24 Mayıs 2013 Cuma

Godard Godard'ı Anlatıyor

.
.
.
.
Godard Godar’ı Anlatıyor [1985]
Söyleşiler
(Çev. Aykut Derman) Metis Yayınları 1991 İstanbul


24
… bir sinemacı olarak değişmek, kuşku yok ki yaşamın kendisini de değiştirmekten geçiyor; bir tekneden başka bir tekneye sürüklenip duramam, çünkü sonunda tekne batıyor.

37
… yazmakla film yapmak arasındaki fark nitelik farkı değil, nicelik farkıdır.

Eleştiri yazmak yerine film yapıyor, içine eleştiri boyutunu da katıyorum. … Bana göre, ne tür olursa olsun, anlatım biçimleri arasında tam bir kesintisizlik var.

40
… hep koruduğum, alıntı yapma düşkünlüğüm… Niye suçlanacak bir şey olsun ki bu? İnsanlar yaşamlarında hoşlarına giden şeyleri alıp onlara sahip çıkarlar.

43
Özgür olmak, hoşunuza giden bir şeyi, hoşunuza gittiği anda yapabilmektir.

44
…doğruya ulaşılması için yanlışlar yapılmış olması gerek(ir).

46
Aklıma yeni fikirleri getiren aslında, filmin dekoru. Hatta, hareket noktam çoğu kez dekor oluyor. … Senaryonun yazılmasından sonra, çekim yeri nasıl saptanır anlamıyorum.

47
Yine de insan bula bula, uzun süreden beri düşünmekte olduğu şeylerden başka bir şey bulamıyor yazmak için.

49
… belgeselden yola çıkıp, ona kurgusal olanın gerçekliğini veriyorum sanırım.

52
Yazar değilim ben. Bir film yapmak, üç işlemi, düşünceyi, çekimi, montajı üst üste getirmek demektir.

60
Televizyon devlet demek, devletse memurlar, memurlarsa… televizyonun tersi demek. Yani, televizyonun olması gereken şeyin tersi demek istiyorum.

62
Röportaj ancak içine kurgusallık sokulduğu zaman ilginç hale geliyor, kurgusallığın ilginçliği ise kendisini belgesellikle doğrulamasına bağlı.

73
- Sanki tanrılar denize inmişler gibi.
- Hayır, doğa; doğanın o andaki, ne romantik ne de trajik olan hali.

74
Soru sormak eleştirel bir tutum değil, doğal bir edimdir.

76
Sinema tekniği açısından ilerlemeler kaydedilmiş olabilir, ama üslupta devrim söz konusu değil, en azından şimdilik.

77
Velasquez, yaşamının sonlarına doğru, artık belirli şeyleri resmetmiyordu; belirli şeyler arasında varolan şeyin resmini yapıyordu; … : İnsanları anlatmayacaksın, onların arasında varolan şeyleri anlatacaksın.

78
Politika, hem şimdiki zaman hem de geçmiştir. Churchill’in anılarını okuduğunuz zaman, bugün olup biteni çok iyi anlarsınız.

cinema-verite  İnsanları gündelik yaşamları, doğal hareketleri ve gerçek konuşmalarıyla yansıtan sinema hareketi.

81
Burjuva öyküleri anlatan filmler yapmakla işe başlamamın nedeni, burjuva kökenli olmamdır.

Gençler, sinema yapmakla fil yapmayı birbirine karıştırıyor. Düşlerinizdeki konunun filmi; yoktur böyle bir şey.

83
Ne olursa olsun, insanın kendisini sinemanın kutsal olduğu düşüncesinden sıyırması gerekir.

92
Bana sorarsanız, sinema daha şiirsel olmalı ve daha geniş anlamda şiirsel, ayrıca şiirin kendisine de genişlik kazandırılmalı.

94
Öyle sanıyorum ki ben, sizin yapmaya çalışmadığınız şeyi yapmaya çalışıyorum: Tanımlama. Ya bir duyguyu ya da bir algıyı.

