20 Aralık 2013 Cuma

Bilge Karasu - Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı

.
.
.
.


Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı

Bilge Karasu

Can Yay. 1986 İstanbul


11
Oysa bir şeyler kurmak için inanmalı insan. Her şeyden önce, inanmalı...

18
... ama sesini işitmeğe alışması gerek; sesini, kendi kendine de olsa, işittirmeğe alışması gerek... Bu adada, üç yüzyıl, dört yüzyıl önce çile dolduran keşişlerin sürdüğü hayatı yaşayacak bile olsa. Ama o keşişler, içleri inançla dolu, çıkıyorlardı dağa, yazıya yabana, çöle... Hiç değilse öyle bilinirdi...

Öyle miydi gerçekten? Öyle miydi, yoksa, öyle olduğu düşüncesi, geride kalanlara, köyde olsun, kentte olsun, insanlar arasından ayrılmayanlara, kalabalığın besleyici emziğini ağzından bırakmak istemeyenlere yeterli mi görünmüştü? Bilinmiyordu ki...

19
Ansızın, matematikçilerin sıfır dedikleri şeyi düşünüyor. Onların sıfırı, o güne değin kendisinin yokluğu düşünmek için kullandığı erimlerden -ansızın- apayrı görünüyor gözüne. Kaos'a ancak Tanrı düzen getirmişti. Ama sıfırın üstüne insanlar, biri, ikiyi çıkabiliyorlardı. Bu orman sıfırdı şimdi. Biri, ikiyi, üçü çıkmak, sıfırdan hareket ederek...

21
Çam bir tek ağaç değil, bir doğa. Yerle gök arasında bir dizge, bir kurum.

Ama insan önemli. Değil mi ki Tanrı, her şeyi, insan yaşayabilsin diye yaratmış.

23
Şehri düşünüyor. Ne oluyordur oralarda şimdi? Sokaklarda kimler eziliyor, neler parçalanıp yakılıyor? Neler, nasıl?

Büyük toplantı da, ... herkesin ortaya çıkıp herkesin önünde eski inancı yadsıyıp yenisine katıldığını, gözlerin bugüne dek işlenen puta tapıcılık günahının korkunçluğunu artık açıkça gördüğünü, bundan böyle kimsenin böyle bir günah, böyle bir suç işlemeyeceğini söylemesi, buna söz vermesi, ant içmesi için yapılacaktı.

28
Söylentilere göre, varılan karar kesindi. Resimlerin karşısında dua etmek, resimleri öpmek, puta tapıcılıktan başka bir şey değildi. Doğu illeri halkı zaten bu gibi şeylere karşı duruyor, bunları beğenmediğini, bunların devleti uçuruma götüreceğini söyleyip duruyordu. Araplar vardı sonra. Devleti sıkıştıran, resimlere düşmanlığı bilinen Araplar.

29
İmparator, Araplara karşı Doğu ordularına güvenmek zorundaydı. Doğu orduları ise, bütün bütün resme karşıydı.

30
O gece, halkın, özellikle kadınların, saray kapısındaki İsa resminin parçalanması üzerine ayaklanıp bu işi yaptırmakta olan saray memurunu öldürdüğü haberi gelince...

31
Andreas, az konuşan, doğru söyleyen, söylediğini tartan bir insandı. Çok heyecanlanmazdı bir şey tartıştığı zaman. Ama söylediğini inanarak söylediği, içten söylediği belli olurdu.

33
Andreas ... resimler karşısında tapınmanın puta tapıcılık diye görülmesi gerektiğine inanıyordu.

36
Başkaları da vardı. İmparatorun bu girişimini, o güne dek en yüce varlık, asıl efendi sayılmış olan İsa'nın yerine kendini saltık hükümdar olarak göstermeğe yöneltilmiş bir hareket diye görenler...

43
Madem bütün bu değişiklikler, bu zorlamalar kendisine güç gelecekti, yeniliği, değişikliği kabul etmemeliydi. O zaman ne olacaktı?

... Andronikos'un başına neler geleceği besbelliydi. En azından, zindana atılacaktı. Aklı başına gelinceye değin.

