30 Mayıs 2013 Perşembe

Antonio Negri - Sanat ve Çokluk

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.


Sanat ve Çokluk: Sanat Üzerine Dokuz Mektup
Antonio Negri [Art et multitude: Neuf letters sur l’art, 2009]
(Çev. Serkan Sönmezgil) Monokl Yay. 2013 İstanbul

ilk yedi mektup 1988
diğerleri 1999, 2001


1
“[Negri] Yalnızca Tanrı’nın değil, doğadan ayrı ve aşkın bir göndermesi bulunan insan fikrini de reddetti ve doğa ile aynı düzlemdeki Spinozacı bir insan söylemini gündeme getirdi” (Kitabın Negri’yi tanıttığı bölümden)


Sunuş

13
O sıra önüme koyduğum mesele, bana tamamıyla kapitalist üretim tarzı tarafından ezilmiş görünen bir toplum algısından çıkmaktı. Etrafımdaki toplum bana bir metalar yığını, paranın ya da finans mekanizmalarının birbirlerinin yerine geçebilir kıldığı bir soyut değerler yığını gibi görünüyordu; tek taraflı bağların içinde yassılaşmış, gerilimleri adeta yürürlükten kaldırılmış bir kapitalist dünya. Bu kapitalist dünyada artık doğal olan, yani sanayi-öncesi olan ve imal edilmiş olmayan hiçbir şey bulamıyordum.

14
Sanat böyle bir durumda hangi anlama sahip olabilirdi? … Bu algı basitçe felsefi değil, aynı zamanda politikti de.

15
Sanat artık, toplumsal inşaların ve iletişimin ayrımsız çokluğunun içine çekiliyordu ve hepimizin içine battığı metalar dünyasının paydaşı oluyordu.

Doğa diye hala neye diyoruz?

16
(karşımdaki manzara hala doğal mı yoksa insan tarafından dönüştürülmüş doğa denli soyut bir şey mi?)

… bizim doğayı değerlendirişimizin hapsolduğu çerçeve buysa, onu ancak dönüştürülmüş doğa ve insan eyleminin uzantısı olarak tanıyorsak, sanatın ta kendisi (aynı zamanda insan etkinliği ve bu etkinliğin kökensel modellerle sürdürdüğü ilişkinin ayrıcalıklı işareti olarak sanat) bu soyut dispozitifin parçasıysa, o zaman sanatı ancak insan etkinliği açısından ele alabiliriz ve güzelliği de ancak insan eyleminin, yani doğanın ve tarihsel gerçekliğin radikal dönüşüm kapasitesi olarak canlı emeğin bakış açısından takdir edebiliriz.

dispozitif  fr. aygıt, cihaz, araç, düzen
"bu terimle yakalamaya çalıştığım şey, ilk olarak, söylemlerden, kurumlardan, mimari formlardan, düzenleyici kararlardan, yasalardan, idari tedbirlerden, bilimsel ifadelerden, felsefi, ahlaki ve filantropik önermelerden mürekkep, hayli heterojen bir mecmuadır - kısaca, telaffuz edilenler kadar edilmeyenlerdir... ikincisi, bu aygıtın içinde tanımlamaya çalıştığım, bu saydığım heterojen unsurlar arasındaki bağlantının doğasıdır." michel foucault (1980) power/knowledge
dispositif, klasik kuramın "sistem" yahut "yapı" kavramının zorluklarından sıyrılır, … bu analiz aracı, disipliner bir yapının tüm kaçış, işbirliği ve hapsetme çizgilerinin karmaşık geçişliliğini ele almayı sağlar.
[episteme kavramının yerine kullandığı bu kavram ile] foucault'nun ihtiyacı olan, daha fazla insansızlaştırılmış, daha yapısal ve kapsayıcı bir analitik araçla çalışmaktı. (ekşi)

Sanatın tamamen metalar dünyasına batmış olması beni artık çok şaşırtmıyordu çünkü emek de aynı durumda ve başka türlü de olamaz.

