15 Kasım 2013 Cuma

Andreas Huyssen - Alacakaranlık Anıları

.
.
.
.
Alacakaranlık Anıları
Andreas Huyssen, Metis Yay. , Çev. Kemal Atakay, 1995


13
Bir olayı yaşamak ile onu bir temsil içinde anımsamak arasında bir yarığın oluşması kaçınılmazdır. Bu çatlaktan yakınmak ya da bu çatlağı görmezlikten gelmek yerine, onu kültürel ve sanatsal yaratıcılık açısından güçlü bir uyaran olarak anlamak gerekir.

Anımsamanın tarzı, ele geçirmeden çok bir recherce, bir arayıştır. (bir depolama ve yeniden çağırma sisteminden çok şimdiki zamanda bir kültürel kurgu)
kurgu / belleğin canlı tutulması ile ele geçirme / kultivasyon  arasındaki ilişki

Belleği oluşturan, geçmiş ile şimdi arasındaki bu çok ince yarıktır: Bu yarık, belleği güçlü bir biçimde canlı kılar, onu arşivden ya da başka herhangi bir depolama ve yeniden çağırma sisteminden ayırt eder. Ancak, burada şöyle bir sorun ortaya çıkabilir: canlı kılınmış bellek neyi hatırlayacak? Bunun da ötesinde şöyle bir sorun: canlı bellek kimin belleğidir?

bellek yitimine karşı verilen mücadele…

16
Ulus-üstü yapıların ortaya çıktığı bir çağda, ulusal kimlik sorunu, ulus ile devletin varsayımsal özdeşliği çerçevesinde değil, giderek daha çok kültürel ya da kolektif bellek çerçevesinde tartışılıyor.
müzeler, devletin resmi ideolojik aygıtları biçiminde değil, kültürel ya da kolektif bellek yaratma çabası biçiminde ortaya konmalıdır. Bu şu anlama gelir: Bir müze yaratacaksın, içerisine ibret olsun diye bir şey koymayacaksın! Bir anıt dikeceksin, gerektiğinde yerinden kaldırılabilir, ayağı kaydırılabilir olacak.

Tüm bu süre içinde (1980’ler) gerek Amerika Birleşik Devletleri gerek Avrupa, yakın gelecekteki bir travmatik yitimden korkuyormuşçasına, müzeler ve anıtlar inşa etmeyi sürdürdüler.

17
Bu çok yeni bellek saplantısını nasıl anlamalıyız? … Açık olan bir şey varsa, o da bunun, ilerleme ve modernleşme ideolojisinin bariz kriziyle ve bütün bir teleolojik tarih felsefeleri geleneğinin gücünü yitirişiyle bağlantılı olduğudur.

hadi bunlar Batı’da oluyor da, bize ne oluyor!?

Nietzsche’nin arşiv tarihçiliğine saldırısı…

                                               tarih karşıtı
tarihten anıya kayış  à      göreci                 à     teleolojik tarihe eleştiri
                                               öznel

18
Bugün kimse tarihin yaşamımızda aşırı bir yer tuttuğunu öne süremez. (televizyon, anlık eğlence)

Belleğin meta biçiminde dondurulması (Adorno)
(buna eleştiri: meta biçimi ile ruhsal yapıyı indirgemeci bir biçimde örtüştürmesi)

19
Artık bellek öncelikle, meta biçimi yoluyla kapitalist şeyleşmeye karşı yaşamsal ve güç veren bir panzehirdir, daha önceki bir kültür endüstrisinin ve onun tüketim pazarlarının demir parmaklıklı homojenliğinin bir yadsınması değildir.

kitle iletişim aracı olarak müze ve anıt

Bellek Yitiminden Kaçış
Kitle İletişim Aracı Olarak Müze

“querelle des anciens et des modernes” (eskilerle modernler kavgası)

müze  kültürel meşruluğun kuruluşu

25
geçmişin ölü ağırlığına karşı yaşamı ve kültürel yenilenmeyi savunan herkes de modern müzeyi her zaman kültürel kemikleşmenin bir belirtisi sayarak ona saldırmıştır.