44
Oysa yıllarca, keşiş olarak, din adamı olarak, bu inancı yaşadım, bu inanca bağlılığımı her türlü kuşkunun üzerinde, ötesinde saydım. İnsanlara, yeterince inanmadıkları için ilendim, saldırdım. İnancın, her türlü zenginliğin, her türlü acının üstünde olduğuna, her türlü dünya malı ile dünya acısının üstünde olduğuna, zengini de, yoksulu da, inandırmağa, kandırmağa çalıştım. Yoksa, alıştığım için mi yapıyordum bunu? Alıştığım, öyle düşünüp öyle söylemeğe alıştığım, gerisini düşünmeği aklıma bile getirmediğim, su içer, yemek yer, yürür, yatıp uyur gibi bu işleri yaptığım, ne yaptığımı tamamıyla unuttuğum, aklıma bile getirmediğim için mi?

45
Kendimi düşünmedim hiç. Kendimi, doğru yoldan ayrılamaz görüyordum demek. Demek, yıllarca sevgi sözü ettim, sevgiyi saygıdan, saygıyı el öpmekten, el öpmeği elimi öptürmekten, resim, haç öptürmekten ayırmadım. Evlerde, insanlar arasında birtakım sevgileri beğendim, birtakım başka sevgileri kınadım; benden istenen kutsamayı esirgediğim oldu. Bütün bunları yaparken de, bunu yapmağa hakkım var mı yok mu, diye düşünmedim. Bütün bunları yaparken, bana öğretilen, içinde büyüdüğüm, içinde varlık olarak gerçekleştiğim, temsilciliği günün birinde elime teslim edilen bir inancı düşünüyor, o inanç adına yapıyordum yaptığımı.
Şimdi, bu inancın değil ama inancın uygulanışının önemli, büyük bir parçası yok oluyor, ortadan kaldırılıyor.

İnanç değilse bile, benim her günkü hareketlerimde, davranışlarımda beliren uygulama, benim yaşayışımın her anı olan, olması gereken uygulama değişirken, ben bu değişikliği gömlek değiştirir gibi kabul edersem yıllarca yalan söylemiş, yalan yaşamış olacağım.

46
Ama zindana atılmak da beni korkuttuğuna göre, inandığımı sandığım şeye beni bağlayan inanç bağlarının ne kadar ince, ne kadar dayanıksız olduğunu anlıyorum.

O halde, geçen yıllar boyunca, istemeyerek, bilmeyerek de olsa, yalan söylemişim.

47
Zindana atılmak da beni korkuttuğuna göre, inancımın ağırlığını duymuyor, yükünü sırtımd taşımağa razı olmuyorum demektir.

53
... bu adamcağızı kutsamakla ne kadar yanlış bir iş yaptığını düşünmüştü. ... Kendi, inanmadığı için, dışarıdan gelen inancın baskısından kaçıyor, buna karşılık, gerçekte inanmadığını anladığı bir duyguyu, başkasını aldatmakta kullanıyordu.

56
Serüven seven adam, tek başına yaşayabilir, tek başına yaşamak için yaratılmıştır. ... Kendini düşünüyor; yalnızlıktan, başkalarıyla ancak istediği zaman görüşmekten, istemediği zaman başkalarından kaçmaktan hoşlanıyor. Ama yalnızlıktan hoşlandığı, yalnızlığı aradığı halde, asıl sevdiği, asıl aradığı, kalabalık içinde bulunduğu, kalabalıktan uzak olmadığı bir sırada, bu kalabalıktan ayrılabilmek, yalnız kalabilmek, başkalarının yanından çekilmek, istediği için tek başına durabilmek... Sanki başkalarının varlığı, uzaktan da olsa kendini sezdirmedikçe, Andronikos, bir türlü rahat edemiyor. Kendilerinden uzaklaşmak için de olsa başkalarının varlığı kendisi için gerekli.

58
Yıllarca ... öğrettikleriyle, söyledikleriyle, ölümün sevilecek, sevilebilecek bir şey olduğunu düşündürmeğe çalışır gibi davranmıştı.

Her gün malını biraz daha arttıran, her gün birkaç sayfa daha okuyanların, her gün, alıştığı için birtakım işleri -gerçekte gereksemeden- yapanların, içlerindeki ölüm payını arttırmaktan başka bir şey yapmadıklarını, kendilerini ölümlerine biraz daha yaklaştırdıklarını parlak sözlerle söylediği zamanlar, kimi korkutmak, kimi utandırmak, kimi yaptığından vazgeçirmek istemişti? Şimdi anlayamıyor.

59
Bugüne dek kendini bu kadar çok düşünmemiş, böyle düşünmemiş gibi... Öyle geliyor ona. İnanmanın kolaylığı, korkunç ölçüdeki güç kolaylığı içinde kendini düşünmemiş gibi hiç...
Düşüncesinin sınırlarını çizen, öteden beri çizmiş olan birtakım kavramlar var. Şimdi farkına varıyor. Gelip gelip inanca, kısırlığa, bir şeyler yapma kavramına dayanıyor. Oysa ya bundan kurtulmalı ...