17
Sanat söylendiği üzere emektir, canlı emektir ve o halde tekilliğin, figürlerin ve tekil nesnelerin icadıdır, dilsel ifadedir, işaretlerin icadıdır. … bu ifade edimi ancak kendisini ifade etmesini sağlayan işaretler ya da dil, ortaklık oluşturduğunda ve ortak bir projede içerilip kapsandıklarında güzelliğe ve mutlağa erişir.

… benim avangardlığım daha ziyade, günümüzde tamamlanmış ve geri döndürülemez sayılan üretken emek figürüne bu geçişe kesin gözüyle bakıyor olmamdan kaynaklanıyordu: Canlı emek, ister entelektüel olsun ister duygulanımsal, maddi olmayan üretimden başka bir şey değildir.




Gianmarco’ya, Soyut Üzerine Mektup
(1 Aralık 1988)

23
liturji dinsel törenlerde usul ve sıra (ekşi)
 
24
Bu ölü gerçekliği, bu delice geçişi yaşamalıyız. Hapishaneyi nasıl hayatı yeniden olumlamanın paradoksal ve çok acımasız bir tarzı olarak yaşadıysak işte öyle.

26
Seyrine daldığımız, bir "doğa durumu" değil, fakat doğadışı, doğa sonrası, insansonrası, insandışı bir hal. ... Soyut, bizim doğamızdır; soyut, bizim emeğimizin niteliğidir; soyut, içinde var olduğumuz tek ortaklıktır. Soyutun dışında, çoktan ölmüş bir doğal yaşamın, mabedi olmayan bir dinin uygunsuzluğu vardır.


Carlo’ya, Postmodern Üzerine Mektup
(5 Aralık 1988)

33
Piyasanın iktidarı, tekilleşme ve birisi için ya da bir şey için değer arz etme olanağını yok etmiştir. Yaratıcılık kabuğuna çekilmiştir.


Giorgia’ya, Yüce Üzerine Mektup
7 Aralık 1988

40
Nasıl kaçınabiliriz onlardan? Nasıl kurtarabiliriz kendimizi bu canavarlardan? Piyasanın gerçekliğini ve çılgın içsel eğilimini onların en uç sonucuna dek götürerek …

41
yap-takçılık (bricolage)



Manfredo'ya, Kolektif Emek Üzerine Mektup
10 Aralık 1988

47
Anımsıyor musun; mühendisleri, işçileri ve psikologları taklit ediyorduk, işi parçalarına ayrıştırıyor, nesneleri mekanik olarak dağıtıp ardından yeniden birleştiriyor, küçük makineler inşa edip optik yanılsamalar üretiyorduk -sanatın bir tür uçarı Taylorizasyonu!

48
Kolektif emek tarafından inşa edilmiş, yeniden inşa edilmiş, yeniden biçimlendirilmiş bir gerçeklik, yapay, soyut bir boyut, her şeyi, ruhu ve bedeni, yaşamı ve ölümü istila etmiş ve her şeyin ötesinde soyut emeğin art arda birikimiyle bizzat doğanın yerini almış genel bir belirlenim.

52
"Sanat yeteneğini yalnızca tekil bireylere atfedip büyük kitlelerde yok etmek, iş bölümünün bir sonucudur." Karl Marx

Sanat her şeyden önce yeni bir varlığın sezinlenmesine izin veren yeni bir dilin kuruluşudur...

53
...sanatsal etkinliğin farklı çağdaş dönemleri ile bu dönemlere denk düşen emeğin örgütlenme biçimleri arasında(ki karşılıklılık)...

