15 Kasım 2013 Cuma

Antonio Negri - Devrimin Zamanı

.
.
.
.
Devrimin Zamanı  
Antonio Negri, (Çev. Yavuz Alogan), Ayrıntı Yay. İst. 2005

38
… hayal gücü zamansal güçlerin en somutudur.

167
topos : yer, uzam (İlkçağ Yunan Felsefesi, Aristoteles)

168
… insanın direnişi yürütmek için bolca etiğe ihtiyaç duyduğu bir dönem.

198
… kairos kendisini kendi telosunda içermekten başkasını yapamaz. … Klasik düşüncede kairos, poiesis ve techne’nin [üretme, meydana getirme, yaratma, içsel değil dışsal bir ereğ odaklanmış davranış biçimi, Poiesis’te yetkinliğe ulaşmak tekhne’yi (sanat) sonuna dek götürmekten geçer. Aristoteles’te poiesis (yaratıcı üretim) aynı zamanda praksis (eylem) ile karşıtlık oluşturur.], eylemin bilinçli sonuçlarını zamanın içinde bütünleştirerek, praksis’i oluşturduğu noktadır.

208
analogia entis : Varlığın analojisi. Özellikle Thomas Aquinas’a atfedilen bu teoriye göre, yaratılmış düzen ile Tanrı arasında bir analoji vardır.

220
6.1 Neden maddeciliğin tarihi yoktur? Çünkü düşünce tarihi içinde maddecilik, daima onun karşısında zafer kazanmış olan hasmı tarafından tanımlanmıştır, yani –İktidar tarihi içinde. Aşkın ve aşkıncılık bir tarihe sahiptir, çünkü onlar daima galiplerin ve dolayısıyla komuta edenlerin felsefesi olmuştur. Kaybedenlerin ne uzamı, ne geleneği vardır, ne de onlar için herhangi bir süre vardır. İktidardakilerin felsefesi daima maddeciliğin gözleri önünde bir felaketler dizisi bırakır. Gene de o maddeciliğe kendisini bir sorun olarak sunma izni vermek zorunda kalır.

227
Maddecilik teleolojik bir ilerlemeyi kendi ortak tanımı içinde izlediği zaman, metafizik geleneğin önerdiği yönün tam aksi yönünde ilerler. Platon ve Aristoteles’in metafiziğinde, Hegelciliğin nihai tecessümleri aracılığıyla ortaya çıkan etkilerde, teleoloji ilerici değildir. Aslında o, varlığı arche (temel, ilke, başlangıç; Aristoteles’ten sonra ‘başlangıç + hakimiyet’) tarafından önceden oluşturulan bir hiterarşi içinde eyleme geçirmek içi teleoloji içinde işleyen bir arche’yi öngerektirir.  Metafizik gelenek içinde teleolojik kurgunun en açık kanıtı aynı anda hem “başlamak” hem de “komuta etmek” anlamına gelen archein ’dir. Böylelikle teleoloji, ilkeyi komutaya tâbi kılan ve böylelikle gelişmeden önceki sınırı ve üretimden önceki düzeni tanımlayan teorik praksis haline gelir.

228
8.1 Maddecilikte telos ortak varoluşun ürünüdür. O halde o önceden oluşturulmuş bir değer değil, sonsuzun sürekli olarak ilerici üretimidir; tıpkı bir erkek çocuğun yetişkin bir adam haline gelmesi; hayat kendi akışını tamamladıktan sonra, doğumu izleyen ölüm gibi. Aynı şekilde yetişkin gençten daha büyük bir değeri temsil etmez, tıpkı ölümün hayatın değerinin inkarı olmaması gibi. Tam aksine, hepsi sonsuzdur. Benim. İşte bu kadar: Bu ve sadece bu sonsuzun Dasein (Varlık)’idir.

8.2 İnsanın hareketini ve onun üretimini üreten ortak, Umwelt, bir değer değil, bir kaderdir. “Kader” sözcüğü her şeyin önbelirleniminin yanı sıra talihin körlüğünden de ayrılmalıdır; o daha çok ortağın kurucu perspektifinden yeniden tanımlanmalıdır. İnsan’ın türsel çokluk olarak düşünülen eylemlerinin bütününe “kader” diyeceğiz. Bu çokluk için hiçbir şey İnsan’ın sürekli olarak değiştirdiği ölçüde ortağın varoluşunu etkileyen çevresel koşullar dışında önvarsayılı değildir. Etik bakış açısından “kader” kendisini maddi olarak oluşturduğu ölçüde “İnsan”ın ortak ismidir.

8.3 “Centaur”un (doğayla kaynaşmış İnsan) kaderinden İnsan, “makine-insan”ın (kendi varlığını yapay biçimde geliştirerek üretim içinde yüce bir nitelik kazanan İnsan) kaderinin oluşumu aracılığıyla “insan-insan”ın (praksis aracılığıyla oluşturulan İnsan) kaderine ulaşır. İkinci, üçüncü, n’inci doğalar… Bu çağların her birinde ortak, ilerici biçimde farklı biçimleri varsayar.

9.2 Dünya pratik-süreduran bir arka perde değil, bir etkinlikler bağlamı, bir kairos dokusudur. Her anla birlikte dünya kendi bütünlüğü içinde, ortağın bir genişleme hareketi içinde yeniden yaratılır. Bu bağlamda, kendi kaderselliği içinde insan praksisi zaten oluşturulmuş olarak temsil edilemez; daha çok o, oluşturduğudur, yani o daima ortak bir bağlam oluşturur.

249
Güzel, çokluğun neşesi olarak yaşantılanır; yoksul zamanın kıyısına eğildiği zaman yaşanan, kesinlikle tekil olan o an içinde bütün zenginliğin imgelemi ve ifadesidir. Estetik haz daima ölçülemezlik algısında yatar; çokluk olarak yoksulun hazzı olmayan (ya da olamayan) hiçbir sanatsal yaratı yoktur. Sonuç olarak Güçlü’nün ölçünün tanrısallığı için diktiği anıtların yıkılması, tıpkı Güçlü’nün ölçüsüne göre yapılmış müzelerin, tapınakların terk edilmesi gerektiği gibi, yıkılmalıdır.
.
.
.
.