90
Andronikos'un yaptığı kahramanlık mıydı? Kahraman mıydı Andronikos?

Yıllardır, neredeyse bir ömürdür, bu soruyu evirip çevirip soruyor kendine, soruyor ama karşılığını vermeğe yanaşmıyor.

97
Bir hayvanın da sevilebileceğini öğrenmişlerdi diye düşünüyor şimdi İoakim. Sevilebileceğini; sevilebilecek başka şeyler de olduğunu bu dünyada... Tanrı sevgisinden sonra, Tanrının  yarattıklarını da sevebileceklerini... Ama farkındalar mıydı? Hayvan sevmenin, hayvan beslemenin günah olduğunu söyleyenler, insanların, hayvanların, bitkilerin, taşların Tanrı yaratıkları olduğunu kabul etmiyorlar mıydı? Tanrıyı sevmek, yaratıklarını sevmemeğe mi bağlıydı?

99
Ürperişinin içinde sazlığı, bataklığı yiyen gölgeyi görüyor. Ölü bataklığın, ölü sazlığın günle ölmesini, güne yenilmesini. Karanlık, ölüleri yemekle başlar işe. Ölü oldukları için, karanlığın doğal yiyeceği olduklarını bildikleri için, ona en çok direnç gösterenleri yemekle...

113
Ama bütün bunların boşluğu, kafasına keskin bir aydınlık içinde doğmuştu sanki. Yapacağı her şey bir ekleme, bir ekleyiş olacaktı. Bir şeylere bir şeyler katacaktı ama bir adım olsun ilerlemeyecekti. Bir duvara gelip dayanmış olduğunu anlamıştı. Alnı, burnu, dizleri, tırnakları duvara dayanmıştı. Duvarın ötesine geçemedikten sonra bir ömür boyu onu süslemişti, neye yarar?

Duvarın ötesine geçmek için geri dönmesi şarttı.

125
Haberi vardır onun (Papa). Olmaz olur mu? Casusları, kim bilir ne zamandan beri

Sonunda hepsi, İoakim artık ölmüşse bile

Yaşayanlar, sağ kalanlar, hepsi, önceleri, göçmüş, göçmen kişilerin elginliği (elgin: gurbette olan, yabancı) içinde kalacak, sonra da, göçtükleri denizin suyuna karışmağa, o suda erimeğe can atacaklar.

135
Bunlar, görünüşte, dışlarındaki bir inancı korumak üzere kaçıyorlardı. Andronikos ise, dışındaki inancı değil, kendi namusunu korumak üzere kaçmış, gene onun için dönmüş, kendi namusu uğruna ölüme katlanarak bencillikle suçlanabilmesini olanaksız kılmıştı. İoakim işkenceyi göze alamıyordu.

148
Kendi ise, resimsiz geçen on üç on dört yıldan sonra resimlere dönüldüğü için ne sevinç duyuyor, ne de öbürleri gibi kuşkulara kapılıyordu. Bir ara yalnız, Andronikos'un ölümü bu kadar boşu boşuna mıydı? Diye düşünmüştü.

(Arka kapak: Bizans, 8'inci yüzyılda, elli yıla yakın bir süre, büyük bir iç sarsıntısı geçirdi. Resim karşısında tapınmanın 'puta taparlık' olduğunu söyleyen imparatorlarla, karşı görüşte olanlar, uzun süre çatıştılar. İki bölümden oluşan Uzun Sürmüş Bir Günü Akşamı, bu elli yılın ilk günleriyle son günlerini yaşayan iki kişinin öyküsü.)

.
.




Bizans Özel Sayısı

Sanat Dünyamız, Sayı: 69-70, 1998 İstanbul


Bizans'ın Turistleri miyiz Biz?
Ahu Antmen

5
Geniş bir coğrafyaya yayılmış, ... bin yıla uzanan tarihsel bir süreç... İç içe yaşamakta olduğumuz ama tarihsel, dinsel ve siyasal nedenlerle pek sahiplenmediğimiz...