95
Biz dünyayı, gerçekliği, kendi kendimizi çözümlemeye mahkûmuz, oysa ne ressam ne de müzisyen buna mahkûm.

Evet, ressamlar zamanı ve düşünceyi silkip atmayı başarıyorlar.

97
… mümkün olan en büyük sayıda insana ulaşmak istiyorum, en büyük sayıda akıllı insana…

98
Ben sansüre karşı değilim. Sansürden yanayım. Sansürün aldığı bazı kararlara karşıyım yalnızca.

99
… din ahlakın pratik biçimlerinden biridir.

… ama ahlakı dinin üzerine koyarım.

- Bir din genel olarak insanın Tanrı’yla, yani sonsuzlukla olan ilişkilerini saptar, düzenler.
- Benim için ahlak, insanın dünya ile olan ilişkilerini düzenler. Dünya benim gözüme Tanrı’dan daha engin görünüyor. Bana göre Dünya, Tanrı düşüncesini içeriyor.

120
Sinemaya yeni atılan gençlerin her şeyi bilmeleri gerekmez. Lumiere’i ya da Eisenstein’ı tanımadan pekala işe girişebilirler. Günün birinde onları da tanıyacaklardır, Picasso’nun zenci sanatını otuz yaşında tanıdığı gibi. Daha geç tanısaydı ne olurdu? Eh, o zaman da “Avignon’lu Kızlar”ı daha sonra yapardı; bu arada da başka şeyler yapardı. Gençlerin şansı var, her şeye yeniden başlama şansı.

123
Sinema alanında her düzeyde durum aynıdır: İnsanlar eğitimsizdir. Bu bir eğitim sorunudur.

133
(Seyirciler) … olup biteni anlamaya çalışıyorlardı. Aslında, kolaylıkla anlıyorlardı, ama anladıklarının farkına varmıyor, tam tersine, hiçbir şey anlamadıklarını düşünüyorlardı.

136
… dünmeyi başarabilmek, sizi forma sokacak çok basit şeyleri yapmakla mümkündür.

142
… ben bir filmin, onu seyredecek olanlarla birlikte yapılması gerektiğini düşünüyorum.

154
… giderek daha fazla şey gösteriliyor, ama giderek daha az şey görmeye başlıyoruz. Televizyondaki görüntüler asansör müziği gibi.

155
Sinema, hareket halindeki fotoğraf değil, üzerinde yargıya varılacak, birbirleriyle karşılaştırılacak üç ayrı fotoğraftır.

159
Sinema, sanatın çocukluğudur. Diğer sanatlar erişkin sanatlardır. Ve sinema bütün diğer sanatları içine aldı, ama halk ölçeğinde, çocukluk aşamasındaki halleriyle. İşte bundan dolayı sinema demokrat bir sanattır; oysa örneğin müzik ve resim oldum olası seçkinlere seslenmiştir.

168
Daha büyük, daha ritimli sevgi anlarını bulup çıkarmak; bu işi bu iş için belki de biraz yaşlıyım… Uygun görüntüler vardır, aşkla işi, evle fabrikayı, tatile boş zamanı ayırt edebilirsiniz, ama bana göre, iş zamanıyla boş zaman arasında fark yoktur; bir melodinin kuvvetli zamanlarıyla zayıf zamanlar gibidir bunlar.

175
… sağlıktan söz edeceksem, hastalık görüntüsünü kullanıyorum hep, tersini yapmak aklıma gelmiyor.

186
İnsan çok yanlız olunca, yaptığından tam emin olamıyor; … insanın kendine mal ettiği tekniklerden emin olması gerek.

191
Video ile çalışırsanız ve elinizin altında zoom varsa, ama bunu bir amatör gibi yaparsınız iyi bir iş çıkarabilirsiniz ve bunu da bütün bir teknik ekibe gerek duymadan başarabilirsiniz; …

193
Ben, gerçek varlık olarak var olmaktan çok, görüntülerle varım, çünkü yaşadığımı kanıtlayan tek şey, yaptığım görüntüler.

