24 Nisan 2013 Çarşamba

Zeynep Yasa Yaman - Anıt ve Heykel

.
.
.
.
 
“CUMHURİYET”İN İDEOLOJİK ANLATIMI OLARAK ANIT VE HEYKEL (1923 - 1950)
Zeynep Yasa Yaman
Sanat Dünyamız, Heykel Özel Sayısı No:82, Kış 2002
.
.

155
Türkiye’de heykel sanatının benimsenmesinde, …

Bu yeniden biçimle/n/me eylemi sanatsal olduğu kadar ideolojik ve karşıt bir siyasi yeğlemenin temel taşı olarak “modern” söyleminde odaklanmıştır.

CHP’nin ilkeleri içinde çalışan Halkevleri…

156
Cumhuriyet yönetiminin, “öteki”leştirdiği Osmanlı kentinden, farklı bir kent ülküsü bulunmaktadır… Tanzimat burjuvazisinin Türkiye Cumhuriyeti’ndeki görüntüleri beğenilmezken kuşku yok ki, Cumhuriyet için başka bir modernlik, başka tür bir aile ve yaşam öneriliyordu.

Cumhuriyet modernizminin kendi değerlerimizi yüceltmekle gerçekleşebileceği vurgulanıyordu.

Cumhuriyet ideolojisi, Tanzimat’la birlikte başlayan ve Cumhuriyet’e gelinen süreçte, halkına yabancılaşmış Osmanlı aydınına, bozulmuş ve gücünü yitirmiş yönetim anlayışına karşı olduğunu dile getiriyordu.

157
(Cumhuriyet mimarisi ve sanatı) Osmanlı İmparatorluğu’ndakinden farklı, yeni bir kamusal alan yaratmayı tasarlamış ve gerçekleştirmiştir. Avrupalı uzmanlar tarafından planlanan bu yeni kent anlayışı içinde meydanlar ve parklar kamusal yaşantının önemli buluşma ve toplanma yerleri olarak önemseniyordu. … … hükümet konağı, Halkevi binaları, Gazi ilkokulları, adliye, defterdarlık gibi diğer Cumhuriyet yönetimi yapıları ile … müze

Çağdaş Türk heykel sanatının varlığını Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde aramak gerekecektir. (Dipnot 4: Anıt yapımı Cumhuriyet dönemine özgü bir olgu değildir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde başlamıştır. Nişantaşları, şehit pilotların ya da özgürlük kahramanlarının adına dikilen ya da projelendirilen anıtlar heykeltıraşlar tarafından değil mimarlar tarafından düzenlenmiş ve uygulanmıştır. (Tanzimat dönemi, Gaspare Fossati, Hatt-ı Şerif; Artin Bilezikçi, Tanzimat Anıtı; Meşrutiyet dönemi, Mimar Vedat (Tek) Bey, Hava Şehitleri Anıtı; Mimar Muzaffer Bey, Özgürlük Anıtı; Muzaffer Bey, Konya’da gerçekleştirilen ve bugün üstüne Krippel’in Atatürk Anıtı’nın bulunduğu Tarım Anıtı; Sivas valisi Muammer Bey’in Hafik’de Ermeni bir ustaya yaptırdığı Osmangazi büstü), (Dipnot 5: Abdülaziz’in Charles Fuller tarafından at üstünde İstanbul’da yapılan heykeli ise ilk Osmanlı padişah heykelidir.)

… yetişmiş Türk heykeltıraşların ve teknik donanımın olmayışı…  Anadolu’yu fotoğraflarla tanıtan hemen tüm kent görüntülerinde Atatürk anıtlarının fotoğraflarına yer verilmiştir.

158
Onun bu ifadesinde fennî noksanlar olsa bile, …

Kanonika’nın Ankara Etnoğrafya müzesinin önündeki Atatürk atlı heykelinin hareketi ve kaidesi de aynı olmak üzere Irakta diktiği Kral Faysal’ın atlı heykelini bir misal olarak burada söyleyebiliriz. Yalnız bu heykelde değişen bir tek şey var, yüzler ve elbiseler.
Bundan dolayıdır ki biz, istiklâl neş’esini tatmış, inkılâp heyecanını duymuş ve temiz hislerini bilgileriel san’at eseri haline koyacak olan Türk san’atkârlarını selamlıyoruz…” (Anonim)

159
Ben size Türk şiirini ecnebi mi Türk mü yazmalıdır diye bir sual sorsam bana: Ne cevap verirsiniz? (Müritoğlu)

160
(Yontuç) Atatürk, Maarif Vekiline: “Çocuk doğru söylüyor Necati Bey” dedi. “Bu işi durdurun bizimkiler yapsınlar”.