"Türkiye'nin, Hitit'ten Osmanlı'ya uzanan mirasını tarafsızca koruması beklenebilir mi?" (Bizantolog Cyril Mango)


Bizans'ın Bıraktığı İzler...
Cyril Mango

Bizans iyi bir şey miydi kötü bir şey mi? Bu soruyu 1800'lü yıllarda kültürlü bir Avrupalı'ya sorsaydınız...insanlığın gelişimine hiçbir katkıda bulunmayan; atalet (gevşek, tembel, uyuşuk), sefillik, batıl inançlarla geçen bin yıl olduğu gerekçesiyle [kötü bir şey, yanıtını verirdi]. ... Şimdi de diyorlardı ki Bizans, son derece arı ve zengin bir kültür yaratmasının yanı sıra Avrupa'nın doğu yanını barbarlardan korumak adına yüzyıllarca yaşamsal bir işlev görmüş, antik Yunan edebiyatının mirasını korumuş[tu].

1800 yılında, Avrupalılar'ın Venedik ve Ravenna'daki mozaikler dışında bu sanatı pek bilmedikleri doğrudur. Konstantinapolis'i ziyaret eden seyyahlar Ayasofya'nın 'Gotik' heykelleri karşısında şaşkınlığa düşmüşler ve Ortodoks kiliselerinde batıl bir kutsallıkla karşılanan yüzeysel ve cansız ikonaları görünce kahkahalarını tutamamışlardı. 1900'e gelindiğinde tüm bunlar değişti. Daha önceleri, perspektif ve anatominin temel kurallarına aldırmayan bir zevksizlik gibi görünen, artık zamanın en ilerici Avrupalı sanatçılarının amaçlarına ilişkin ipuçları veren sofistike (gelişmiş ve karmaşık) bir dil olarak algılanmaya başlandı. Bizanslılar'ın, derin bir ruhsal dünyayı görünür kılmak için gereken farklı bir estetiği aradıkları için Antik Çağ'ın fotoğrafik natüralizmini özellikle terk ettikleri tartışılıyordu artık. Onlar, fiziksel bir gerçeklik üretmek yerine, o gerçekliği yorumlamayı yeğliyorlardı.

Klimt ve Matisse...

Bugünün sanat tarihsel manzarası, her tarzı, her dönemi, her geleneği barındıran büyük bir mağazaya benzetilebilir. ... Günümüz sanatçılarına gelince, onların da geçmişte yapılan herhangi bir şeyi hesaba katmalarına gerek yok.

Bizans İmparatorluğu da çok ulusluydu ve 4. yüzyıldan 15. yüzyıla dek sürdüğünü kabul edersek (çoğu tarihçi gibi), ardında bıraktığı anıtlar batıda Tunus ve İtalya'dan Filistin'e, doğuda Suriye ve Mezopotamya'ya, güneyde Mısır'a ve kuzeyde Novgorad'a uzanan bir bölgede bulunuyor. ... Türkiye'nin ayrıca yalnızca Bizans'ın başkentini değil, 7. yüzyıldan 11. yüzyıla kadar Bizans İmparatorluğu'nun kalbi sayılan bölgeyi de kapsadığı bir gerçek. Coğrafi açıdan değerlendirildiğinde, Türkiye, Bizans'ın doğrudan vârisi olarak nitelendirilebilir. Ancak Türkiye'nin, Hitit'ten Osmanlı'ya uzanan mirasını tarafsızca koruması beklenebilir mi? Bu konuda politik düşüncelerin rol oynadığını söyleyerek kimseyi şaşırtmamış olmayı umuyorum. Sözgelimi Kemalizm'in öğretileri, çoktan yok olmuş ve modern Türkiye'nin insanıyla gerçekte hiçbir ilgisi olmayan Hititleri, Sümerleri ve hatta Frigleri daha üstün tutmuştur. [İstanbul, Kapadokya, Trabzon, İznik, Efes, Demre, vs. Buralarda hala ayakta duran, bakımsız Bizans anıtları mevcut]

Mardin Deir Zaferan manastırı

Nusaybin, 359 yılından kalma bir vaftizhane


Bizans Sanatı
Gary Vikan

... Bizans İmparatorluğu, İmparator I. Constantinus'un, MS 324-330 yılları arasında, başkentini Roma'dan doğuya, bugünkü adıyla İstanbul Boğazı'nda bir Yunan limanı olan Bizans kentine taşımasıyla kuruldu. ... Konstantinapolis ve bu kentten yönetilen imparatorluk, on bir yüzyılı aşkın bir süre varlığını devam ettirecekti.

12
Virtüozca teknikleri ve renk etkileri yaratma açısından çoğu zaman göz kamaştırıcı olan Bizans sanatı...

[Bugüne kalanlar: mimarlık, duvar resimleri, pano resimleri ve din dışı konuları işleyen sanat yapıtları, fil dişi oymalar, altın ve gümüş yapıtlar, tezhipli el yazmaları ve metinler...]

