22 Eylül 2010 Çarşamba

Richard Appignanesi - Postmodernizm

.
.
.

Çizgilerle
Postmodernizm
Yeni Başlayanlar İçin

Richard Appignanesi – Chris Garratt
Ziauddin Sardar – Patrick Curry
(Çev. Doğan Şahiner)
İstanbul, Milliyet Yay: 1998 II. baskı

3. Bugün akademik dünyanın yarısı, postmodernizmin olumsuz diyalektik ve yapı bozumundan ibaret olduğuna inanmaktadır. Ama 1980’lerde bir dizi yeni, yaratıcı hareket de ortaya çıktı. Bunlar kendilerine yapıcı, ekolojik, temelli, yeniden-kurucu postmodernizm gibi adlar veriyorlar.

5. Daniel Buren “İki Renkli Düzey Üstüne” 1976

6. Modern sözcüğü, Latincede “tam şimdi” demek olan modo’dan gelir.

1127 Abbot Suger (mimar) Paris’teki St. Denis manastırı
opus modernum à modern yapıt

9. Batı kültürünün bir başka özelliği de güçlü bir tarihselcilik önyargısına sahip olmasıydı. Bu inanca göre, şeylerin nasıl olduğunu ve nasıl olması gerektiğini tarih belirliyordu.

Ürettiklerimiz Düşündüklerimiz
Ekonomik üretim güçleri geleneksel ya da kültürel kurumlar
Sanayi devrimi din, sanat, politika, hukuk ve bütün geleneksel tutumlar
Kitlesel teknolojik yenilikler düşünme biçimlerimiz, -ya da daha doğrusu, düşünmeden kabullendiğimiz varsayımlar- üstyapısal ideolojiler tarafından belirlenmişti.


12. Picasso ‘Avignon’lu Kadınlar’ 1907
Yeni bir temsil karşıtı [de]form[asyon] modeli ileri sürüyordu.

13. Altyapıdaki teknolojik yenilik, görsel sanatların üstyapısal geleneklerini geçersiz hale getirmiştir: Kitle üretimi (fotoğraf) el yapımı orijinalliğin (sanat) yerini almıştır.

Gerçekçilik, bilginin ayna teorisine, özellikle de zihnin gerçekliği ayna gibi yansıttığı anlayışına dayanıyordu. Zihnin dışındaki nesneler yeterli, kesin ve doğru bir şekilde temsil edilebilirdi; yani bir kavram ya da sanat yapıtı tarafından yeniden üretilebilirdi.

14. Cezanne: Görüntü, göreni içerir.

Paul Cézanne (1839-1906) gerçekçiliği bütünüyle reddetmemekle birlikte, onu gözden geçirerek, şeyleri algılayışımızın kesinsizlik içerdiğini savundu. Ona göre temsil, görme ile görülen nesne arasındaki karşılıklı ilişkinin doğurduğu etkiden; görülen şeydeki kuşku olasılıkları ve görüş açısındaki değişikliklerden de sorumlu olmalıydı.
Cézanne gerçekliği değil de, onu algılamanın sonucunu resmederek, yeni ve devrimci bir yön tutturdu.

15. O, algının değişkenliğinin altında yatan bir ‘birleşik alan’ kuramının peşindeydi.

16. Kesinsizlik ilkesi fizikçi Werner Heisenberg - 1927
Bir parçacığın konumunun eş zamanlı ölçümlerinde her zaman kesinsizlik vardır.

bilimle sanatın birbirinden bağımsız olarak birbirini tamamlayan tutumlar geliştirdiği nadir tarihsel durumlardan biri. (Aslında bu bir klişe! Doğru değil! Bakà s.111)

21. (Daniel Buren) Bu bir yapıt sunmanın bile reddedilişi…

22. Modern sanat: (Lyotard) “sunulamayanın var olması olgusu”nu sunar.

24. Mondrian

25. Maleviç, Mondrian … bilinçli olarak temsil krizini çözmekteydiler. Gerçekliği temsil etmekte yetersiz kalan kavram, onu yükseltme ve sunulamaz olanın sunuluşundan/temsilinden bütün gerçeklik izlerini silme yoluyla özgür bırakıldı.

