15 Kasım 2013 Cuma

Vilem Flusser - Bir Fotoğraf Felsefesine Doğru

.
.
.
.
Bir Fotoğraf Felsefesine Doğru 
Vilem Flusser, (Çev. İhsan Derman), Ağaç Yay. İst. 1991

45
… bütün bu görüntüler, bir programın içerdiği kavramlardır ve amaçları da toplumun büyüsel davranışlarını programlamaktır.
naif gözlemci

46
(S/B fotoğaflar) Gri kuramın rengidir. Dünya bu biçimde kuramsal olarak analiz edildiğinde onun tekrar sentezini yapmak olası değildir. … Gridirler (S/B), dolayısıyla kuramların görüntüleridir.

Müze nesnesi bir ‘metin’ olarak düşünüldüğünde, metnin tüm parçaları henüz ‘bulunmuş’ değildir. Yer kürenin tüm yuvarlağı bir gün taraklanabilse ve ortaya ne var ne yok çıkarılabilse, ve tüm bu buluntular sınıflandırılıp ‘gerçek-eşdeğer-tarih’ metni çıkarılabilse, müze bir has metne ulaşabilecektir. Ama işte bu noktada bir müzeye ihtiyaç kalmayabilir. Çünkü tarih, bir yer’de sorunlar varsa ortaya çıkan bir bilimdir. Sorunları olmayan’ın tarihi de olmaz. Bu durumda müze, bizlerin bir avuntu yuvası, “hiç olmazsa”larla, “hiç yoktan”larla başlanan bir dünyanın kurgusudur.

Aygıtlar, programlarla çalışır ve enformatik bir toplumda gerçeğin eşdeğeri değil, kendisi bile kendisi olmanın anlamını taşımaz. Reel gerçeklikler virtüel değerlendirmeye alınır. Örneğin, müzenin programında ısrarla İskenderin kemikleri olduğu iddia edilen nesnelere ya da karşımızdakinin Rodin’in gerçek yapıtları olduğu iddiası ……….. Müze nesnesi, tıpkı bir fotoğraf nesnesi gibi, ölünün yüzünden alınan maska benzer, eşdeğer gerçeklik iddiasında bulunur. Fotografik yüzey üzerindeki grenlerin niteliği arttıkça, fotoğraf makinesinin içerisine zerkedilen program, eşdeğer gerçeklik yönünde geliştirildikçe, fotoğrafın gerçeklik yanılsaması iddiası artar. Analog dünyanın puslu grenleri arasında işleyen kaynaştırıcı programa karşılık, dijital dünyanın birim alandaki pixel miktarı, bu eşdeğerlik yanılsaması için yeni çözümler önerecektir. Müze nesnesi üzerinde dolaşan bakış, zaman çizgisel koordinatların bir metinle verilerek başlatıldığı tarama sırasında, eşdeğer gerçeklik noktalarını birleştirmeye çalışacak, müze programı, bunu, zaman içerisinde yapılan bir oyuna, bir kurguya dönüştürecektir.

Fotoğrafın icadından çok önce, insanlar içinde yaşadıkları dünyayı siyah ve beyaz olarak hayal ederlerdi. Bu fotografik Manikieizme iki örnek verilebilir: Yargılar evreninden “doğru” ve “yanlış” soyutlanır, daha sonra bu soyutlamanın üzerine Özdeşlik, Farklılık ve Dışlanan üçüncü ile birlikte Aristo mantığı kurulur.

53
Bir sistem olarak kabul edildiğinde doğa, ikinci termodinamik ilkesine göre, bilginin gelişerek ayrımlaştığı bir örnek niteliğindedir. İnsan, söz konusu bu entropiye elde ettiği, depoladığı, aktardığı ve amaçlı olarak ürettiği bilgilerle karşı koyar. Özel olarak insani ve doğal olmayan bu yetenek, “biçimi değiştirilmiş nesneler”den oluşan “kültür”ü sonuçlayan “ruh”tur.

54
Fotoğraf, günümüzde her ne kadar elektromanyetik bir ortama aktarılma eğilimi gözlenebiliyorsa da (Flusser’in bu metni kaleme aldığı yıl, 1983’tür), şimdilik yalnızca bir yaprakçıktır. Fotoğraflar arkaik olarak bir kağıt yüzeyine bağlı kaldığı sürece, arkaik olarak da dağıtımları devam edecektir. … Maddi yüzeye bu arkaik bağımlılık, Etrüsk mezar freskleri veya mağara resimleri gibi eski görüntülerin duvarlara karşı olan bağımlılığını akla getirmektedir. Ancak, fotoğrafların bu “nesnelliği” bir yanılsamadır. Eğer yukarıda sözü edilen eski görüntülerin dağıtılması isteniyorsa, bunların sahiplerinin değiştirilmesi gerekir. Örneğin; söz konusu mağaraların veya mezarların alınıp satılması veya askeri olarak işgal edilmesi gerekir. (Belki burada, bir İngiliz icadı olarak “kültür” kavramına daha yakınız: cultivation, ele geçirme ya da doğaya hakim olma anlamında)