330 - 730 ... Erken Bizans Dönemi

730 - 843 ... İkonakırıcılığın başlaması (ikonalara tapma konusunda çıkan iç savaş) - İkonakırıcılığın sona ermesi

843 - 1204 ... İkonakırıcılığın sona ermesi - Konstantinapolis'in açlılar tarafından yağmalanması : Orta Bizans Dönemi

1261 - 1453 ... Latin istilası (Palaiologoslar Dönemi) - İmparatorluğun çöküşü : Geç Bizans Dönemi

Bizans sanatı yalnızca zenginlik ve şatafat demek değildir. Bizans İmparatorluğu tarihteki ilk Hıristiyan imparatorluğuydu; I. İustinianos dönemine gelindiğinde imparatorluktaki sanatçılar, Yunanlılar'a özgü güzellik sevgisiyle, benimsedikleri Doğu dininin "öteki dünyayı vurgulama" tutumunu birleştirmeyi başarmışlardı.

13
Yunanca'da eikon sözcüğü yalnızca "imge" anlamına gelir; bugünse ikona dediğimizde, genellikle altın kaplama tahta bir pano üzerine temperayla yapılmış, soyut dini resimleri kastederiz. Ama bir kilisenin kubbesindeki mozaiklere ya da küçük bir altın sikkeye de ikona denebilir; ikonalar süslü ya da yalın olabilir; türünün tek örneği olabilir ya da çok sayıda üretilebilir. Bizans'ta bir şeyin ikona olup olmadığını belirleyen şey, o şeyin yapıldığı madde ya da biçemi değil, imgenin nasıl kullanıldığı, özellikle de inanca göre neyi simgelediğiydi. Bizans çağında ikonalar, özel bir yaklaşım ve saygıyla tapılması gereken imgelerdi; bu inanç, günümüzde Ortodoks Kilisesi'nde hâlâ sürdürülmektedir.

"Her bir yapay imge... taklit yoluyla, modelinin biçimini sergiler... model, imgenin kendisidir; biri öbürünü içerir; bu ikisi arasındaki tek fark yapıldıkları maddedir. İşte bu nedenle, kim ki bir imgeye saygıyla yaklaşır, o imgenin gösterdiği kişiye saygı sunmuş olur, imgenin yapıldığı maddeye değil..." Stoudionlu Theodoros (759-826)

15
... Stoudionlu Theodoros, (ikona dönüşecek olan) bu maddenin en başta nasıl olup da ikona olarak kabul edildiği yolundaki temel soruya yanıt vermez. Ona ve onun çevresindekilere göre, bu sorunun  yanıtının yeterince açık olduğu anlaşılıyor: ikona, herkesin ikona olarak kabul ettiği şeydi.

(ikonaların) ... yeryüzünü cennete bağlayan bir kapı olmalarının yanı sıra cenneti de yeryüzüne bağlayan bir kapı olduklarına [inanılıyordu].

16
Bizans döneminde kutsal imgeler kuramı ve bu imgelerin aldıkları sanatsal biçim çok yakın bir ilişki içindeydi; pek çok kişi, ikonaları "renklerden örülmüş dinbilim" olarak tanımlayagelmiştir.

İkonayla karşı karşıya durmak ve ikonanın gözlerinin içine bakmak temel önemdeydi...
"Gözleri, vicdanı temiz olanlara neşe dolu ve sevecen bakar... ama kendi kendilerini lanetlemiş insanlara öfke dolu ve düşmanca bakar..."

Tek bir ikonada birbirinden çok farklı iki tepki saklıdır. İsa'nın yüzünün sağ tarafı açık, duyarlı ve sevecenken, (geleneksel olarak yargılama, lanetleme özellikleri taşıdığına inanılan) sol tarafı katı ve tehditkârdır; İsa'nın sol kaşı dramatik bir biçimde yukarı kalkmış, sol elmacık kemiği dışarı fırlamış, sol yanağı içe göçmüş ve gölgelenmiş, sakalının ve ağzının sol kısmı, karşısındakini küçümsüyormuşçasına aşağıya çekilmiştir. İsa'nın huzur verme ya da cezalandırma yolundaki yanıtı, yakarıcının gözlerinde ve vicdanında onun bu yanıtı algılayacağı biçimiyle ikonanın üstünde yaratılmış durumdadır.

17
... Bizanslılar'ın estetik anlayışları klasik Yunan ve Roma estetik anlayışından oldukça uzaktı. ... bedenin beden olarak yüceltilmesine yer yoktu.