26. De Stijl (Mondrian), Kübizm, Bauhause, Fütürizm, Konstrüktivizm… Mimarlık, heykel ve resim sanatını tek bir bütün halinde kucaklayacak gelecek… (Walter Gropius) (Mies van der Rohe, Le Corbusier)
iyimser, ütopyacı, uluslararası

31. soyut dışavurumculuk - formalizm: özgür girişim demokrasisinin asli bir bileşeni.

Soyut Dışavurumculuk, romantik modernizmin düşman Amerikan toprağında oynadığı son perdeydi.

33. Dadaizm, öncü sanatçılardan bazıları için (Hans Arp, Max Ernst, Francis Picabia, Marcel Duchamp) geçici bir buluşma noktasıydı.

Kurt Schwitters

Bilinçdışına yaratıcı bir şekilde ulaşmayı sağlayan şansa yol açmak için bütün geleneksel sanat kurallarını bir tarafa atarak otomatizmi serbest bırakması…

35. Hazır yapım bir nesne orijinal bağlamından, kullanımından, anlamından sıyrıldığı takdirde sanat olarak sergilenebilir.

DUCHAMP
Sanatsal orijinallik, kutsal teklik…

36. Orijinal sanat yapıtının aura (atmosfer-ruh) ve özerkliği, sanatçının kendisinin karizma değerine dönüşebilir.

38. Joseph Beuys şamanistik bir aura’yı (büyücü olarak sanatçı) enstalasyonların ya da etraftaki şeylerin fabrikasyonuyla birleştirdi.

Enstalasyon, aura’nın güçlendirilmesini nesneden yere, yani galeri ya da müzeye taşıyordu.

40. Andy Warhol à aura à şöhret’e, ün’e taşınıyor.

41. DUCHAMP: Şu Yeni Gerçekçilik, Pop Art, Toplama falan dedikleri yeni Dada, kolay bir çıkış yolu. Dada’nın yaptıklarından besleniyor. Ben hazıryapımları keşfettiğimde estetiğe karşı çıktığımı düşünüyordum. Yeni Dada’da ise benim hazır yapımlarımı alıp onlarda estetik güzellik buluyorlar.

42. DUCHAMP: “Yeniden üretilebilirlik zorunlu ya da kaçınılmaz olarak yeniden üretilebilir değildir. Şah ve Mat!

44. 1960’larda ortaya çıkan Kavramsal Sanat estetik süreci bütünüyle bir kenara bıraktı. Sanatın kendisi, sanat dünyasının kaba pazarlamacılığı ve elitizmiyle lekelendiği gerekçesiyle reddedildi.

46. LYOTARD
Sahte postmodernizm 1:
Yeni deneylere son verilmesini isteyen ve geniş bir popülist medya desteğine sahip sahte postmodernizm.
Güzel duyguları hiçe sayan anlaşılmaz sanata son! Temellere geri dönüş başlıyor…

Şövale imgesi…

Sahte postmodernizm 2:
Eklektik ya da tapon postmodernizm… ne olsa gider… estetik kıstasların yokluğunda tek ölçü paradır.

48. “orijinal sanat yapıtlarının aura ve özerkliklerinin kitlesel yeniden üretim yoluyla ortadan kalkacağı…” (Walter Benjamin)
Van Gogh’un günebakanları ne ölçüde poster klişesi haline gelirse, orijinalin fiyatı o kadar artıyor. (48)

50. Gerçek olmayan, taklit üst-gerçekliğin tehdidiyle karşılaştığımızda
1. onu kabullenebiliriz (ne olursa gider)
2. deneylere devam edebiliriz (Lyotard)

Ne var ki burada sorun, deneysel yapıtları değerlendirebilmek için artık elde hiçbir kural ve kategorinin bulunmamasıdır. “Bu kural ve kategoriler, sanat yapıtının kendisinin aradığı şeylerdir.”

51. En aşırı sanat-karşıtı tavırlar bile sanatın satılması sistemini sarsamadı.
Sanat ticareti, serbest piyasa ekonomisinin klasik bir örneğidir. Öyle ki, günümüzde bu ekonominin bu kadar saf bir biçimini başka bir yerde bulmak güçtür (Edward Lucie-Smith)

52. Sergileme iktidarı: eleştiri kurumları, müze yönetimleri, sanat galerileri ve bunların müşterileri…

53. En aşırı anti-sanat bile kurumsal meşrulaştırma iktidarları tarafından sanat olarak yeniden üretilmekten kurtulamadı.