1848 - 1870  nitelikli işçinin devrimci mücadelesinin mal edici aşaması: gerçekçilik dönemi,
1871 - 1914  iş bölümünün derinleşmesi: izlenimcilik dönemi,
1917 -           sermayenin işçi kitleselleşmesini üretimin temeli olarak kabul etmek zorunda kalması
                     soyutlama dönemi,
1917 - 1929  soyutlama dışavurumcu ve deneyselci bir karakter taşır,
1929 - 1968  tek estetik boyut kitle-sanatı boyutudur
1968 -           neşe ve mutlak yaratım anı.






Massimo'ya, Güzel Üzerine Mektup
15 Aralık 1988

57
... bütün mesele, güzeli kuran bu varlık taşmasının/fazlalığının nereden geldiğini tanımlayabilmekten ibaret.

59
... varoluşun çamur deryası içinde güzelin peşine düşmek ve dolayısıyla, yeryüzüne inen melek ile onu çevreleyen sefalet arasındaki büyük farkı benimsetmek...

60
Sanat meleğin ürünü değildir, fakat tüm insanların melek olduğunun doğrulanmasıdır -ve her seferinde yeniden keşfedilmesidir.

... yapay ama yine de hakiki bir dünya. ... Sanat üretim tarzının içine sokulursa, onun kolektif emeğin diğer ürünlerine kıyasla özgüllüğü nedir? Belki de sanat bir artı-değere benziyor? ... Peki ya durum bu değilse, artı-değerden nasıl ayırt edeceğiz onu?

61
Bu değerler üretimde sermayenin elinden kaçıp kurtuluyor, ... Her şeyi örgütleme ve her şeye tahakküm etme, hiçbir şeyin, alternatif bir üretimin bile kaçıp kurtulmasına izin vermemek kaygısıyla, sermaye, sanattan da kendisine özgü bir üretici güç yaratmaya çabalar -fakat bu emeline çok daha az başarıyla ve her zaman büyük bir muğlaklıkla erişir: Bu, dekoratif sanatların, tasarımın, sanatsal yeniden üretimi vs. gelişiminin tarihidir.

62
Özgürleşmiş emek, varlığın taşmasının kolektif özü olan dildir.

63
Sanat, tabiri caizse, her zaman demokratiktir -onun üretici mekanizması, ortaklıklar, yeni ortaklıklar içinde bir araya gelen bir dil yetisi, sözcükler, renkler, sesler üretmesi anlamında demokratiktir.

64
Hakiki sanatçıyı üstün bir varlık olarak değerlendiriyoruz -fakat kolektif olmayan, ortaklaşacılık için olmayan üstün bir varlık yoktur. Sanatçıda kolektif, bir varlık taşmasını özgür kılar ve onu tekilleştirir: sanatçı bizzat bir sanat yapıtıdır. Ve varlık soyut ve yapay ise, sanatçı bizzat varlığın yeniden şekillendirilişi olacaktır.


Nanni'ye, İnşa Etmek Üzerine Mektup
18 Aralık 1988

66
mutadis mutandis gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra

... güzel, kendisini bir varlık taşması olarak sunan bir kolektif özgürleşme eyleminin ürünüdür...

Konstrüktivizm büyük şiirin ve büyük romanın yazgısıdır. Ama bugün, a fotiori olarak böyledir. Çünkü şiirsel işlevin aşılandığı, ekildiği bir dünya, hem anlam hem de değerler bakımından soyut, yapay, belirlenimsiz bir dünyadır. Dolayısıyla anlamlar, değerler, özneler ancak inşa edilebilirler.

a fortiori daha büyük bir kesinlikle, daha kesin olarak

67
... her sanatsal ifade günümüzde ancak soyut ve inşa edici olabilir. Sanatın bir ontolojisinin bugün olanaklı olduğu tek alan orasıdır.

68
... soyutlamadan ve her gerçekçi sanatsal deneyime özgü inşa edici faaliyetin kendini onda nasıl deneyimlediğinden söz edelim. İki yöntem var, biri çözümlemenin ve yeniden birleştirmenin yöntemi: bu, gerçekçiliğin ana kalıbıdır, klasiktir... Bu yönteme göre soyut, temel biçimlere ayrılıyor ve döngüsel olarak yeniden birleştiriliyor, bir makine ya da bir motor gibi...