63
Bir amatörün fotoğraf albümüne baktığımızda gördüklerimiz, belli bir kişinin deneyimleri, bilgisi ve değerleri değil, makinenin yine kendi otomatik işlevleri tarafından gerçekleştirilmiş yetenekleridir. Örneğin; bir İtalyan seyahati, fotoğrafı çeken kişinin makine tarafından çekim için baştan çıkarıldığı yerlerin ve an’ların deposu haline dönüşmüştür.

64
Fotoğrafların kalıcı maddeselliği, tarihsel olarak onlarla birlikte davranabileceğimizi gösterir. Ancak gerçekte bunlar yalnızca törensel davranışlardır.

65
Makale, fotoğrafı açıklamaz ancak, fotoğraf makaleyi tasvir eder. Görüntü ve metin arasındaki bu ters ilişki, sanayi-sonrası çağın bir özelliğidir ve her tür tarihsel eylemi olanaksız kılmaktadır.

73
… aygıtlar düşünceyi taklit eden oyuncaklardır. Düşünürken oynayan oyuncaklardır. Ancak aygıtlar, insanın düşünce sürecini fizyolojik ve psikolojik anlamda veya içe dönük olarak taklit etmez. Düşünceyi kartezyen modele uygun olarak taklit eder. Descartes’in kastettiği anlamda düşünce, açık seçik ve belirgin öğeler (kavramlar), düşünmek ise, yine Descartes’in ele aldığı anlamda, söz konusu öğelerin bir abaküsteki boncuklar gibi bir araya getirilmesi ile oluşan düzenleme olarak ele alınır. Her kavram, uzayıp giden “oradaki” dünya üzerindeki bir nokta anlamındadır. Eğer dünya üzerindeki her noktaya bir kavram uygularsak, düşünce o zaman sınırsız bilgiye ulaşır. … Ancak uzayıp giden somut dünyadaki noktalar aralarında boşluk bulunmadan bütünleşmekteyken, düşünce söz konusu olduğunda kavramlar birbirlerinden boşluklarla ayrılırlar. Oradaki dünyanın büyük bir bölümü de, söz konusu aralıklardan kaçıp gider. Descartes düşünce ağının bu yetersizliğinin, Tanrı ve analitik geometri ile giderilebileceğine inanıyordu ancak, ümitleri gerçekleşmedi.

Descartes’in başarısızlığa uğradığı yerlerde de Kartezyen düşüncenin taklidi olan aygıt başarı sağladı. Bunlar, kendi evrenleri söz konusu olduğunda sınırsız yeteneğe ve bilgiye sahiptirler. Bu tür evrenlerde her nokta, her öğe, aygıt programındaki başka bir öğe veya kavram ile ilişkilidir.

77
Aygıt üstüne daha fazla gidip, eleştirdiğimizde, fotoğrafik evrenin fotoğraf makineleri ve dağıtım aygıtının bir ürünü olduğunu ortaya çıkarırız. Daha derinlere inersek, sanayi, tanıtım, halkla ilişkiler, politika, ekonomi, sosyal yapılar ve yönetim kurumları türünden aygıtları keşfederiz. Bu aygıtların her biri, daha da otomatikleşme ve diğer aygıtlara sibernetik olarak bağlanma eğilimindedir. Her aygıt bir diğerinin programı üzerinden beslenir.

84
Temel kavramlar -görüntü, aygıt, program ve bilişim-
Fotoğrafı konu alan her felsefenin, bu görüngünün tarihdışı ve tarih-sonrası nedenselliğe anlık olarak dönüş yapmak durumundayız. Örnek olarak kozmolojiyi ele alalım. Evreni, olası olmayan bileşimlerin şansa dayalı olarak tekrarlandığı ancak gereklilik nedeniyle olasılık yönündeki genel eğilime geri dönüşün zorunluluk kazandığı ve olasılık bileşimleri doğrultusunda artan bir eğilimin söz konusu olduğu sistem olarak ele alırız. Böylelikle evren bizim için anlık olarak, girdi olarak özgün bilgilere sahip ve zorunluluktan ötürü sözkonusu bilgilerin de tesadüfe dayalı olarak gerçekleştirilmeleri ve böylece sonuna kadar da tüketilmesi (termik ölüm) doğrultusunda programlanmış bir aygıt durumundadır.