54. Baudrillard, sanatla gerçeklik arasındaki sınırın bütünüyle ortadan kalktığını, çünkü ikisinin de evrensel benzeti (simulacrum) içine düştüğünü anlatmak istiyordu.

Benzeti, temsille gerçeklik arasındaki (imlerle onların gönderme yaptığı gerçek dünyadaki şeyler arasındaki) ayrımın ortadan kalktığı yerde başlar.

66. Yapısal Antropoloji, Claude Levi-Strauss – 1950’ler

ikili
doğa ------------ kültür
(insan-dışı) (insani)

70. Saussure’ün dil sistemi, maddi kökenleri hesaba katmaz. Ayrıca psikolojiyle de ilgilenmez. Çünkü bilinçdışı dürtüleri biyolojik düzeyde bile göz önüne alması gerekli değildir.

Yapısalcılık biçimsel bir araştırma alanı, boyutu olmayan bir soyutlama uzayı açar. Bu alan, “düşünme üzerine düşünme” diye tanımlanan felsefeye benzer.

71. Yapısalcılık, dili kullanan özneyi yani bireyi neyin güdülediğini açıklamaz.

Yapısalcılığın mantığı, öznenin dili kullanma sebeplerini bütünüyle göz ardı eder.

Wittgenstein: Anlamı sorma, kullanımı sor!

Yapısalcılık tarih dışıdır, ya da daha kesin söylenirse, tarihi yadsır. Tarihsel gerçek ne olursa olsun, onun çözümlemeleri ilkece doğrudur. Ama bu tutum onun tarihsel köken ve dürtüleri bir kenara bırakma tavrıyla tutarlıdır. Bu ödün vermez soyut zihinsellik onu tipik bir modernist proje yapsa da, yapısalcılık postmodern teoriye çok yakındır.

74. Barthes 1967’de yazarın ölümünü ilan ederek bununla, yazarın niyeti ne olursa olsun, okuyucuların kendi anlamlarını yarattıklarını söylemek istiyordu.

76. üstdil, sıradan dilin özelliklerini betimlemek için oluşturulan yapısalcılık gibi teknik dillere denir.

Wittgenstein: dili anlamak için onun dışına çıkamazsınız.

78. dünyayla tam bir uyum: sözmerkezci aklın baştan çıkarıcı vaadi.

Derrida, aklın iddialarında içkin totalitaryen saldırganlığa karşı çıkar: “Aklın kesinliği, ancak kesin olmayanın, yerine oturmayanın, farklı olanın bastırılması ya da dışarıda bırakılması yoluyla sürdürülebilen bir tiranlıktır. Akıl, ötekine karşı kayıtsızdır.

80. Difference – Yapıçözümü

Mevcudiyet varsayımlarını (garantili kesinliğin gizli temsillerini) ortaya çıkarmak…

Anlam, kimlik (ne) ve farklılık (ne değil) içerir, dolayısıyla sürekli ertelenir. Derrida bu süreci, “farklılık” ve “erteleme” anlamlarına gelen Fransızca sözcükleri birleştirerek elde ettiği “difference” sözcüğüyle anlatır.

81.
- Her şey kültürel, dilsel ya da tarihsel bir kuruluştan ibaret olduğu için hiçbir şeyin gerçek olmadığını söylüyorsun.
- Kültürel, dilsel ya da tarihsel olmak, hiçbir şeyin gerçekliğini azaltmaz. (Derrida)

82. Foucault epistemesi, her bir tarih çağına “bir şekilde” egemen olan bir olanaklı söylemler sistemidir.

Foucault: Epistemelerin kriterleri, neyi ve kimi dışarıda bıraktıkları ya da diskalifiye ettikleri ile tanımlanabilir. Modernite örneğinde deli, hasta, suçlu…

83. rasyonalizmin aklı, kendisini karşıtı olarak tanımladığı deli, suçlu ve sapkın toplumsal kategorilerini gerektiriyor, hatta bunları kendisi yaratıyordu. Dolayısıyla bu akıl pratikte cinsiyetçi, ırkçı ve emperyalistti.

