3 Haziran 2015 Çarşamba

Roland Barthes - Çağdaş Söylenler

.
.
.
.




.
.

Çağdaş Söylenler    1957

Roland Barthes
 (Çev. Tahsin Yücel), Metis Yayınları, 2011 İstanbul


[Göstergebilim, heykel, morfoloji, görüngübilim]

Yeni Citroen
138
Öyle sanıyorum ki, bugün otomobil büyük gotik katedrallerin oldukça tam bir karşılığı durumunda. Diyeceğim, çağın büyük bir yaratımı, bilinmedik sanatçılarca tutkuyla tasarlanmış, koca bir halk tümüyle büyülü bir nesneyi kendine mal ediyor onda, kullanımında olmasa da imgesinde tüketiyor.

Yeni Citroen, karşımıza öncelikle üstün bir nesne olarak çıktığı ölçüde, açıkça gökten düşüyor. Unutmamak gerekir ki, nesne üstdoğanın en iyi habercisidir: hem bir kusursuzluk, hem de bir köken yokluğu, hem bir kapalılık, hem de bir ışıklılık, yaşamın özdeğe dönüşmesi (özdek yaşamda çok daha büyülüdür), kısacası masal dünyasının malı olan bir sessizlik kolaylıkla bir araya gelir nesnede. "Déesse" (Citroen'in bir modeline belirten "D.S.", tanrıça anlamına gelen "Déesse"le (dees) aynı biçimde okunur (ç.n.)), XVIII. yüzyılın ve bizim bilimkurgumuzun yenilik tutkusunu beslemiş olan şu başka bir başka dünyadan inmiş nesnelerin tüm özelliklerini taşıyor (hiç değilse kitle ona bu özellikleri oybirliğiyle vermeye başlıyor): "Déesse" öncelikle yeni bir Nautilus.
Bu nedenle tözünden çok eklenimlerine ilgi gösteriliyor. Bilindiği gibi, düzlük her zaman kusursuzluğun niteliklerindendir, çünkü tersi tümüyle insansal ve teknik bir takma işlemini ortaya koyar: İsa'nın gömleği dikişsizdir, bilimkurgunun uzay gemileri de kesintisiz bir madenden yapılmıştır. Genel biçimi çok sarılı olmakla birlikte, D.S. 19 tümden örtülü olmak savında değil; bununla birlikte, kitlenin ilgisini en çok düzlemlerinin geçmeleri çekiyor: camların birleşim yerlerini tutkuyla yokluyor, arka pencereyi nikel çevreye bağlayan, geniş, kauçuk girintilere ellerini sürüp duruyorlar. (139) D.S.'de yeni bir takma görüngübilimi başlangıcı var, sanki bir lehimli öğeler dünyasından yalnızca eşsiz biçimlerinin etkisiyle ayakta duran bir yan yana dizilmiş nesneler dünyasına geçiliyormuş gibi. Bunun işlevi de, söylemek bile fazla, daha kolay bir doğa düşünmesi getirmek.

Özdeğin kendisine gelince, büyüsel anlamda bir hafiflik eğilimini desteklediği kesin. Belirli bir aerodinamizme dönüş var, ama bu aerodinamizm bu biçimin ilk zamanlarınkinden daha az kitlesel, daha az kesin, daha durgun olduğu ölçüde yeni. Hız burada eskisi ölçüsünde saldırgan, eskisi ölçüsünde sportif olmayan göstergelerle dile geliyor, sanki destansal biçimden klasik biçime geçiliyormuş gibi. Bu tinselleşme cam yüzeylere verilen önemde, özende, özdekte de okunuyor. "Déesse" gözle görülür bir biçimde camın ululanması, sacsa burada bir temelden başka bir şey değil. Camlar birer pencere, karanlık gövdede oyulmuş birer açıklık değil, büyük hava ve boşluk yüzeyleri bunlar, sabun kabarcıklarının yayılı şişkinliğini ve parıltısını, madensel olmaktan çok böcekbilimsel bir tözün sert inceliğini taşıyorlar (Citroen simgesi de, şimdi bir itki düzeninden bir devinim düzenine, bir motor düzeninden bir örgen düzenine geçiliyormuş gibi, oklu biçimden uzaklaşıp kanatlı biçim olmuş).

Demek ki, insansallaştırılmış bir sanat söz konusu, "Déesse"in de otomobil söylenselinde bir değişikliği belirlemesi olanaklı. Şimdiye değin, üstün araba daha çok güçlü hayvan söylenseline bağlanıyordu, burada hem daha tinsel, hem daha tinse, hem daha nesnel; üstelik kimi yenilikçilik ödünlerine karşın (boş direksiyon gibi), daha evsel olmuş, çağdaş ev sanatlarımızda bulduğumuz araçsallığın yüceltilmesi eğilimine daha çok uymuş: gösterge tablosu bir fabrika santralinden çok, çağdaş bir mutfak tezgâhına benziyor: donuk, dalgalı sacdan, ince kapaklar, ak, yuvarlak uçlu, küçük kollar, çok yalın ışıklı göstergeler, hatta nikel kaplamaların belirsizliği, bütün bunlar bundan böyle bir etkinlikten çok, bir konfor olarak tasarlanmış devinimin üzerinde bir tür denetim anlamını taşıyor. Gözle görülür biçimde, bir hız simyasından bir davranış oburluğuna geçiliyor.

Öyle görünüyor ki, kendisine sunulan izleklerin yeniliğini kitle de çok güzel sezinlemiş: önce yeniliğe duyarlıyken (basın kampanyaları yıllardır dikkatini çekip duruyordu), hemen bir uyarlama ve araçsallık çabasına girişiyor ("Alışmak gerek"). Sergi salonlarında, tanık-araba yoğun ve tutkun bir özenle gözden geçiriliyor: buluşun büyük dokunumsal evresi, görsel masalsı nesnenin dokunmanın usavurumcu saldırısına uğradığı an bu (çünkü dokunma, en büyüsel duyu olan görmenin tersine, tüm duyular içinde, aldatmacaları en çok ortaya çıkaran duygudur): saclara, eklenimlere dokunulmuyor, kıtıklar yoklanıyor, koltuklar deneniyor, kapılar okşanıyor, minderler mıncıklanıyor; direksiyonun önünde, tüm bedenle arabayı sürme öyküsüne girişiliyor. Nesne tümüyle bayağılaştırılıyor, sahipleniliyor: Metropolis göğünden yola çıkmış olan "Déesse" çeyrek saat içinde bağımlılaştırılıveriyor, sonra, bu büyü işleminde, küçük kenter yükselişinin devinisini gerçekleştiriyor.



.
.
.
.