86
Eğer her şeyin bir nedeni olmuşsa, her şeyin bir etkisi olacaksa ve her şey koşullanmışsa, insanın özgürlüğü için geriye ne kalmıştır?

aygıtın aptallığını açığa çıkarabilme olasılığı
aygıt programına insan niyetlerinin şırıngalanabileceği olasılığı
aygıtı öngörülemeyen, ihtimal dışı ve bilgilendirici bir şeylerin üretimine zorlamak
.
.
Vilem Flusser'in “Bir Fotoğraf Felsefesine Doğru” adlı kitabı için hazırladığı terimler sözlüğü...  

(Çev. İhsan Derman), Ağaç Yay. İst. 1991
 

Alet: İnsan uzvunu taklit ederek iş gören yapı.

Aygıt: Düşünceyi taklit eden oyuncak.

Ayin: Büyüsel varoluşa uygun davranış.

Belirti (Semptom): Anlamın ortaya çıkış nedeni olan işaret.

Bildirişim: Olası olmayan bileşke.

Bildirme: 1. olası olmayan bileşkeler üretme, 2. bunları nesnelere uygulama.

Birinci ve İkinci Sektörler: Nesnelerin üretildiği ve biçimlendirildiği alanlar.

Büyü: Ebedi döngü dünyası içinde var olma.

Çeviri: Bir koddan diğerine hareket dolayısıyla bir evrenden diğerine sıçrama.

Değer: Olmuş olması gereken.

Deşifre Etme: bir sembolün anlamını gösterme.

Durum: Öğelerin kendilerinin değil, aralarındaki ilişkinin anlamlı olduğu bileşke.

Endüstri Toplumu: İnsanların çoğunlukla makinalarla çalıştığı bir toplum. 

Entropi: Olası bileşkelere doğru artan eğilim.

Evren: 1. var olan kod bileşkelerinin tümü 2. bu bileşkelerin ortaya çıkardığı anlamların tümü.

Fotoğraf: Aygıt tarafından üretilen ve dağıtılan yaprakçık biçimindeki görüntü.

Fotoğrafçı: Makina programının kapsamadığı bilgilerle fotoğraf üretmeye çalışan kimse.

Gerçeklik: Ölüme kadar önümüze çıkan her şey.

Görüntü: Meydana getiren öğelerin sihirsel bir ilişki içinde bulunduğu anlamlı yüzey.

Görüntüleştirme: Görüntü üretme ve açımlama yeteneği.

Hafıza: Bilgilerin depolandığı yer.

Harf: Yazılı işaret. 

İş: Nesneleri üreten ve biçimlendiren eylem.

İşaret: Başka görüngülere atıfta bulunan görüngü.

İşleten: Birlikte ve onun bir işlevi olarak aygıtla oynayan kimse.

Kavram: Metnin temel öğesi.

Kavramsallaştırma: Metin üretme ve açımlama yetisi.

Kod: Kurallara bağlı imgeler dizisi.

Kültürel Nesne: Biçimlendirilmiş nesne.

Makina: Bilimsel bir kuram yardımıyla insan uzvunu taklit eden alet.

Metin: yazılı işaretler dizisi.

Metinperestlik: Yazılı işaretler tarafından kastedilen kavramları açımlama yetersizliği, böylelikle metin'e tapınma.

Nesne: Önümüzde engel oluşturan şey.

Oyuncak: Oyun oynanan nesne.

Oynamak: Amacı kendisi olan eylem.

Otomat: Şansa dayalı olarak hareket eden bir program uyarınca işleyen aygıt.

Program: Açık ve belirgin öğeleri olan bileşkeler oyunu.

Putperestlik: Görüntü öğelerinin kastettikleri anlamı ortaya çıkarma konusundaki yetersizlik, dolayısıyla görüntüye tapma.

Sanayi-Sonrası Toplum: İnsanların çoğunun üçüncü sektörde çalıştığı toplum.

Sıradanlık: Tekrarlanan bilgi akışı dolayısıyla olası hale gelen.

Simge: Bilinçli ve bilinçsizce sıradanlaşan işaret.

Tarama: Bir durumu açımlayan dairesel hareket.

Tarih: Kavramlara dönüştürülen düşüncelerin doğrusal gelişimi.

Tarih Sonrası: Kavramların yeniden düşüncelere çevrimi.

Teknik Görüntü: Aygıt tarafından üretilen görüntüler.

Üçüncü Sektör: Bilginin üretildiği alan.

Üretim: Bir şeyi doğadan kültüre aktaran süreç.

*
 “(not) Organon: Alet, araç. Doğru düşünmenin aleti [Buren]; bilimsel bilgiye götüren araç...” (Kliniğin, 187)
.
.
.
.