84. Foucault’nun tarih görüşünde edebiyat ve sanat bilgiyle yakından bağlantılıdır. Bunlar epistemenin içinde değildir; daha çok onun sınırlarını eklemlerler. Sanat episteme-üstü’dür: episteme’nin bütünüyle ilgili, bilgiyi olanaklı kılan derin düzenlemelerin bir alegorisidir.

85. öjenik: Darwin (doğal seçme) + ırkın iyileştirilmesi. Sahte bilim
Uygun olanla olmayanı ayırmak için nöroloji, psikiyatri ve antropoloji gibi yeni bilimlerden yararlanır.

86. Modern sanat, modernitenin bir onaylanışı değil, onun sınırlarının eklemlenişidir. (Avignon’lu Kadınlar: Kendi ve başkası hakkındaki bilginin nasıl oluşturulduğu, yeniden üretildiği ve meşrulaştırıldığı sorunuyla ilgilidir.) (bu tablo episteme-ötesi’dir. Epistemenin dışarıda bıraktığını içeri alarak, rahatsız edici bir şekilde, bütün epistemeyi alegorize eder.)

89. Lacan: insanın ruhsal olgunlaşmasının aşamaları:

erkek

imgesel - simgesel - gerçek Bilinçdışı, dil gibi yapılaşmıştır. Bu nedenle
bilinçdışı ancak dil edinildikten sonra varolmaya başlar.

imgesel (dilden önce gelir – aynada yanlış tanıma, “kendim”e sahte bir ikna oluş.)
simgesel (akrabalık, ritüeller, cinsiyet, dilin kendisi à kimlik

kadın

93. Kadınlar erkekler gibi imgesel düzenden simgesel düzene kaçamadıkları için, dile sahip olmayan ötekiler olarak ebediyen dışlanırlar.

95. Kadın: Erkekler için bir olanak olarak yalnızca metonimi sayesinde varım!

Kadınlar tarihte ya başka bir şeyin dışsal temsili (ör. Adalet, özgürlük, barış anıtları) ya da erkekler için arzu nesnesi olarak ortaya çıkmaktadır.

98. Irigaray – Kristeva: Freud ve Lacan’ın kadını benliğin oluşum sürecinden dışlayan kimlik görüşünü reddederler.

Kristeva’ya göre anlam, anlamlandıran öznenin simgesel düzene girmesi sırasında gerçekleşen, bilinçdışından ebedi bir kopuş değildir. Bilinçdışı, hiçbir zaman söylenmese de, anlamın biyolojik temelidir, onun dölyatağıdır ve her zaman anlama sürecini kesintiye uğratabilecek bir güç olarak orada kalır.

Kristeva: Kadınlar, anlamın dışında karaya oturmuş olmak şöyle dursun, temsilin ve anlamın gerçek alanı ve olanağıdırlar!

100. liberal (modernist) feminizm
radikal (postmodernist) feminizm

1. eşitliği hedefleyen liberal bir rotada erkeklerle bir arada varolmak
2. radikal, ayrımcı bir rotada erkeklere karşı çıkmak: kadın komünalizmi, radikal lezbiyenlik, “bütün erkekler ırz düşmanıdır”…
3. sabit cinsiyet kategorilerinin ötesinde bir yapıçözümcü özne anlayışı.

102. Özgürlükçü bir politik etkinlik, ne türden olursa olsun, tarihsel kazanımların kuşaktan kuşağa aktarıldığı bir doğrusal ve amaçlı zaman modeline bağlıdır. Bu, bilinçli kendini ifade eylemlerinin uzaktaki idealleştirilmiş bir amaca doğru ilerlediği modernist tarih modelidir.

Üst anlatılar
İşçi sınıfının özgürleşmesi yoluyla insanlığın özgürleşmesi (Marx)
Zenginliğin yaratılması (Adam Smith)
Yaşamın evrimi (Darwin)
Bilinçdışı zihnin egemenliği (Freud)

105. bilginin yeni doğası – bilgiyi bilgisayar mantığına göre nicelendiren siber-uzay enformasyon işlemleri.

106. Bilgiyi sağlayan ve kullananların bu bilgiyle ilişkileri… Meta üreten ve tüketenlerin bu metaların ilişkilerinin biçimini (yani değer biçimini) almaya eğilim gösteriyor.