… burada asıl vurgulanmak istenen sanatçıların anıt ile heykeli neredeyse birbirinden ayrı birer alan olarak algılayarak özellikle anıta “millî” bir değer yükleme eğilimleridir.

161
Ulusal kültürün modern elemanları, eskiyi koruyan köylüye kendi imgesi yoluyla kabul ettirilmeye çalışılmıştır.

1926 yılında kurulan Gazi Eğitim Enstitüsü … 1963 yılına değin gerçek anlamda bir heykel eğitimi sürdürülememiştir (Gezer:18)

164
Akademi’nin Belling’e dayalı heykel eğitimi 1950’ye değin sürdürülmüş ve 2. Dünya Savaşı ertesine kadar yurt dışına öğrenci gönderimi durdurulmuştur.

… Belling, 1900’ların ilk çeyreğindeki kübist/fütürist sanat tutumunu değiştirerek ülkemizde kaldığı yıllar içinde heykelini doğacı/gerçekçi bir biçemle sınırlamıştır. 2. Dünya Savaşı yılları süresince Türkiye’nin de Avrupa, SSCB ve Amerika’daki uygulamalara benzer toplumcu, yararcı bir sanat anlayışı izlemesi, özellikle anıt uygulamalarında daha belirgin olarak ortaya çıkan “milliyetçi” tutumu, Belling’in heykel anlayışındaki modern tavrını engellemiş olmalıdır.

165
1883’de Arkeoloji binasının yanındaki binada eğitime başlayan Sanayi-i Nefise Mekteb-i Âlisi, bu kurumdaki Yunan ve Roma heykelinin örneklerini tanıyor, tanıtıyor ve öğretim için kullanıyordu.

Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerindeki heykel etkinliklerinde bütünlük, süreklilik ve yaygınlık görülmez. … anıt uygulamalarının çoğalması, sanatın Türkiye’de “heykel” olarak varlığını bir ölçüde engellemiştir de denebilir.

Türkiye’deki ilk kişisel heykel sergisini Zühtü Müritoğlu, 1932’de Alay Köşkü’nde açtı.

(1937’de) … Akademi’de açılan 1. Heykel Sergisi (Ali Hadi Bara, Zühtü Müritoğlu, Nijat Sirel, Nusret Suman, Sabiha Bengütaş, Ratip Aşir Acudoğlu) … bu sergi, ilk karma heykel sergisi olarak anılmaktadır.

166
Cumhuriyet döneminin ilk dönem kimi sanatçıları ömürleri boyunca kişisel bir sergi açmamışlardır. Açanların çoğu ise sergi etkinliklerine 1950’li yıllarda başlamışlardır.

168
(Zühtü Müritoğlu) 1974’e değin emeritus profesör olarak …

… 1924-1932 yılları arasında … benzetme ustalığı ve el becerisinin sınandığı işleri yoğunluk kazandı. … 1947-1949 yılları arasında Paris’te ‘soyut-somut’ tartışmalarını yakından izleyerek 1950’li yıllarda ilk soyut çalışmalarına … başladı. … 1960’lardan sonra ‘Mezartaşları’ dizisi ile geometrik ve stereometrik yanılsamayı denge olarak kullandı.

(Ali Hadi Bara) 1930’da Türkiye’ye döndü, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde kütüphane memuru ve asistanı olarak görev yaptı. … Yaşamı boyunca kişisel sergi açmayan Bara…

169
(Müritoğlu ve Bara) 1950’lerden sonra Akademi’deki heykel eğitimini yenileştirmelerine, soyut anlatımlara olanak tanımalarına karşın anıt uygulamalarında figüratif ve anlatımcı tavırlarını sürdürmüşlerdir. Bu ikilemli duruş, genel olarak Türkiye’deki sanatçıların anıt ve heykel çalışmaları arasındaki ayrımın da bir göstergesi niteliğindedir (Dipnot 8: Bugün hâlâ anıt uygulamalarının aynı anlayışla ele alındığı, Atatürk anıtları ile sınırlı kaldığı izlenebilir. Çoğu sanatçının heykel çalışmaları ile anıt uygulamaları arasındaki ayrımı sorgulamayışında anıtın parasal bir kazanç alanı olarak görülmesinin payı olmalıdır).

(Dipnot 14: 16. yüzyılda Mohaç Seferi’nden dönen İbrahim Paşa, Macaristan’da gördüğü heykellere özenerek İbrahim Paşa Sarayı’nın önüne bir heykel diktirmiş ancak bu heykel çevrenin baskıları nedeniyle kaldırılmıştır. 1871’de at üzerinde heykelini yaptıran Abdülaziz de kuralları yıkamamıştır.)
.
.
.
.
.