23 Nisan 2013 Salı

Sezer Tansuğ - Çağdaş Türk Sanatı

.
.

ÇAĞDAŞ TÜRK SANATI
SEZER TANSUĞ
Remzi Kitabevi, 1986 İstanbul

13. yy’da resim ve heykel uygulamaları, yaygınlığını 14. ve 15. yy’larda yitirir.

Osmanlılar’da, sanatsal programları dinsel çevrelerin düzenlemesi olanaksızdır. Hatta yönlendirici katkısı en az olan çevreler dinsel çevrelerdir.

Batıya yaptığı gezilerde kralların heykellerini gören Sultan Abdülaziz 1871’de C.F. Fuller isimli bir sanatçıya at üstünde bir heykelini yaptırmıştır. (Heykelin dökümü Viyana’da yapılmıştır.)

27 Nisan 1873, Şeker Ahmet Paşa… Gerçek anlamda ilk resim sergisini açıyor.

Kızların henüz Sanayi Nefise’ye kabul edilmedikleri bir dönemde, ilgili resmi makamlara başvurarak yoğun girişimlerde bulunan ve 1914’de bu isteklerini karşılamak üzere kurulan İnas Sanayi Nefise mektebinin müdürlüğüne atanan Mühri Müşfik bu dönemin ilginç bir simasıdır. Mühri Müşfik’in Türkiye’de başlattığını söyleyebileceğimiz ilginç olaylardan biri de, ilk kez çıplak kadın modeli kız atölyesine girmesidir.



… yüksek düzeyde resim eğitimi yönünde umut bağlanan bir başka okul, Ankara’da 1930 tarihinde açılan Gazi Eğitim Enstitüsü’nün resim bölümüdür.

… Ali Hadi Bara’nın Havva heykeli…

Birliğin “D Grubu” adını almasının nedeni, Osmanlı Ressamlar Cemiyeti, Sanayi Nefise (Güzel Sanatlar), Müstakil Ressam ve Heykeltıraşlar Birliği’nden sonra kurulan dördüncü birlik olmasıdır. “D Grubu” sanatçıları, yurt içi ve yurt dışı sergileriyle 1950’lere kadar önemli bir varlık göstermişler ve grubun sözcülüğünü ressam N. Berk ve eleştirmeci Fikret Adil tarafından yapılmıştır. Ancak öte yandan 1934 yılında “D Grubu”na Turgut Zaim ve Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun katılmasıyla, sanatçıların yerel motif ve temalara ilgi gösterdikleri ve “kübist” denebilecek eğilimlerle Anadolu köylüklerinde geometrik nakış soyutlaması arasında belli bir bağ kurmaya çalıştıkları dikkat çeker.

Akademiye 1936 sonlarında Fransız ressam Leopold Levy resim atölyesi şefliğine, Alman Rudolf Belling ise, heykel atölyesi şefliğine getirilmiştir. Heykeltıraş Rodolf Belling, modern heykeltıraşlık alanında dünyaca ünlü bir kişiliktir. Akademi reformu sırasında şefliğe getirilen Belling, Almanya’da iken yapıtları Nazilerin hışımına uğramıştır.. Belling için Türkiye bir sığınak durumundadır. Belling 1937 yılı başlarında İstanbul’a gelerek, akademi heykel atölyesini yeniden organize etmiştir. 1949’da İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde modlaj dersi uzmanlığını da birlikte yürüten Belling, Temmuz 1954 sonunda akademiden ayrılmış, 1966 Mayıs ayına kadar Teknik Üniversitesindeki görevini sürdürmüştür. II. Dünya Savaşı’nın bitiminden sonra Almanya’da Belling’e karşı tekrar uyanan ilgi, ülkesinde pek çok ödüllerle değerlendirilmesine yol açmıştır.

Akademiye heykel eğitimi için getirilen diğer bir hoca Adolf von Trebenenburg’tur. Bu sanatçı iyi bir eğitici olduğu halde, vaktinden önce kontratını feshederek, 1938-40 tarihleri arasında iki yıl çalışıp Türkiye’yi terk etmiştir.

Büyük boyutlarda anıt yapımı, ayrıntılı bir teknik ve uzmanlık gerektiren özel bir alan olmasaydı, Türk sanatçılar bu işe çok daha erken bir tarihte girebilirlerdi.

(Hiçbir zaman Müslüman-Türk sanatının evrelerini heykelden yoksun sayamayız; çünkü soyut taş plastiğinin serbest kütle ya da kabartma tezyini nitelikte pek çok anıtsal örneklerine sahip bulunuyoruz. Heykel ya da anıt her çağda ve her koşul altında sadece insan figürü yapmak demek değildir.)

1931’de ilk olarak Türk heykeltıraş Kenan Yontuç’un Çorum ve Edirne’deki Atatürk anıtlarından sonra…

Türk resim ve heykel sanatına tarihi boyunca hiçbir güdüm programı uygulanmamıştır. Resim ya da heykelin dinsel tapınma amaçlarına hizmet etmesi öngörülmeyen bağımsız ve özgür bir geleneği vardır.

1954 yılında izleyicilere “Sizin soyut sanattan çok uzak olduğunuzu sanmıyoruz, yere serdiğiniz kilimler de soyuttur. Bizim sergimize ön yargılarla değil, açık bir şekilde gelmenizi diliyoruz.” şeklinde bildirilerini veren “Yirmi Yeni Türk Ressamı” içinde Sadi Öziş, Kuzgun Acar gibi genç heykelciler de var…

Heykel alanında en önemli Türk sanatçısının, İsveç’te yaşayan İlhan Koman olduğu şüphesizdir.

Akademi atölyelerinde uzunca bir süre Belling’in öğrencisi ve yardımcısı olan Türk heykelciler…

Hadi Bara’nın kunt hacim anlayışını maden kullanımıyla gerçekleştirilen geometrik nitelikte bir soyutlamaya dönüştürdüğü görülmektedir.

Gürdal Duyar … İskenderun için yaptığı Atatürk anıtı…

Tamer Başoğlu … ODTÜ kampüsünde beton malzemeyle gerçekleştirilen anıtı, serbestçe yukarı taşan üst biçim oluşumlarını arşitektonik dengeli kaidesiyle taşıyan soyut bir simge niteliğindedir.

Gürdal Duyar… Bu anıtlar arasında müstehcen bulunarak yerinden kaldırılan iri göğüslü çıplak bir kadın figürü olan “Karaköy” anıtı, hem yeri hem de motifi bakımından çarpıcı olabilirdi.

… Rudolf Belling’in kendisi soyut heykel plastiği alanında Avrupa’nın sayılı heykeltıraşlarından biri olmasına rağmen, öğrencilerinin bu alandaki çalışmalarına pek açık olmayışı da şaşkınlıkla karşılanan bir olgudur.

II. Dünya Savaşı sonrasının tipik bir olgusu da, mobil (hareketli) heykellerdir (Aleksander Calder). Soyut plastiğin fizikoşimik ve elektronik enerji kaynaklarına bağlanarak hareket, hız, ışık ve renk değişimleri göstermeleri, Batı’da “happening” denen süreli sanatsal gösterilerde de yer alıyordu. Türkiye’de mobil heykele çalışılmış, fakat başarılı olunamamıştır. (yüksek sanayi ve teknoloji yok..)