69
İkinci yöntem kesinlikle punktur. Soyuta yaklaşım bu yöntemde artık analitik ya da yeniden birleştirilmiş değil, fakat ideal-tipik ve çoğalıp yayılandır...

punk yetmislerin basinda ingilterede ortaya cikmistir. gençlik alt-kulturleri icinde en ucuk olani. felsefesi: hiclik. ya da zobanin dedigi gibi "no future." ancak ingilterenin asi gencleri de sonunda sisteme yenik duser, ve punk moda olur...; düzensizlik, sonrasızlık, şimdilik, umursamazcılık...

Büyük gerçekçilik, günümüzde, birbirlerine olan mesafelerinde bölünen ve yeniden birleştirilen bu iki eğilim arasında yaşanmaktadır. Her ikisinde ve bunların kombinasyonlarında, gerçekçilik her şeyden önce özü itibarıyla inşa edicidir. Gerçekçilik dünyayı taklit etmeyen fakat onu yeniden inşa eden bir poetikadır.

71
Sanat kurucu bir iktidardır, ontolojik olarak kurucu bir güçtür. Sanat yoluyla, insani özgürleşmenin kolektif iktidarı kendi yazgısını önceden şekillendirir.

72
Ve sanatçı kendisini bağlanmış [angaje] saymazsa, o bir ikiyüzlüdür -ya da sanatçı değildir. Öte yandan, bağlanmanın ölçüsü kendini bir partiye ilişkilenme yoluyla değil fakat varlıkla ilişkilenme yoluyla gösterir -özgürleşmiş varlık içinde olmak gerekir, özgürleşmeden yana olmak gerekir, aksi takdirde sanat yoktur. ... o zaman tarafını seçmek acil hale gelir; sanat ve piyasa ham çatışan gerçeklikler olarak hem de öznel yapısal eğilimler olarak birbirinin karşısında yer alır.

73
... anlatısal bir model inşa edilmeli ve tüm sanatları pratik bir projenin birliği altında yeniden birleştirmek için bu modeli onların kat etmesi gerekli. İzlenmesi gereken yolun inşa edici büyük gerçekçiliğin yolu mu, yoksa punk'ın kutsallığı tasfiye eden, muhalif ve çoğalıp yayılan yolu mu olduğunu pek bilmiyorum.



Silvano'ya, Olay Üzerine Mektup
24 Aralık 1988

77
Özgürlüğe sahip olmak [özgürlükten zevk almak] için kitlenin emeğinin değerlenmesine yönelen etkinlik olarak sanat, emeğin kolektif kuvvetinin özgürleşmesi yoluyla bir varlık taşmasının inşası olarak sanat, o halde ancak kapitalist tahakkümün reddi olabilir.

78
Bir sanatçının kapitalist tahakkümü kabul etmesi yalnızca onun bilinçten yoksun olduğu ve söyleminin bir contradictio in adjecto temsil ettiği anlamına gelir. Başka zamanlarda, sermayenin tahakkümü henüz toplumun bütününe yayılmamışken; şiirsel öz-değerlemenin, kendisi için hala bir özgürlük yuvası muhafaza ettiği alanlar bulunabiliyordu. Sanatın keyfini çıkaran sınıfların kalburüstü sınıflar olması tesadüf değildir, tıpkı Marx'ın haklı bir şekilde gözlemlediği üzere: "İnsan zihinin genel güçlerinin gelişiminin koşulu olarak birilerinin çalışmaması". Nice sanatçı için, mesenliğin olumlu bir işlevinin olması da tesadüf değildir: bu, onların sermayenin köleleri olarak değil, tersine sermayeye hizmet etmek zorunluluğundan kurtulmuş olarak var olmalarını sağlamıştı.