18
Bizanslı mozaikçi (çoğu zaman adı saptanmaz) hem sanat hem de sanatçı açısından bakıldığında kendine özgü, bireysel ve geçici olanı reddetmiş, genel, anonim ve sonsuza kalacak olanı seçmiştir. Estetik amaç, artık algılanan olguları yeniden üretmek değil, onları yorumlamaktır; deneysel gerçekliğin yerine kavramsal gerçeklik geçmiştir.

yazınsal topos... 'topos': konu (çn)

20
Bu bir soyutlama ve "evrenselleştirme" sürecidir: üç boyutlu uzamdan, açık havadan ve doğal ışıktan uzaklaşma, deneysel açıdan inanılır olan kütle ve ağırlık kavramlarından, zamanın ve mekânın özgüllüğünden uzaklaşma; bireyselleştirmeden uzaklaşma -genelgeçer, sonsuz ve maddeden arındırılmış bir "ikona tarzı"na doğru ilerleme.   

21
... bir Bizans ikonasının arkasındaki gerçek model, tanımı gereği bir başka ikona değildi; bu, yalnızca onun yaklaşık bir modeliydi; temsil edilen tanrısal kişinin ya da azizin kendisiydi. Bu da, bütün kutsal imgelerin ister istemez bir kopya olduğu, ama bu kopyaların hiçbirinin ilk örneğe öbürlerinden daha uzak düşmediği anlamına geliyordu.

23
12. yüzyılda, Bizanslı yazarlar bazı sanatçıları seçip yapıtlarında övmeye, sanatçılar da yapıtlarının altına imzalarını atmaya başladılar.

24
Ayasofya... Bizans mimarlığının en önde gelen başarısı ve dünyanın gerçekten en görkemli yapıtlarından biri...

... Ayasofya'nın kocaman kubbesini neyin ayakta tuttuğu açıkça görülmez. Kilisenin içine girildiği zaman da bu hiç açık değildir, çünkü insan, ağırlığın çatının tepesinden aşağıya doğru taşınışını izlerken, kubbenin dibindeki dizi pencereleri geçip dört köşede duran bingilere ulaşıp onları da geçtikten sonra galeri düzeyine indiğinde, neredeyse (hiç şaşmaz biçimde hep) kaybolur. Aslında, işte tam burada, sütunlu galerilerin hemen üstündeki bu can alıcı bağlantı yerinde, kubbenin aşağıya doğru itme hareketi bingiler aracılığıyla taşındığından, kocaman dört payandanın karşı yüklenme hareketiyle karşılaşır; tam burada, binanın arkitektonik iskeletini görmemizi engellemek üzere, araya sütunlardan oluşan bir perde sokulmuştur.

... her bir ziyaretçinin imgelem gücünü sınamak üzere yaratılmış dev boyutlu Rorschach desenleri. 

25
En mükemmel Bizans sanat yapıtlarında içkin ve belirgin olarak bulunan ama Batı tarafından hiçbir zaman tam olarak anlaşılmayan, özümsenmeyen o zarif güzellikten, ölçülü onurluluktan, ince hüzünden (pathos) oluşan, incelikli ama sonuçta Helenler'e özgü olan nitelikler - Rönesans sanatına özgü estetik değerler yüceltilirken bu nitelikler gözden kaçırılabilir ve hak ettikleri değerden yoksun bırakılabilir.


'Bizans Yok Demekle Bizans Yok Olmaz'
Prof. Dr. Semavi Eyice ile Bizans sanatı üzerine...
Ekrem Işın

94
... Bizans İmparatorluğu yaşadığı süre boyunca hiçbir zaman kendisine Bizans dememiştir. ... Bizans, son gününe kadar kendisini Roma İmparatorluğu'nun devamı olarak görmüştür. ... dilimizdeki 'Rum' tabiri "Romalı" kelimesinin Türkçeleştirilmiş şeklinden başka bir şey değil. ... Romalılar paganist, Rumlar ise Hıristiyan; ... resmi dil, 6. yüzyıldan itibaren Doğu Roma'da tamamen Grekçe, ... diğerinde Latince.

95
... İstanbul'da Roma mimarisinden miras kalmış bir teknik mevcut. Tezyinî sanatlarda da, minyatür sanatında da Bizans medeniyet dairesine ait bir İstanbul üslubu var... Bizans sanatının coğrafi dağılım bakımından (özellikle mimaride) homojen bir karakter arz ettiği söylenemez.   