26
“Her şeyin sonu”   sonucu…

(1980’lerden sonra) Müzeye biçilen rol seçkinci bir koruma merkezi, geleneğin ve yüksek kültürün kalesi iken, giderek bu durum değişmiş, müze bir kitle iletişim aracına, seyirlik bir mizansen ve abartılı bir gösteriye dönüşmüştür.

27
Bu geniş, biçimden yoksun anlamıyla müze, çağdaş kültür etkinliklerinin anahtar paradigmalarından biri haline gelmiştir. çağdaş kültür etkinlikleri

eski şehir merkezlerinin geçmişe uygun restorasyonu
müzeye dönüştürülmüş köy ve manzaraları
bit pazarı patlaması
geçmişe öykünen modalar ve nostalji akımları
video (saplantılı bir biçimde kendini müzeleştirme)
anı yazıları
itiraf edebiyatı
dünyanın veri bankalarındaki elektronik birikim

İşlevi “bazı insanlarda aidiyet duygusunu, bazı insanlarda ise dışlanma duygusunu” pekiştirmek olan bir kurum olarak müzeye yönelik eski sosyolojik eleştiri geçerliliğini yitirmiş görünüyor; zira yeni müze anlayışı müzeyi artık esin perilerine bir tapınak olmaktan çıkarmış, onu halk panayırı ile alış-veriş merkezi arası melez bir mekân olarak yeniden diriltmiş bulunuyor.

Dinden bağımsız teleolojik bir tarih kavramına sahip olmadığı sürece, geleneksel bir toplumun müzeye gereksinimi yoktur; modernliğin ise kendine ait müze tasarısı olmaksızın düşünülmesi olanaksızdır.

28
Özü itibariyle diyalektik olan müze hem geçmişin –çürüme, yıpranma ve unutma çerçevesinde bütün getirdikleriyle geçmişin- mezar odası olarak hem de izleyenin gözünde, ne kadar dolayımlı ve yozlaşmış olsa da olası yeniden doğuşların mekanı olarak işlev görür. Simgesel düzeni bilinçli ya da bilinçdışı olarak ne kadar yıpratıp onaylıyor olursa olsun, müzenin her zaman önceden belirlenmiş ideolojik sınırları aşan, düşünceye ve hegemonya karşıtı anımsamaya alan açan bir artı anlamı vardır.

epifoni : edebiyatta önemli bir gerçeğin birdenbire ortaya çıkması ve kişinin böyle bir gerçeği fark ettiği kavrayış anı.

müze kültürü ile bilmemne sermayesi arasındaki bağlantı

29
Müze, modern çağ insanlarına geçmişle bir ilişkiyi, aynı zamanda geçici olanla ve ölümle -bu arada kendi ölümümüzle de- bir ilişki anlamına da gelen bu ilişkiyi tartışma ve dile getirme olanağı vermektedir.

30
Sanatın giderek artan metalaşması tartışma götürmez bir olgu olmakla birlikte, tek başına meta eleştirisi özgül yapıtları, sanatsal uygulamaları ya da sergileri nasıl değerlendireceğimiz konusunda estetik ya da epistemolojik ölçütler sunmaktan uzaktır.

Basit bir öldürme, kuru ve düzmece… Aktivistin elinde bu bir estetiğe bürünmek zorundadır.

32
Avangardın müze fobisinin, müze projesinin mumyalaştırma ve ölü sevicilikle özdeş olduğu iddiasının kendisinin müzelik olduğunu öne süreceğim.

33
Marx ile Nietzsche’nin metinleri gelenek ile gelecek tasarımı arasındaki gerilimde konumlandıran bir düşüncenin üretkenliğine tanıklık eder. (yenilik itkisi ile müze arzusu arasındaki diyalektik…)

(avangardın) reddettikleri burjuva kültürüyle paylaştıkları imgeye bağımlılık

35
… , artık müze seçkin bir uzmanlar ve meraklılar grubu için en uygun biçimde sergilenen, geçmişe ait hazine ve nesnelerin bekçisi değildir; ne fırtınadan korunaklı bir yerdedir ne de duvarları dış dünyaya karşı bir engel işlevi görmektedir artık.