79
Yücenin ötesine gitmek, soyutun ötesine gitmektir -doğal olana geri dönmek için değil ama soyutun içinde, soyuttan yeni bir dünya inşa etmek için. Yeni bir doğa, yeni bir iletişim ilişkisi.

82
Sanatçı, yeni varlık ve yeni anlamlar inşa eden kolektif eylem ile bu yeni kelimeyi varlığın inşasının mantığında sabitleyen özgürleşme olayı arasındaki aracıdır.

contradictio in adjecto yaklaşık olarak kendisiyle çelişmek ya da kavram kargaşası anlamlarında kullanılan, latice bir cümledir. bir nev'i oxymorondur; kavram olarak, "sıfat uyumsuzluğu, isim ve sıfat arasındaki uyumsuzluk ve çelişme" demektir.


Raul’a, Beden Üzerine Mektup
15 Aralık 1999

86
(Spinoza, Machiavelli, Galileo, Rönesans’ın şairleri, ressamları, mimarları, yayıncılar…): hepsi, bize insan tarafından “yaratılmış” [bir şeyin] masalını anlatmışlardı. Ama günümüzde beden yalnızca, üreten ve -sanat ürettiği için- bize genel olarak üretimin paradigmasını, yaşamın gücünü gösteren bir özne değil: beden artık içine sanatın ve üretimin kaydedildiği bir makine. İşte, biz postmodernlerin bildiği şey bu.

başkalaşım

poetika  yapilacak işin incelenmesi. poiein fiilinin techne sozcuguyle birleşmesinden oluşuyor ; poetika yalnız şiirle değil, tüm edebiyatla ilgili bir kavramdır. tek tek eserleri incelemeyi ve anlamlandırmayı değil, eserlerin ortaya çıkışındaki genel kaideleri tanımlamaya çalışır. poetikanın nesnesi edebiyat eserinin kendisi değil, onun özellikleridir ; her yazarın/şairin; "neden yazıyorum, niçin yazıyorum" sorularının cevabıdır. yazma isteğini dürtükleyen her neyse, onun yürekteki karşılığıdır.

88
başkalaşım, mutasyon, protez

90
… tıpkı biraz modern olanın ancak postmodern içinde kendini ifade edebilmesi gibi…

91
Postmodern nihayetinde sadece, kendini evrenselliğe dayatan tekilliktir…

93
İnşa edilmiş yeni tekillik, dünyanın başkalaşımının aletlerini kendi bedenine katmış olan tekil bir üretici haline geldiği ölçüde, evrensel ile ve daha genel olarak doğa ile ilgisini keser. Sanat, bedenlerin postmodern poetikası, zorunlu olarak doğa karşıtıdır. Bunun nedeni doğa karşıtı haline gelmesi değildir … Doğa; yorgunluk, ölüm, bağımlılık, tekrardır: Bunların hiçbiri başkalaşmış insanın yaratılışı olan yaratımın özgür şiirine karşılık gelmez.

95
… sanat bir avunma olmaktan çıkmıştır, herhangi bir aşkın ya da aşkınsal kutupsallığı temsil etmez olmuştur… Sanat yaşamdır, bedene katmadır, emektir…


Marie-Magdeleine’e Mektup, Biyo-politik Üzerine
15 Aralık 2001

(İki ay önce ziyaret edilen Venedik Bienali)

97
dışavurumcu bir kültürün bitişi

Mutlak içkinlik tarafından fethedilmiş bir dünyada sanat yapıtlarının var olmayı sürdürmesi nasıl mümkündür? Sanat yapıtlarında her zaman aşkın bir şey var gibi ama biliyoruz ki aşkınlık artık yok; Tanrı öldü.