97
... dini tasvir karşıtlığı olan ikonoklazm üzerinde İslamiyet'in tesiri bulunduğu ileri sürülmüştür ki, hiç doğru bir teşhis değildir. Pek çok sebebi var. Bir defa köylü aç; tarlasında çalışmaktansa bir manastıra kapılanıp ekmek elden su gölden yaşamayı tercih ediyor. Devlet, ordusuna asker bulamıyor; çünkü onlar da manastırlara girmiş durumdalar. İlginçtir, bu manastırlardaki papaz ve keşişler de ayrıca ticaretle uğraşıyorlar, dini tasvirleri satarak halkı istismar ediyorlar. Hatta o devrin kanunlarına bakarsak, papazların manastır dışında meyhane işletmelerinin yasaklandığını görürüz. İşte bütün bunların neticesinde asıl ikonoklazm hareketi, 726'da İmparator III. Leon'un çıkarttığı fermanla başlar. Kilisenin nüfusunu kırmayı amaçlayan bu siyasi kararla ikonoklazm, bir devlet görüşü olarak benimsenmiş ve 841 yılına kadar da bütün şiddetiyle sürmüştür.

Ekrem Işın: İkonoklazm hareketi, Osmanlı'daki Kadızâdeliler hareketinin bir benzeri. Yani dini püritanizm, kendi anlayışı dışındaki sanata tahammül edemiyor. Kadızâdeliler, ortaya bir sanat anlayışı koyamadılar; çünkü sanata karşıydılar.

Semavi Eyice: Efendim bu ikonoklazma devrini bir boşluk devri veya sanat düşmanlığı gibi görmek istiyorlar. Halbuki bu devrin kendine has bir sanatı var. Bilhassa Helenistik sanata önem veriliyor; yani dekoratif bir sanat, eski normları sürdüren bir sanat söz konusu. Fakat ne var ki, arkadan gelen koyu dinci sanat bunu imha ediyor.

(İkonoklazm dönemine ait bir eser günümüze kadar gelebilmiş değil)

98
(ismi meçhul bir din adamı:) "Bu ikonoklastlar öyle hain adamlardı ki, kiliselerin içlerini sebze meyve bahçesine çevirdiler". 

... Macarlar Avrupa'ya yukarıdan doğru geldikleri için Türk kategorisindedirler. Halbuki Selçuklular İran üzerinden geldikleri için, Pers sayılırlar. Bizans kaynaklarında Pers denilen kişiler, aslında Selçuklulardır.   


İkonakırıcılık
İkona mı, Put mu? İkonakırıcılık Tartışması
John Lowden

208
ikonoklazm - eikon ve klao (kırmak ya da yıkmak)
imgelerin kasıtlı olarak yok edilmesi...

209
Hıristiyanlık, Musevilikten, dinsel imgelerin kötüye kullanılması konusunda güçlü bir hoşnutsuzluğu devralmış ve benimsemişti. Bu hoşnutsuzluğun temelinde, Tanrı'nın Musa'ya verdiği emirler vardı: 'Kendin için oyma put yapmayacaksın (...) onlara eğilmeyeceksin, ve onlara ibadet etmeyeceksin' (Çıkış 20:4-5). ... imgelerin kullanılmasına karşı olanlar için o dönemde kullanılan terim daha çok eikonomakhos, 'imge-savaşçısı'ydı. Öte yandan, imgeleri sevenler, onlara hizmet edenler ve Hıristiyanlığın dinsel imgeler kullanma geleneğini etkileyici bir biçimde savunanlar da bulunuyordu.

8. yüzyıla gelindiğinde, dinsel imgelerin kuraldışı denebilecek yollarda kullanılmaya başladığı su götürmez bir gerçekti.

(İkonların kilisede dini kullanımı dışında kullanımı: derin bir kuyu kazan kadın su çıkmayınca azizin resmini kuyuya sallandırıyor ve su çıkıyor; hasta adam yatağından sürünerek duvardaki resmi kazıyor, çıkan parçaları suda eritip içiyor ve iyileşiyor, vb.) İkonakırıcılar, bütün dinsel imgelerin doğaları gereği bu biçimde kötüye kullanılmaya açık olduklarını, bu nedenle ortadan kaldırılmaları gerektiğini savunuyorlardı.    

211
"İkonaların yapılması ressamların icadı değil, Katolik Kilisesi'nin uygulaması ve geleneğidir. ... sanatçının alanı sanatıyla sınırlıdır; oysa bu davranış açıkça (kiliseleri) kuran Kutsal Babalarımıza atfedilebilir." Nikaia (İznik) Kilise Konsili, 787

... hiçbir ikonakırıcı, İsa imgelerinin O'nun zamanına kadar uzanmadığını kanıtlamayı umut edemezdi.