34
Yaşam ile sanat arasındaki sınırları aşmaya yönelik avangard projenin müzeleşmesi, müze duvarlarının yıkılmasına, bu kurumun en azından ulaşılabilirlik açısından demokratikleştirilmesine ve müzenin seçkin azınlığın kalesi olmaktan bir kitle iletişim aracı olmaya, kutsal nesneler hazinesi olmaktan daha geniş bir halk kitlesi için bir gösteri alanı ve bir mizansen olmaya doğru son zamanlarda geçirdiği dönüşümün kolaylaştırılmasına gerçekte ne ölçüde katkıda bulunmuştur?

                        kültür             -----               sermaye
                        kültür             -----               siyaset

36
“geleneği konformizmin elinden çekip alma” talebi (Walter Benjamin)

günlük yaşamın ve bölgesel kültürlerin belgelenmesi
endüstriyel ve teknolojik ürünler
mobilya
oyuncak ve giysi
                                   gibi nesnelerin koleksiyonunun yapılması giderek daha meşru bir müze projesi haline geldikçe nitelik argümanı çökmektedir.

38
(1980’ler boyunca) yeni müzelerin kurulması
saygın müzelerin genişletilmesi
sergilerle ilgili tişörtler
posterler
Noel kartları
cicili bicili röprodüksiyonların pazarlanması

Özgün sanat yapıtı kendi çoğaltılmış türevlerini satmanın bir gereci haline geldi; çoğaltılabilirlik de halenin yok olmasından sonra özgün yapıta bir hale kazandırma taktiğine dönüştü.

ciddi izleme ve gerçek pedagojinin yeri olarak eski müze…

39
Kitleler ile esin perileri arasındaki yeni gerçekleştirilen uzlaşımı hedef alan polemikler müzenin popülerliğini, her türden toplumsal sınıf ve kültürel grupta görülen sergi, kültürel olay ve deneyim arzusunu nasıl açıklamak gerektiği gibi temel bir meselenin kenarından geçip gidecektir. … Kültür endüstrisi ne kadar tahrik etse, ayartsa, baştan çıkarsa, yönlendirse ve kötüye kullansa da arzu vardır. Bu arzu, kültürel değişimin bir belirtisi olarak ciddiye alınmalıdır. Çünkü bu, içinde yaşadığımız çağdaş kültürde yaşayan bir şeydir ve sergi projelerinde verimli yollardan işlenmelidir.

… modernlikteki gelenek erozyonunun insan bilimleri, tarihi koruma dernekleri ve müze gibi anımsama organları doğurduğu… à “telafi olarak kültür”

40
Herman Lübbe daha 1980’lerin başında müzeleştirmeyi zamanımızın değişen zamansal duyarlığının temel özelliği olarak betimlemişti. Müzeleştirmenin nasıl artık dar anlamıyla kuruma bağlı olmadığını, gündelik yaşamın bütün alanlarına nüfuz ettiğini göstermişti.

                                                                farklılaşma

(Adorno ve Benjamin’in “aynılaştırma” üzerine klasikleşmiş modernist formülasyonlarını yeniden düşünmek gerekecektir. Çünkü günümüz tüketim kapitalizmi, 1920’lerde Amerika’da ya da Weimar Almanyası’nda yapmış olduğu gibi, yalnızca alanları ve nüfuzları homojenleştirmekle kalmaz) Yeni, kesinlikle aynının sonsuz tekrarı değildir. … Dolayısıyla, yeniye olan hayranlığımıza her zaman çoktan ket vurulmuştur; çünkü yeninin kendi yok oluşunu içerme eğiliminde olduğunu, daha belirdiği anda kendi eskimişliğine ilişkin ön bilgiyi taşıdığını biliyoruz.

                                                                 çabuk bakış
                                                     daha ileri görsel okuryazarlık
                                                     postmodernist müze epifonisi

43
Eski kültürler ile yerel geleneklerin kalıntılarına dönüş, eşzamansız ve heterojen olanın ayrıcalıklı kılınması, başka türlü gözden çıkarılmaya mahkûm nesneleri koruma, onlara tarihsel bir hale kazandırma arzusu… Bütün bunlar aslında modernleşmenin hızlı temposuna bir tepki, gündelik şimdinin her şeyi girdap gibi içine çeken boş uzamından dışarı çıkma ve bir zaman ile bellek duygusu talep etme çabası olarak yorumlanabilir.