98
Apaçık olan şey şuydu ki derin bir krizdeydik, ve üretim -buna sanatsal üretim dahil- artık boşa dönüyordu.

ex nihilio  yoktan…

99
Bundan nasıl kurtulunur? Bu çölü nasıl kat etmeliyiz, dünyanın bir kez daha neşeye açıldığını nasıl hayal edebiliriz?

102
Tanrı ölmüş olabilir ama kral ölmedi ve Leviathan’ı yeniden inşa edip kimlikler aracılığıyla bizi yeniden şekillendirip boğmaya uğraşıyor. Burada, yaratmak ve türetmek direniş biçimi haline gelir. Dahası bunlar, ıssızlıüğa terk ederek firar etme sanatının da -güç ve neşe arayarak başını alıp gitmek, aynı anda bu dünyanın hem içerisinde hem de onun dinamiklerinin dışarısında kalarak, kolektif anlam yaratarak, yeni ortak deneyimler icat ederek, başını alıp uzaklara gitmek- figürleridir.

Yaşadığımız bu çağda, artık avangardlar değil, kendimize, bize, yani çokluğa mal etmeye çalıştığımız bir varlık fazlası olacaktır…

103
... özerkliğin -sanatsal ifade arzusunun- çokluğun yaratıcı tarzda eylediği her yerde olduğu fikri. Hatta dahası: Yaşamın kendisini yeniden ürettiği her yerde sanat yaşamı kuşatır. ...
Hiç kuşkusuz bugün, (Beuys doğrudan tarzda, Serra ise yarattığı [demiourgos’u olduğu] geometrik biçimler aracılığıyla) bizi bir dünya teni içerisinde ikamet etmek zorunda bırakır çoğunlukla, bu dünya teni henüz biçimlendirilmemiştir… … -çünkü dilimiz henüz güdüktür, çünkü çokluğun bedeninin muktedir olduğu dili konuşmayı henüz beceremiyoruz. Gücümüz, kendimizi ifade etme kapasitemizden daha büyük. Sanatsal faaliyet çoğunlukla bu ifade eksikliği noktasında ya da modern ile postmodern arasındaki bu ikisi-arasındalık veya tabiri caizse fetret devri noktasında tıkanıyor.

fetret devri  osmanli imparatorlugunun kurulus doneminde yildirim beyazit'in olumunden sonra baslayan ve taht mucadelesiyle gecen kargasa sureci. her gun bir baska sehzadenin katledildigi kanli bir donemdir bu. (1402-1413)

104
Öznellikler; başka bir deyişle çokluğun eylemesi yoluyla tekilliği içinde kendisini gerçekleştiren her öznellik, bizzat çokluğun dönüşüm sürecine kendi tarzında katkı yapar. Her öznellik çoklukla ilişkisi vasıtasıyla, dil içinde sözcükler, toplumsal ilişkiler içinde lifler, emek içinde mallar doğurur. Çokluk kendi içinde dilin ürünlerini olduğu kadar toplumsal ilişkilerin ya da üretimin ürünlerini de güzel kılma kapasitesine sahiptir. Ve tüm bunların çokluğu bir küresel güzellik mertebesinde olgunlaştırması gerekir. Burada, pek çoklarının geçmişe yansıtarak yaşatmış olduğu bir mit vardır ve Hegel bunu Yunan uygarlığı ile özdeşleştirir…

Başkalaşımlar: Sanat ve Maddi Olmayan Emek

107
plastik ve figüratif sanat kavramını konumlandırma … Başka bir deyişle üretim tarzlarının yapısı ve gelişmesi arasındaki olanaklı bağı tanımlama…

108
sanatsal faaliyetin farklı dönemleri (sanatın “stil”i ve “poetikalar”ı …)

1848-1870                           sınıf mücadelesinin merkezi hale geldiği dönem   sanatsal ifadenin “gerçekçiliği” (Courbet ve Cézanne)
1871-1914                           patronlar cephesinde emeğin bölünmesi ve uzmanlaşması         izlenimcilik
1917-                     Ekim Devrimi          soyut biçim, soyutlama
1917-1929                           sömürünün mevcut gerçek belirlenimlerine kahramanca itiraz etmek                dışavurumcu
1929-1968                           saf inşa edici bir kapasiteyi öne süren üretim       tek sanatsal üretim kitle-sanatçının üretimi
1968                                      kitle-işçinin sonunu temsil eden dönem