213
Aziz İoannes Dmaskenos'a göre (ölümü yaklaşık 750), resimsel imgelere karşı çıkmak, Tanrı'nın edimlerine karşı çıkmak demektir. Bu savlama biçimi çürütülememiş ve zamana karşı direnmeyi başarmıştır.

... 623'te Muhammed'in ölümünden sonra, Müslüman Araplar ardı arkası kesilmeyen hızlı fetihlere giriştiler. 636 yılında Pers İmparatorluğu'ndan geriye kalanları ele geçirmişlerdi. (638 yılında Kudüs Arapların eline geçti). Akdeniz'in kıyı bölgesi ve adaların büyük bir bölümü de kaybedildi. Araplar, Küçük Asya'ya durmaksızın akınlar yaptılar; Konstantinapolis'i 674-678 ve 717-718 yıllarında kuşatma altında tuttular (bu kuşatmalar sırasında surların çevresinde Theotoks'un imgesi dolaştırıldı). ... İstilacıları durdurabilen tek şey, Konstantinapolis'in ve Selanik'in surlarıydı.

214
717'de tahtı ele geçiren III. Leon ... imparatorluk sarayının Khalke kapısındaki (Tunç Kapı) İsa imgesini kaldırdı (bunun nedeninin, bu imgenin Sina ağı'ndaki İsa imgesine benzemesi olduğu söylenmiştir). ... imparatorun adamlarının bazıları (söylendiğine göre) ikonaseverler tarafından öldürülmüştür; böylece bunlar ikonakırıcılığın ilk kurbanları olmuşlar. 730'da III. Leon bütün kiliselerdeki dinsel imgelerin kaldırılması için bir ferman yayınladı ve ikonasever başpiskopos Germanos'un yerine, ikonakırıcı başpiskopos Anastasios'u getirdi.

754 yılında III. Leon'unn oğlu ve halefi olan İmparator Konstantinos başkanlığındaki kilise konsili ... toplandı. Konsil, ikonakırıcılığı gerçek Hıristiyan inancı olarak tanımladı; bu karardan sonra imgelerin çoğu yakılıp yıkıldı ya da üzerlerine beyaz badana çekildi; imge yanlılarına cezalar verildi. ... bu siyaset, 787 yılında ... İmparatoriçe Eirene'nin isteği üzerine toplanan kilise konsili tarafından tersine çevrildi ve bu yeni karar (bütün kiliseyi temsil eden) bir karar olarak kabul edildi. İkonakırıcılık korkunç bir hata olarak kınandı; bunun hemen ardından da ... Tunç Kapı'ya İsa'nın imgesi yeniden yerleştirildi.

215
814 yılında İmparator V. Leon Tunç Kapı'daki imgeyi bir kez daha kaldırttı; 815 yılında ... Ayasofya'da ikinci bir konsil kurarak ikonaseverlerin kararını geçersiz kıldı. Böylece ikinci ikonakırıcılık dönemi başladı. 843'te bir ikonasever imparatoriçe duruma gene el koydu. İmparatoriçe Theodora ... İsa ikonasını yerine koydurttu.

216
... yazılı belgeler, İkonakırıcılık tartışması boyunca sanatçıların durmadan çeşitli imgeleri takıp çıkarmakla uğraştıkları izlenimini uyandırıyor.

... kiliseye zangoç olarak atandığımda...     

224
754-787   ikonoklazm 1
815-843   ikonoklazm 2

İkonakırıcılığı konu alan Bizans kaynaklarını okurken hep tetikte olmamız gerekir, çünkü olaylar yengiye ulaşan ikonaseverlerin göstermek istedikleri biçimde aktarılmıştır.

"Tiran (İmparator Theophilos, yön. 829-42) kutsal imgeler çizen bütün ressamların ortadan kaldırılması ya da yaşamak istiyorlarsa (bu imgeler) üzerine tükürmelerini, onları ... yere atıp üstlerinde yürümelerini buyurmuştu...

[Ellerindeki yaralara karşın Lazaros, imgeler çizmeye devam etti.]" Theophanes'in Khrono graphia'sından

228
İmparator V. Leon (813-20) ikonasever kardeşler Theodoros ile Theophanes'in alınlarına ikonakırıcı sav sözlerinin dövmeyle yazılması emrini verirken, amacı din kavgasında kullanılan moda önermeleri yansıtmak değil, bu kardeşlerin halk içinde küçük düşmesini sağlamaktı.

.
.
.
.