülerleştirme aracılığıyla anlaşılamaz. Dini ve siyasal-olan Benjamin'de her türden tek taraflı indirgemeden kaçan bir birbirine tahvil edilebilirlik, bir karşılıklı tercüme ilişkisi içindedir: Bir bileşik kap sisteminde, sıvı zorunlu olarak tüm kollarda aynı anda mevcuttur.

["... Foucault, elbette siyasal İslam'ı desteklemez ve açıkça böylesi bir İslam'da ya da Şii din adamları sınıfında devrimci hiçbir yan bulunmadığında ısrar eder; ancak Avrupa'da başka yerlerdeki diğer tarihsel örneklerde olduğu gibi, dinin İran'da halk sınıflarını harekete geçiren bir mücadele biçimine önayak olduğunu kabul eder. ... Foucault'nun halk hareketlerinde dini güçlerin günlük yaşam, aile bağları ve sosyal ilişkileri özenle düzenleme biçimine hassasiyet göstermesi hiç de şaşırtıcı değildir. Başkaldırı bağlamında Foucault, "Onlar için din, öznelliklerini radikal biçimde değiştirecek bir şey bulma vaadi ve garantisi gibiydi" diye açıklar. Bizim Şah'ın devrilmesinin ardından baskıcı teokratik bir rejimin, kendisinin karşı çıktığı bir rejimin iktidara geldiği gerçeğinden ötürü Foucault'yu suçlamak gibi bir niyetimiz yok. Bunun yerine, onun makalelerinde en kayda değer bulduğumuz yan, isyanın dinsel köktenciliğinde ve beden üzerine odaklanışında, eğer farklı bir şekilde kullanılıp, teokratik rejimin sınırları dışına çıkarılabilseydi, radikal bir öznellik değişimi getirebilecek ve bir özgürlük projesine katkıda bulunabilecek biyo-politik güçlerin ayırdına varmış olmasıdır." M. Hardt & A. Negri - Ortak Zenginlik, s.49]

Bizce tezlerin yöntemi şuna dayanır: a) siyasal gündem karşısında biraz mesafeli durmak, onu görmezden gelmek için değil, derinde yatan nedenlerini bulmak için; b) yüzyılın yanılsamalarından ve "ayartmalarından", ilerlemenin rahat ve cezp edici doktrinlerinden yüz çevirmek. Benjamin bir çeşit çileciliğin gerekliliğini ve "dünya"yla yapılan anlaşmalar karşısında bir çeşit uzlaşmazlığı savunur gibi.

89
XI. Tez
Sosyal demokrasinin başından beri gizli zaafı olan konformizm, yalnızca siyasal taktiğini değil iktisadi görüşlerini de etkilemiştir. Alman işçi hareketini akıntı yönünde yüzme gerekliliğine inanmaktan -ki bu yönde yüzdüğü kanısındaydı- daha çok bozan hiçbir şey olmamıştır. Bundan bir adım sonrası teknik ilerlemenin güzergahı içinde bulunan sınai çalışmanın bir siyasal performansı temsil ettiğini düşünmektir. ... Eski Protestan ahlakı ...Gotha (Programı), çalışmayı/emeği "her türlü zenginliğin ve her türlü kültürün kaynağı" olarak tanımlar. ... Josef Dietzgen "çalışmayı modern dünyanın Kurtarıcısı" olarak ... ilan eder. Vülger bir Marsizme özgü bu çalışma/emek anlayışı çalışmanın ürünlerinin, bu ürünlerden yararlanamadıkları sürece işçilerin ne işine yarayacağı sorusu üzerinde durmaz hiç. Yalnızca doğaya hükmetme yolundaki ilerlemeleri görmek ister, toplumun gerilemelerini değil. Bu teknokrasinin daha sonraları faşizmde karşımıza çıkacak olan hatları şimdiden burada görülmektedir. Bunlardan biri de, 1848 öncesi sosyalist ütopyaların doğa kavramından hazin biçimde kopan bir doğa anlayışıdır.

91
(Benjamin'in isyan ettiği söylem tarzı:) ... "bilimsel sosyalizmin matematik bir kesinlikle ileri sürebileceği ve sürdüğü şudur: İnsan evriminin akıntısı ve güzergahı sosyalizm tarafından gösterilen ve tasarlanan yönde, yani insan türünün çıkarlarının ve kârlarının, bireyinkiler karşısında gitgide artarak süreklileşen üstünlüğü yönünde gider (...). Sosyalizm insan evriminin doğal ve kendiliğinden gelişen, dolayısıyla da kaçınılmaz ve geriye döndürülemez bir evresidir." (Enrico Ferri, Socialism and positive science (Darwin-Spencer-Marx), 1896, Londra, ILP, 1906, s.114) 

(Dipnot 88) Pozitivizm tekniğin gelişiminin "belirleyici biçimde kapitalizm tarafından koşullandığını" unuttu. ... Yıkıcı potansiyel özellikle askeri teknikte kendini gösterir: bombardımanlar, kimyasal savaş ve gazlar ...