44
Amerika Birleşik Devletleri’ndeki nüfus değişimleri ile dünya çapındaki göçler à Modernlik kalesi içindeki bazıları bu değişiklikleri bir tehdit olarak, tehlikeli ve kimliği yıpratan işgaller olarak yaşayacaktır. Bazıları ise bunları daha gerçek anlamda heterojen bir ulusal kültüre, artık homojenleştirme gereksinimi duymayan ve gerçek farklılıkla pragmatik olarak nasıl yaşaması gerektiğini öğrenmekte olan bir kültüre doğru atılmış küçük, ancak önemli adımlar olarak benimseyecektir. Ama henüz bu durumun çok uzağındayız.

                                               deney olarak kültür kavramı
                                   duyuların laboratuarı olarak müze kavramı

Müzeden, modernliğin varoluşunu borçlu olduğu türden kendine dönük bir düşünceyi bir yana bırakması istendiğinde, sonuçta ortaya tuhaf biçimde gerçekdışı bir modernlik gelenekselciliği çıkar. Müze ile şimdinin gerçek dünyası birbirinden ayrılır…

“kültürel telafi” tezi, toplumdaki ve müzedeki içsel değişimi açıklamada yetersiz kalır.

45
telafi kuramcıları müze dünyasının yeni çokulusluluğunu göz ardı ederler.

dışarıda olanı dışta, yabancıları kendi yerlerinde tutmanın bir aracı..

46
Kitle iletişim aracı olarak müzenin artık televizyondan ayırt edilmesi olanaksızdır (Baudrillard).

müzeleştirme, patolojik bir girişimdir (Baudrillard).

Müzeleştirme tam olarak korumanın karşıtıdır: Baudrillar ve Jeudy’e göre müzeleştirme öldürücü, dondurucu ve kısırlaştırıcıdır; tarihsizleştirir ve bağlamından kopartır. Hiç kuşkusuz bunlar, müzeyi bir mezar odası olarak bir yana iten eski eleştirinin sloganlarıdır. (Ancak … à nükleer silahların denetimsiz çoğalması, nükleer toplu kıyım, yok olma korkusuyla başa çıkma çabası ortamında bu fikirlerin ortaya atıldığı unutulmamalıdır!)

bastırılmış ya da marjinalleştirilmiş geçmişleri gözden geçirme
alternatif müze etkinlikleri
Jeudy ve Baudrillard’ın göremedikleri şeyler…

salt biriktirmeden, mizansen ve benzeşime doğru ilerleyen müze…

aslında televizyon seyircisinin bakışı ≠ müze gezen kişinin bakışı

48
Geçmiş kültürlere ait andaçların dolayımsız, mizansensiz bir sunuluşu asla olmamıştır. … Nesneye halesini veren canlı bakıştır…

Kulturgesellschaft, kültür etkinliğinin giderek ulus, aile, meslek ve devletin yerine getirdiğine benzer, hatta çoğunlukla ona karşı bir toplumsallaştırma aracı işlevi göreceği bir toplumdur. Özellikle gençlik kültürlerinde ya da alt kültürlerde kimlikler iğreti olarak üstlenilip, yaşam tarzı örüntüleri ve gelişkin alt kültürel kodlar aracılığıyla dile getirilir. Genel olarak kültür etkinliği, birleştirilmiş (ya da yeniden birleştirilmiş) bir geleneğin aynasında yeniden istikrar ve denge yaratmayı arzulayan özneye huzur ve telafi sağlamak olarak görülmez.

49
Kuşkusuz müze patlamasının kablolu televizyonun metropolü bir uçtan bir uca kuşatmasıyla aynı zamanda ortaya çıkması tesadüf değil. … Ekrandaki görüntünün her zaman uçup giden gerçek dışılığının aksine sahici bir deneyime olanak sağlayan, müzedeki nesnenin, yani sergilenmiş sanat yapıtının gerçek, fiziksel maddeselliği mi? Bu sorunun tek ve açık bir yanıtı olamaz, çünkü insan kültüründe temsilden önce var olan özgün nesne diye bir şey yoktur.