112
“maddi olmayan emek”, “maddi olmamak”… artık soyutlamadan bahsetmek anlamına değil, aksine somutun içine, maddenin içine hakiki bir dalış anlamına gelir. O halde şimdi söz konusu olan, artık uzaktan görüş ya da ruhanilik değil, bedenlerin arasına batmadır, yani etin bir ifadesidir.

Sanatsal gelişim maddi olmayan ifadelerde (dilsel, işbirliğine dayalı, elektronik, bilişimsel ağlar) olduğu kadar biyo-politik ifadelerde de sunar artık kendini.

113
Sanatsal etkinliğin tüm üretimlerinin bu denli kolayca meta haline gelmesi bir tesadüf değildir ve tersine bakılırsa, bir ürünün, gerçekte kendisini bir icat olarak -yani sui generis bir üretim olarak, tekil bir indirgenemezlik olarak- sunması olgusu üzerine vurgu yapılırsa, ürüne değer kazandırılabilir. Sanat yapıtı her zaman birbirinden ayrılmazcasına iki şeydir; sermaye çağında üretilen her nesne gibi hem bir etkinlik hem de bir metadır.

Ve emek kuşkusuz üretim tarzlarının gelişimiyle hep daha bilişsel hale gelecek ölçüde ağır basacaktır.

sui generis  nevi sahsina munhasir; kendine özgü, hiçbir şeye benzemeyen

kunstwollen  sanatta girişkenlik ve üretkenliğin tavana vurması... ; 19. yy sonu, 20. yy basi viyana okulu sanat tarihcilerinden formalist alois riegl'in literature kazandirdigi terim. "sekillendirme maksadi, istegi" gibi bir anlama geliyor. … zamanin ruhunun bicimlendirdigi materyal kultur. … riegl kisaca diyor ki: insan, cevresini belirli bir sekilde algilamayi ister, pasif degildir, algisini ve bu algidan dogan eserleri kendisi sekillendirir. … sanat, dogal olanin taklidi degil, insanin gormek istedigi ideali yansitmasidir.

117
Bugün varoluşumuzda, yaratmak olgusunun doğa ile herhangi bir bağı söz konusu değildir ve alışıldık usullerimi terk edilirse, bunun artık bir yüceltme bile olmadığını kabul etmek gerekir. … emek gücü bilişsel olduğunda, sanatsal ifade arzusu her yerde kendini sunar; emekçi kitlesi tekil emekçiler çokluğuna dönüştüğünde, sanatsal eylem yaşam biçimlerine yatırım yaptığında ve bu yaşam biçimleri dünyanın eti haline geldiğinde.

(Bernard Stiegler) aslında antropojenezin ve teknojenezin birleşmeye yönelimini kavrıyor… Bilişsel emek, özneleri değişikliğe uğratan nesneler üretiyor … Kuran ve kurulu olan bir kez içeriyi dışarıya bağlayan kıvrımlar içinde dolaşıma sokuldu mu, “derin” herkese ifşa olabilir. ... çünkü teknik nesne kendisini tam da özne gibi sunar.

118
Tüm post-ların ötesine vardık... artık içinde doğal olan hiçbir şeyin varlığını sürdürmediği...

119
Biyo-politik emek çokluğa dayalı bir olaydır.

120
Özneler ve machinique nesneler arasındaki ilişkide kendisini yaratmaktan hiçbir zaman geri kalmayan "geri döndürülebilirlik" konusunda önceden altını çizdiğimiz gibi, canavar her birimizde yaşıyor ya da bu, üzerimizde etki edebilecek ve başkalaşımımıza doğrudan katılabilecek bir protezdir.

123
conatus ve cupiditas



.