109. KAOS / KARMAŞIKLIK kuramları ( X KONTROL / KESİNLİK)
Bütünselcilik, iç bağlantı ve kaostan düzen oluşması kavramlarına ve özerk, kendini yöneten bir doğa fikrine dayanan postmodern bir devrim vaat eder.

Karmaşıklık, büyük sorulara yanıt bulmaya çalışır. (Ör. Neden sermaye piyasası çöktü?)

Postmodern bilimin anarşi içinde olduğu söylenebilir. Dadaist bilim felsefecisi Paul Feyerabend bu durumu iyi bir şey olarak görüyor:
“Gelişmeyi engellemeyen tek ilke şudur: Ne olsa gider… Kaos yoksa, bilgi de yoktur. Akıl sık sık bir kenara bırakılmazsa hiçbir ilerleme olamaz. “Öznesizlik”, ‘kaos’, ‘fırsatçılık’ gibi görünen şeyler, bugün bilgimizin asli parçaları saydığımız kuramların gelişiminde çok önemli bir rol oynamışlardır. Bu ‘sapmalar’, bu ‘hatalar’, ilerlemenin ön koşuludur. (1988-Yönteme Hayır)

118. Bütün mimarinin kaçınılmaz sorunu, kamusal ticaret dünyasıyla ilişkili olmasıdır.

Mimarlar kendi arzularını gerçekleştirmek için ekonomik gerçekliklerle işbirliği yapmak zorundadırlar (ruhlarına fiyat biçilecek!)

119. Modernist deneyciler kapitalist dünyayı değiştirmekte başarısızlığa uğradılar. Sırça köşklerinin ütopyacı saflığı, bankaların, havayollarının ve çokuluslu şirketlerin iktidarının yüceltilmesinden başka sonuç vermedi.

Charles Jencks gibi kuramcılar bilgisayarın, farklılıkları çoğaltarak modernizmin basmakalıp tekdüzeliğinin yerini alabileceğini düşünüyorlar.

Disneyland

125. “En berrak akıbet bilinci bile tembel bir gevezelik halinde yozlaşma tehlikesinde.” Adorno, Prizmalar,1956.

Bilmenin tersi cehalet değil, yalan ve hiledir.

126. Teknoloji ile ekonomi birleşiyor ve üst-gerçek işlem ve taklide katkıda bulunan alternatif etiketler takınıyor. Post-endüstriyel, elektronik, hizmetler, enformasyon, bilgisayar ekonomisi.

Teknoloji ------------ ekonomi
Sanat ----------------ekonomi (?)

128. siber-uzay à ortak halüsinasyon à bilgisayarla yaratılan sanal gerçeklik (virtual reality)
yaşantılarının yeri
virtual gerçeklik duyularımızı yanıltıp bize “başka bir dünyada” yaşıyormuş izlenimi veren bir yaşantıdır.
Sanal gerçeklik dünyasında bütün kontrolü elinde bulunduran bilgisayar, katılımcının duyularını, duygularını ve düşüncelerini yönlendirir.

129. “Bedenimi terk edip saf bir bilinç olabilseydim!”

Siberpunk (bilimkurgunun bir dalı) geleceğin şimdiye müdahalesini ve teknolojinin insan yaşamına bütünüyle egemen olmasını anlatır.

İnsan bedeni kimyasal maddelerle, biyonik protezlerle ve sinir sisteminde yapılan değişikliklerle siborg haline getirilir. Bu dünyada şirketler, hükümetlerden daha güçlüdür; küresel bilgisayar ağının sınırlarının değiştirilmesi üzerine bilgisayar uzmanı anarşistler şirketlere karşı isyan başlatırlar.

131. 1. Adım: İmge, temel bir gerçeklik yansımasıdır.
2. Adım: İmge, temel bir gerçekliği maskeler ve saptırır
Hala imgenin gerçekliği taklit ettiği klasik sanayi-öncesi dönemdeyiz. Sanat
yaşamın bir benzeri.
3. Adım: İmge, temel bir gerçekliğin yokluğuna işaret eder.
Modern kitlesel yeniden üretim çağı.
4. Adım: Postmodern benzeti.