Gerçekten de çoğu zaman sergilemenin amacı gerçek olanı unutmak, nesneyi başlangıçta içinde yer aldığı gündelik işlevsel bağlamın dışına çıkarmak, böylece onun başkalığını arttırmak ve öteki çağlarla potansiyel bir diyalog kurmasını sağlamaktı. Bu da bizi müze nesnesini yalnızca sıradan bir bilgi parçası olarak değil, tarihsel bir hiyeroglif olarak görmeye; okunması bir bellek edimi gerektiren, tarihsel uzaklık ile zamansal aşkınlık halesini tam da maddeselliğinden alan bir müze nesnesi kavramına götürür.

50
Haleli nesnelere, kalıcı cisimleştirmelere, olağan dışı deneyime duyulan gereksinim tartışmasız bir biçimde müzeseverliğimizin başlıca etmenlerinden biri olarak görünüyor. … Nesne eski olduğu oranda varlığını pekiştiriyor, güncel ama bir süre sonra eskiyecek nesnelerden olduğu kadar yeni ama şimdiden eskimiş nesnelerden ayrılıyor. Tek başına bu bile onları, bir haleyle kuşatmaya, daha eski zamanlarda sahip olmuş olabilecekleri araçsal işlevlerin ötesinde, yeniden büyülü kılmaya yeterli olabilir. … Kuşkusuz böylesi bir sahicilik özlemi, bir fetişizm biçimidir. Ama kurum olarak müze bütünüyle kültür endüstrisinin içinde yer alsa bile, burada söz konusu olan, kesinlikle Marksist ya da Adornocu anlamda bir meta fetişizmi değildir. Müze fetişinin kendisi değişim değerini aşar; kendisiyle birlikte adeta bir anımsama boyutu, bir tür bellek değeri taşır.

Müze nesnesi ile belgelediği gerçeklik arasındaki ilişki ne kadar kırılgan ya da belirsiz olursa olsun, ya sergileme tarzında ya da seyircinin zihninde, nesne olarak canlı televizyon yayınının bile boy ölçüşemeyeceği bir gerçeklik izi taşır. Aracın mesaj, mesajın ise ekrandaki akıp giden görüntü olduğu yerde, gerçek olan her zaman kaçınılmaz biçimde dışta bırakılmış olacaktır.

Ayin gibi yinelenebilen geçici bir yeniden büyülenme deneyiminde, müzesel şeylere yönelik bu bakış, aynı zamanda televizyon ve bilgisayar ağlarının sanal gerçekliklerinin yönettiği dünyanın giderek artan maddesizleştirilmesine de direnebilir. Müzesel nesneye bakış, onun donuk ve nüfuz edilemez maddeselliğine dair bir duygu sağlayabileceği gibi, insan kültürlerinin geçiciliği ile farklılığının kavranabileceği bir anımsama alanı da sağlayabilir.

51
… modernlik üst-anlatılarının inandırıcılıklarını yitirdikleri, insanların giderek daha fazla başka öyküler dinlemeye, başkalarının öykülerini dinlemeye ve görmeye istek duydukları, kimliklerin aile, inanç, ırk ve ulus çerçevesinde sabitleştirilmek ve değişmez olarak görülmek yerine, ben ile öteki arasındaki çok katmanlı ve kesintisiz görüş alışverişleri içinde biçimlendikleri bir zamanda, en geniş anlamıyla müze ve sergi kültürü çoğul anlam anlatıları sunabilecek bir zemini hangi yollardan sağlayabilir?

52
Gerçek anlamıyla modern bir kurum; dünya kültürlerinin, izleyicinin bakışı ile belleğinde birleşecek, birbirine karışacak ve birlikte yaşayacak heterojenliklerini, hatta bağdaşmazlıklarını karşı karşıya getirip sergiledikleri bir alan.
.
.
.
.