92
Dolayısıyla on birinci tezin polemiği teknik ilerlemenin akıntısı yönünde yüzme yanılsamasını hedef alıyor -bu akıntının zorunlu olarak (kelimenin pozitivist anlamıyla) "bilimsel" sosyalizmin zaferine götürmesi bekleniyor. Bu kaderci iyimserlik işçi hareketini yalnızca edilgenliğe ve bekleyişçiliğe götürebilirdi - tam tersine, çok geç olmadan, ufukta beliren felaketten önce acilen müdahale etmek, hızla hamle yapmak gerekirken. Bu 1933 yıkımının nedenlerinden biridir.

94
(Dipnot 94) Webwe'e göre: "Egemenlik, muhtevası belirli bir düzene itaat etmeye hazır belirlenebilir kişiler bulma şansı anlamına gelir"

99
Tahakküme karşı mücadele eden ve Marx'a göre "kurtuluş eserini" tamamlamakla yükümlü son sınıf -proletarya-, Benjamin'e göre zulüm çekmiş atalarını unuttuğu takdirde bu rolü yerine getiremez: Geçmişin hafızası olmadan gelecek için mücadele olmaz.

107
eliptik  "Eksiltili" anlamı, dilbilgisiyle ilgilidir, ve elipse değil, ellipsis (atlama, eksik bırakma) kökünden gelir.

tedrici  Aşamalı, yavaş yavaş

109
Hıristiyan sosyalist Tillich, biçimsel zaman chronos'un karşısına, kairos'u, her anın eşsiz bir fırsat, göreli ile mutlak arasında özgün bir kümeleniş içerdiği "dolu" tarihsel zamanı koyuyordu.

114
Kapital'in sayfaları duvar saatinin emekçilerin hayatı üzerindeki zorbalığına dair korkunç örneklerle doludur. Kapitalizm-öncesi toplumlarda zaman niteliksel anlamlarla yüklüyken, sanayileşme süreci içinde bunlar tedrici biçimde yerlerini yalnızca kol saatinin zamanına bırakırlar.

120
Benjamin'de, hatırlamanın görevi bugünle geçmişi birbirine bağlayan kümelerin inşasıdır. Bu kümeler, boş tarihsel süreklilikten koparılmış bu anlar, birer monaddır (diyalektik imge), yani tarihsel totalitenin yoğunlaşmış halleridir. 

Sınıfsız toplum da, Marx'a göre tarihin değil tarih öncesinin sonudur, insanların tahakküm altında tutulmasının ve yabancılaşmasının tarihinin sonu.

(Dipnot 127) Devrimci mücadele vuku bulanın ve bulmuş olanın durduruluşunu gerektirir... (Marcuse)

122
XVIIa Tez
Marx, sınıfsız toplum fikriyle, mesiyanik çağ fikrini sekülerleştirdi. Ve bu iyi oldu. Felaket, sosyal-demokrasinin bu fikri bir "ideal" haline getirmesiyle başladı. İdeal, neo-kantçı öğretide bir "sonsuz görev" olarak tanımlanır. Ve bu öğreti sosyal-demokrat partilerin okulda öğrenilmiş felsefesiydi... Sınıfsız toplum bir kez sonsuz bir görev olarak tanımlandıktan sonra, homojen ve boş zaman, devrimci bir durumun gelişinin, az ya da çok sakinlikle beklenebileceği bir çeşit bekleme odasına dönüşüyordu.

123
... Tüm şeylerin İlerleme yönünde bir sonsuz göreve dönüşmek üzere bükülmesi.


125
XVIII. Tez
"Organik yaşamın yeryüzündeki tarihiyle karşılaştırıldığında", diye yazıyor çağdaş bir biyolog, "homo sapiens' in sefil elli bin yılı, yirmi dört saatlik günün sonundaki iki saniye gibidir. Bu ölçekte, uygar insanlığın tarihinin tümü son saatin son saniyesinin beşte birini dolduracaktır." Mesiyanik zamanın bir modeli olarak tüm insanlığın tarihini devasa bir kısaltmada özetleyen "şimdinin zamanı" insanlık tarihinin evren içinde oluşturduğu beti ile tam tamına örtüşmektedir."