135. Baudrillard: “Entelektüeller görünümlerin arkasında bir nihai gerçek bulunduğu anlayışını meşrulaştırmaya son vermeliler”. (Körfez Savaşı 16 Ocak – 28 Şubat 1991; Bosna; Ruanda’da Hutular’ın Tutsi katliamı; …

136. yeni gibi gözüken her şeyin geçmişin orijinalitesinden besleniyor; yalnızca bir enformasyon bankasından değil, zaten yaşanmış bir gerçeklikten besleniyor. (zaten çok kıt olan buluş kaynaklarımız, asalak bir şekilde yeniden üretime ayrılmış durumda.)

138, 139 à “Tüketim Toplumu ve Kültürü”

140. gangsta rap (80’ler) sokak argosu, kadınlara ve polise karşı şiddeti, sadizmi, şovenizmi, çete kavgalarını, hapçılığı, cinsel ve siyahlar arasındaki şiddeti yüceltmektedir. Mülksüz getto sakinlerine hitap eden gangsta rap’çilerin dinleyicilerinin büyük bir kısmı, kendilerine bir kimlik duygusu verecek bir tarz arayan ‘beyaz zenci’ gençlerdir.

150.’deki resim !!

152. Modernist sanat, bütün göndermelerden bağımsız, gerçekliği temsil etmeyen, kendinden başka hiçbir şeyin göstergesi olmayan yapıtlar üretme iddiasındaydı.

Hızlanma statükonun kendisidir: Durağan haldeki hareket… (a77: hareket halindeki durağanlık..!)

153. Papa John Paul II, Margaret Thatcher ve Ronald Reagan… bu liderlerin ve diğer Yeni Sağcı postmodernlerin öngördüğü şey, Soğuk Savaş’ın serbest piyasa ekonomisinin zaferiyle sona ermesiydi.

160. “The Last Temptation of Christ” Martin Scorsese

163. Politik rengi ne olursa olsun, postmodernizm melezliğe, rölativizm ve heterojenliğe, estetik hazcılığa, özcülüğe karşı çıkmaya ve Büyük Alatılar’ı reddetmeye eğilimini korur.

164. Postmodernizm Soğuk Savaş’ın bir sonucu mu, yoksa Soğuk Savaş onu bir suç ortağı olarak zaten içinde mi barındırıyordu?

166. Fukuyama: “Hem Hegel, hem de Marx, insan toplumlarının gelişiminin açık uçlu bir süreç olmadığına, insanoğlunun en derin ve en temel arzularının doyum bulduğu bir toplum biçiminde sonuna ulaşacağına inanıyordu. Demek ki her iki düşünür için de tarihin bir sonu vardı: Bu son Hegel’e göre liberal devlet, Marx’a göreyse komünist toplumdu.

Telos: erek
Teleoloji: gelişmelerin bir amaç ya da plana göre biçimlendiğini varsayar.

167. Fukuyama: Liberal demokrasi: “Dünyanın farklı bölgeleri ve farklı kültürleri arasında köprü kuran, tek tutarlı politik gaye”. Liberal demokrasi yönündeki bu küresel hareket serbest piyasa ekonomisiyle elele gider. “İyi haber”, bunların ittifakıdır.

Ama… demokrasi henüz tamamlanmış bir şey değil. O, günümüzün eksik ve kusurlu bir gerçekliği.

169. (Fukuyama’nın kitabı) Kapitalizmin medya zaferi, onun hiçbir zaman bugünkü kadar kırılgan, tehdit altında ve felaketlere açık olmadığını gizler.

170. “Dünya ve insanlık tarihinde şiddet, eşitsizlik, dışlama, kıtlık ve ekonomik baskı daha önce hiç bu kadar çok sayıda insanı etkilememişti… Hiçbir ilerleme, yeryüzünde daha önce hiçbir zaman, mutlak rakamlarla bu kadar çok sayıda erkek, kadın ve çocuğun açlıktan ölmediğini ve katledilmediğini unutturamaz.” (Derrida)

173. Ölümünden (1984) kısa bir süre önce Foucault, Aydınlanma’nın yeniden düşünülmesi gerektiğini söyledi.

Foucault: Kant’ı yeniden düşünmeliyiz.
Derrida: Hegel’i de Fukuyama gibi sağcı liberallerin elinden kurtarmamız gerek.

Romantizm.
.
.
.