209
Evet, tabii özgürüm; neyin savaşımını vereceğimi seçmekte özgürsün özgürüm.

224
Sinemaya gelince, o da aynı zamanda yaşamın kendisi; ve siz yaşamın filmini yapmaya başlar başlamaz, insanlar bunun sinema olmaktan çıktığını söylüyorlar size, zaten yaşanmakta olanı ikinci kez görmek için para ödemeyiz, diyorlar. Biz insanlara, herhangi bir şantiyede açılmakta olan bir deliği göstermeye kalsaydık, bu doğru olurdu; …

226
“Yasa adil olmadığı zaman, adalet yasanın önüne geçer.”

230
Doğru görüntü yok, sadece görüntü var. O görüntüyü bulup yapıyorsunuz.

236
Bu konuda ben bütünüyle Sartre’cıyım: İnsan, başka biri onun ne olmasını istiyorsan odur. … Dünyada var olan tek şeyin iletişim olduğunu sanıyorum. Kendi varlığıma, senin varlığına inanmıyorum. Hareketlerin, biçimlerin maddeleşmiş bir anı olduğumuzu düşünüyorum.

238
Birine kalkıp da, seninle nasıl iletişim kurabiliriz, dediğinde, anladım şey şu: “birbirimizle nasıl konuşabiliriz ya da birbirimize nasıl dokunabiliriz?” Oysa benim için iletişim kurmak, seninle ben Paris’ten kalkıp Marsilya'ya birlikte nasıl gideceğiz; senin kafanda Marsilya'ya gitme konusunda kendine ait gerekçelerin, benimkinde de bana ait olanlar varken bunu nasıl yapacağız, demek.

257
Beş kişiden oluşan bir ekipte bile, toplumun bütün katmanlarını bulabilirsiniz, hem de pratik ve canlı biçimde. ... Eğer bir film ekibi buysa, Fransa'nın da bu olduğundan emin olabilirsiniz.

276
Aldığım bu eğitim dolayısıyla bugün örneğin, göl kıyısında bir evim olsun hiç istemiyorum, bu beni çok rahatsız ederdi.

282
Bir televizyon teknisyenine, “Jenerikte şu kadar efekt kullanın,” derseniz, Etiyopya’da o kadar çocuğun ölmesine neden olacaktır. Paranın başka biçimde kullanılabilmesi bir yana, aradaki ilişki mutlak doğrudan bir ilişkidir. Lavoisier’nin koyduğu yasa hala geçerli: Burada şöyle yapılan şey, başka yerde şuna dönüşür.

283
Ben Dallas’ı izlemeyi çok seviyorum. … Uzun süre o boka saplanılmaktan korkuldu, şimdiyse, koyver gitsin. Belki de pislikten az korkulan bir değişim dönemine ilgi duymanın ilginç bir yanı vardır.

284
Ama televizyonda söz konusu olan, bir şeyleri göstermek değil, o şeyler üzerinde çene çalmak, ya da ne bileyim, tatlı tatlı yapılan bir tür yoldan saptırma.

288
Birlikte çalıştığım insanlara söylediğim şey hep şu oluyor: Getirecek bir şeyler bul, bulacağın şey sana ait ama konuyla ilgili olsun.

293
Görüntünün kendisi bile acıyı korumanın hala tek olanağı olarak kalmalı. Ve bizim elimizde tuttuğumuz, adına görüntü denen şeyi yapma olanağımız -kafamızın içinde ya da bir maddesel/görsel taşıyıcı üzerinde- öyle bir şey olmalı ki, görsel taşıyıcının kendisi de onu yapma olanağımızın bir görüntüsünden başka bir şey olmamalı, yani içinde söz olmamalı. [Hegel’in ‘erime’ kuramı]