125
... Leibniz'de monad -ki yeni-platoncu bir kavramdır- tüm evrenin bir yansımasıdır. ... Benjamin onu "olayların bütününün kristali" olarak tanımlar.

132
Benjamin'in 1929'da gerçeküstücülük üzerine yazdığı makaleden beri Marksist ihtiyatlılığa ve disipline, gerçeküstücülerin taşıyıcısı olduğu sarhoşluğun (Rausch) ve anarşist kendiliğindenciliğin gücünü katmayı önüne hedef olarak koyduğu doğrudur. Fakat amacı devrimi "ilan etmek"ten ziyade, sürprizlerin, beklenmedik şansların, öngörülmedik fırsatların her an ortaya çıkabileceği, önceden belirlenmemiş, açık bir süreç şeklindeki bir tarih anlayışını savunmaktır.

135
Bu anlayış ("Tarih Kavramı Üzerine" tezler) mutlak bir özgürlük yanılsamasına da düşmez: "Nesnel" koşullar aynı zamanda imkânların da koşullarıdırlar.

138
... tek biçimli zamansallığın pürüzsüz aynasını kırarak pozitivist türdeki "bilimsel öngörünün" tuzaklarını bir kenara iten ve yeniliklerle dolu clinamen'i (lat. sapma, eğim), stratejik fırsatlarla yüklü kairos'u göz önünde bulunduran diyalektik bir akılcılığın arayışı...

Ay tutulmalarının veya Halley kuyruklu yıldızının bir sonraki geçişinin aksine, bireylerin ve toplumsal grupların tarihsel eyleminin sonucu fazlasıyla öngörülemez olmayı sürdürmekte.

139
(Dipnot 5) "... Özgürlük adını verdiğimiz, kültürel düzenin doğal düzene indirgenemezliğidir" (Jean,Paul Sartre, 1960)

141
İnsanlığın başına gelebilecek en kötü olaylar kaçınılmaz değildir, tarih hâlâ açıktır, devrimci, özgürleşimci ve/veya ütopik başka olanaklar barındırır. Her türden erekbilimsel belirlenimcilikten ve çatışmaların, dolayısıyla da tarihin sona ereceği yanılsamasını besleyen tüm ideal toplum modellerinden koparak Benjamin ütopyaya negatif gücünü geri vermemize yardımcı olur. (negatif biçim: Sınıfsız ve egemenliğin olmadığı bir toplum).

142
kötümserliği örgütlemek

Sosyalizmi sınaî işçi sınıfını ilgilendiren ekonomik amaçlara indirgemiş olan -ki bu işçi sınıfı da eril, beyaz, "milli" ve sabit bir işe sahip fraksiyonuna indirgenmiştir- tarihsel solun egemen akımlarının akıntısına karşı, Benjamin'in yaklaşımı, daha genel bir özgürleşimi hedefleyen bir devrimci projeyi düşünmemizi sağlamakta.

143
... totalitarizmi doğuran ütopya değildir, totaliter bir toplum haline gelme riskini asıl taşıyan, tehlikeli bir tamamlanmışlık yanılsamasına kapılan ütopyasız toplumdur. (Miguel Abensour)

144
Açık tarih anlayışında çeşitli çıkış yolları mümkündür, bunlardan biri de devrimci eylemdir -"nesnel koşulların olgunlaşmasının" ürününden ziyade en kötüsünü engellemeye yönelik umutsuz bir girişim olarak görünen devrimci eylem.

146
adaletsiz ve insanlık dışı toplumsal sistemlerin ortadan kaldırılması

Galiplerin tarihine, oldubittinin kutsanmasına, tek yönlü tarihsel yollara, galip gelenlerin zaferinin kaçınılmazlığına karşı, şu temel saptamaya geri dönmek gerekir: Her şimdiki zaman, bir olası gelecekler çokluğuna açılır.

147
Gelecek "kapalı" tarihsel dosyaları yeniden açabilir, iftira atılmış kurbanlara "saygınlıklarını" iade edebilir, yenilmiş umutlara ve özlemlere yeniden güncellik kazandırabilir, unutulmuş veya "ütopik", "anakronik" ve "ilerlemenin akıntısına karşı" olduğuna kanaat getirilmiş mücadeleleri yeniden keşfedebilir.

148
Eleştirel olmayan bir şekilde geçmişin bu simalarını “idealleştirmekten” uzak biçimde, onların mücadelesinin insani ve toplumsal anlamına yapılan vurgu, kazananı mümkün olanla özdeşleştiren ve sonuçta, istese de istemese de sanayi devriminin galiplerinin Büyük Anlatısına katılan “ilerlemeci” ve “modernleştirici” tarih anlayışının sınırlarını görünür kılıyor.



.
.
.
.