307
Ama iki-üç bin yıllık bir zaman perspektifi içinden bakacak olursak… sanat dediğimiz şey nedir? Sanatsal işlev Ortaçağ’dan biraz sonra doğdu, artık ortadan kalkmakta, devrini tamamladı (Sanatsal işlevin daha önemsiz hale gelmesi… 306). Şimdi, daha çok teknolojik işlev söz konusu, Sanat’a düşman gözüyle bakılıyor, çünkü size, insanlarla bir şeyleri paylaşma olanağı sağlayan şey o; teknolojide böyle bir şey söz konusu değil: Hemen uygulamaya geçiyorsunuz, yani bir karar alıyorsunuz, yani iktidar sahibi olma isteği belirtiyorsunuz.

Sanatın o, “paylaşmak, birlikte göstermek”ten başka bir şey olmayan işlevi artık hiç kalmadı. Zanaatçı olsun, sanatçı olsun yok olup gidiyor.
Çünkü amaç "politika üstüne" ya da "politika konulu" film yapmak değil, politik filmi politik yapmak... Godard geleneksel olarak sinemada (ister klasik Hollywood, isterse "sanatkâr Avrupa" sineması) kendini gizleyen "olağan politikayı" (bazıları buna "ideoloji" veya "sinemacıların kendiliğinden ideolojisi" diyebilirler) ilk eserlerinden itibaren sezmişti...   Hollywood veya Sovyet Devrimci Sineması (burada yalnızca Sinegöz'ü ve Vertov'u dışarıda bırakıyoruz) "politik" filmi yalnızca siyasi meselelerle ilgilenen bir sinema uğraşısı olarak değerlendiriyordu. Filmelir işleyiş tarzı siyasal değildi, ama içerikleri siyasaldı... bol bol mesaj ve slogan vardı... ama imajlar pek ender olarak (bazen Eisenstein filmlerinde) kendi baylarına politiktiler... Sinemayı politik kılmak onu siyasi meselelerle uğraşmaktan kurtarıp, henüz siyasallaşmamış meselelerle uğraştırarak olabilir... işte o zaman sinemanın ya da videonun siyaset yapmaya başladığını söyleyebilecek hale geliriz... "Non pas une image juste, mais juste une image" Godard sinematografisinin temel sloganı... "Doğru imaj" sinema için bugün genel hayat için "politically correct" (politik bakımdan doğru) diye önerilen yaşam biçiminin bir izdüşümüdür. Bu imajlarda şiddetin, aşırı seksin ve "doğru olmayan" görüntülerin dışlanması beklenir. Sinematografik açıdan "doğru imaj" anlatının sürekliliğini ve iç uyumunu bozmayan, kendini seyirciye yabancı kılmayacak, onun hayatta alışmış olduğu anlatı ilkelerine yabancı gelmeyecek imajların toplamından ve zincirinden başka bir şey değildir. Çünkü her şey imajdır ve cisimlere, hayata ve dünyaya dair elimizde imajlardan başka hiçbir şeyimiz yok... Sorun, içinde manipüle edildikleri rejimlerin ellerinden imajları kurtarmakta yatıyor... Bunun için film de yapabilirsiniz, ama düşünebilirsiniz de --filmleriniz de "düşünceli" filmler olabilirler... Genelleştirilmiş hastalığın --globalleşme adı altında, para piyasaları adı altında, siyasi iktidar adı altında bir bulutsu gibi bizi sarıp sarmalamaya başladığı günümüzde... artık bir Tanrıya değil, inancın kendisine ve gücüne inanmak istiyoruz... Çünkü "özel hayat" bize saklı değildir... Kapitalizmin bizi sakladığı bir kozadan, kendisine katlanabilmemiz için bizi içinde tuttuğu bir kozadan başka bir şey değildir "özel hayat"... ve bunu anlamak için herhangi bir JLG filmi izlemek en az Bresson, Welles, Dreyer filmi seyretmek kadar yeterlidir... [KOROTONOMEDYA Neden Godard'la Uğraşıyoruz?]
.
.
.
.